<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>
                 <rss version="2.0" 
                 xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
                 xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" 
                 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" 
                 xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
                 <channel><title>Ordu Manşet Gazetesi</title>
                      <link>https://www.ordumanset.net/rss.xml</link>
                      <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.ordumanset.net/rss.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                      <language>tr</language>
                      <description>ORDU’NUN MANŞETİ</description>
                      <category>News</category>
                      <lastBuildDate>Sat, 18 Jul 2026 05:19:21 +0000</lastBuildDate>
                      <ttl>1</ttl>
                      <generator>Ordu Manşet Gazetesi - Haberler</generator>
                      <copyright>Copyright - 2026 - Ordu Manşet Gazetesi</copyright><item><title><![CDATA[Başhekim Uzm.Dr.Eser UYANIK’tan  Başarılı Yönetim]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ordumanset.net/haber-bashekim-uzmdreser-uyaniktan-basarili-yonetim-21004.html</guid>
                    <link>https://www.ordumanset.net/haber-bashekim-uzmdreser-uyaniktan-basarili-yonetim-21004.html</link>
                    <description><![CDATA[Ordu Devlet Hastanesi, tam donanımlı yapısı ve verdiği kaliteli hizmetle vatandaşların takdirini topluyor.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Ordu Devlet Hastanesi, tam donanımlı yapısı ve verdiği kaliteli hizmetle vatandaşların takdirini topluyor.

Başhekim olarak göreve başladığı günden bu yana, Ordu Bölgesindeki vatandaşların umudu oldu. Civar ilçelerden &nbsp; gelen hasta ve hasta yakınlarına büyük fedakarlık yaparak, herkesin mutlu bir şekilde hastaneden mutlu ayrılmasını sağlıyor.
Hizmete aşık olan Başhekim UYANIK’ın mesai saati gözetmeden tüm zamanını kentin sağlığı için ayırmaktadır.

Ordu Devlet Hastanesi, Başhekim Uzm. Dr. Eser UYANIK’ın göreve başlamasının ardından hastane kurumsal yapısını güçlendirerek sağlık hizmetlerinde örnek bir seviyeye ulaştı.

Göreve geldiği günden bu yana ekip ruhunu ön planda tutan ve hasta memnuniyetini merkeze alan bir yönetim anlayışı benimseyen Başhekim UYANIK , hastanenin tüm birimlerinde düzenli, şeffaf ve verimli bir çalışma ortamı oluşturdu.

Hastane genelinde temizlik, hijyen ve hasta güvenliği konularında önemli iyileştirmelere imza atıldı. Bu çalışmalar sonucunda hem hastalar hem de yakınları tarafından memnuniyet oranları belirgin şekilde arttı.

Ayrıca, sağlık personelinin motivasyonunu yükselten, kurum içi iletişimi güçlendiren uygulamalar sayesinde, sağlık hizmetleri aksamadan ve kesintisiz bir şekilde devam ediyor.

Başhekim ESER UYANIK ’ın vizyoner yönetimiyle, Ordu Devlet Hastanesi bugün sadece kentte değil, bölge genelinde de örnek gösterilen bir sağlık kurumu haline geldi.

İnsana dokunan yönetim anlayışı, kaliteli hizmet standardı ve güçlü kurumsal yapısıyla hastane, &nbsp;ordunun &nbsp;sağlık alanındaki gururu olmayı sürdürüyor.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ordumanset.net/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Başhekim Uzm.Dr.Eser UYANIK’tan  Başarılı Yönetim - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 22 Jan 2026 18:42:50 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ordumanset.net/images/haber/bashekim-uzmdreser-uyaniktan-basarili-yonetim-214440-20260122.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ordumanset.net/images/haber/bashekim-uzmdreser-uyaniktan-basarili-yonetim-214440-20260122.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ordumanset.net/images/haber/bashekim-uzmdreser-uyaniktan-basarili-yonetim-214440-20260122.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Emrah Çelenk Ordu İl Sağlık Müdürü Oldu]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ordumanset.net/haber-emrah-celenk-ordu-il-saglik-muduru-oldu-20987.html</guid>
                    <link>https://www.ordumanset.net/haber-emrah-celenk-ordu-il-saglik-muduru-oldu-20987.html</link>
                    <description><![CDATA[Ordu’da sağlık camiasını yakından ilgilendiren önemli bir atama gerçekleştirildi.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Uzman Dr. Emrah Çelenk, bir süredir vekâleten yürüttüğü Ordu İl Sağlık Müdürlüğü görevine asaleten atandı ve resmen görevine başladı.

Sağlık yönetimi alanında geniş bir tecrübeye sahip olan Dr. Çelenk, daha önce Ordu’da Gölköy, Gürgentepe ve Aybastı Devlet Hastanelerinde Başhekimlik görevlerinde bulundu. Görev süresi boyunca sağlık hizmetlerinin etkinliği ve hizmet kalitesinin artırılmasına yönelik çalışmalarıyla tanınan Dr. Çelenk, idari alandaki deneyimiyle dikkat çekiyor.

Uzman Dr. Emrah Çelenk’in İl Sağlık Müdürü olarak göreve başlamasıyla birlikte, Ordu genelinde sağlık hizmetlerinin daha planlı, koordineli ve etkin bir şekilde yürütülmesi, sağlık yatırımlarının hızlandırılması ve hizmet kalitesinin artırılmasına yönelik çalışmaların sürdürülmesi bekleniyor. ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ordumanset.net/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Emrah Çelenk Ordu İl Sağlık Müdürü Oldu - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 16 Dec 2025 18:26:55 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ordumanset.net/images/haber/emrah-celenk-ordu-il-saglik-muduru-oldu-212758-20251216.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ordumanset.net/images/haber/emrah-celenk-ordu-il-saglik-muduru-oldu-212758-20251216.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ordumanset.net/images/haber/emrah-celenk-ordu-il-saglik-muduru-oldu-212758-20251216.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Suyu İçerken Hariç, Kullanırken Cimri Olun!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ordumanset.net/haber-suyu-icerken-haric-kullanirken-cimri-olun-20889.html</guid>
                    <link>https://www.ordumanset.net/haber-suyu-icerken-haric-kullanirken-cimri-olun-20889.html</link>
                    <description><![CDATA[Uzm. Dr. Ali Coşkun'dan Stratejik Su Uyarısı]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Klinik Biyokimya Uzmanı Uzm. Dr. Ali Coşkun, artan nüfus ve iklim değişikliğinin beraberinde getirdiği su kıtlığının uluslararası çatışmalarda gizli bir etken haline geldiğini belirterek, suyun artık stratejik bir kaynak ve hedef olduğunu söyledi.

Dr. Coşkun, Anadolu topraklarının Kızılırmak, Yeşilırmak, Fırtına Deresi, Dicle ve Fırat gibi hayati su kaynaklarına ev sahipliği yaptığını; bu nehirlerin yalnızca Türkiye için değil, bölgedeki diğer ülkeler tarafından da yakından izlendiğini ve kontrol edilmek istendiğini dile getirdi. Coşkun, “Görünürdeki sebepler farklı olabilir; fakat gerçekte en kritik mesele su kaynaklarıdır” ifadelerini kullandı.

Su tasarrufu milli görevdir

Dr. Coşkun, suyun korunmasının çevresel bir sorumluluk olmanın ötesinde “milli bir görev” olduğunu vurguladı. Konuyla ilgili açıklamasında, su kullanımında tutumlu olunması gerektiğini söyleyerek, “Su içerken kana kana içelim; ama kullanırken, yıkarken, akıtırken cimri olalım. Çünkü bu toprakların kaderi, suyunu koruyabilenlerin elinde şekillenecektir” dedi.

Uzman, su tasarrufu konusunda hem bireysel hem de kurumsal düzeyde önlemler alınmasının önemine dikkat çekti. Su yönetimi politikalarının güçlendirilmesi, altyapı yenileme yatırımları, atık su arıtma tesislerinin yaygınlaştırılması ve toplumsal farkındalık çalışmalarının hızlandırılması gerektiğini kaydetti.

Dr. Coşkun, sözlerini şöyle tamamladı: “Suyunu koruyan, vatanını korur.” ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ordumanset.net/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Suyu İçerken Hariç, Kullanırken Cimri Olun! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 05 Aug 2025 06:22:07 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ordumanset.net/images/haber/suyu-icerken-haric-kullanirken-cimri-olun-092627-20250805.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ordumanset.net/images/haber/suyu-icerken-haric-kullanirken-cimri-olun-092627-20250805.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ordumanset.net/images/haber/suyu-icerken-haric-kullanirken-cimri-olun-092627-20250805.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Ordu Üniversitesi’ne Anne Dostu Hastane Belgesi]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ordumanset.net/haber-ordu-universitesine-anne-dostu-hastane-belgesi-20827.html</guid>
                    <link>https://www.ordumanset.net/haber-ordu-universitesine-anne-dostu-hastane-belgesi-20827.html</link>
                    <description><![CDATA[Ordu Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi “Anne Dostu Hastane” Unvanını Aldı]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ 
Ordu Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Sağlık Bakanlığı’nın yürüttüğü “Anne Dostu Hastane” programı kapsamında yapılan kapsamlı değerlendirmeler sonucunda “Anne Dostu Hastane” belgesi almaya hak kazandı.

Sağlık Bakanlığı Kamu Hastaneleri Genel Müdürlüğü Sağlık Hizmetleri Dairesi Başkanlığı Koruyucu Sağlık Hizmetleri Birimi’nden İlkay Zengin ve ekibi tarafından gerçekleştirilen değerlendirme sürecinde; gebelik öncesi ve doğum sonrası süreçlerin kalitesi, anne mahremiyeti ve hasta güvenliği, doğum ortamlarının fiziki koşulları ile personelin yaklaşımı ve iletişimi titizlikle incelendi.

Yapılan incelemelerin ardından, annelerin güvenli, saygılı ve konforlu doğum yapmalarını destekleyen uygulamalarıyla hastane tüm kriterleri başarıyla karşıladı ve bu önemli unvana layık görüldü.

Belge, İl Sağlık Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Dursun Tüzün’e Sağlık Bakanlığı heyeti tarafından takdim edildi. Dr. Tüzün, “Bu başarı, annelerimize hak ettikleri değeri vermek adına büyük bir adımdır. Emeği geçen tüm sağlık çalışanlarımıza teşekkür ediyor, kadınlarımız ve bebeklerimiz için en iyisini sunmaya devam edeceğiz,” ifadelerini kullandı.

Ordu Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi, “Anne Dostu Hastane” unvanıyla anne ve bebek sağlığına verdiği önemi bir kez daha ortaya koydu. ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ordumanset.net/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Ordu Üniversitesi’ne Anne Dostu Hastane Belgesi - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 04 Jun 2025 21:38:58 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ordumanset.net/images/haber/ordu-universitesine-anne-dostu-hastane-belgesi-004042-20250605.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ordumanset.net/images/haber/ordu-universitesine-anne-dostu-hastane-belgesi-004042-20250605.webp"/>
                    <enclosure url="https://www.ordumanset.net/images/haber/ordu-universitesine-anne-dostu-hastane-belgesi-004042-20250605.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Ordu'da Özel Hastaneler Masaya Yatırıldı! Geriatri Hastanesi ve Yaşam Köyleri Açılacak mı?]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ordumanset.net/haber-orduda-ozel-hastaneler-masaya-yatirildi-geriatri-hastanesi-ve-yasam-koyleri-acilacak-mi-20683.html</guid>
                    <link>https://www.ordumanset.net/haber-orduda-ozel-hastaneler-masaya-yatirildi-geriatri-hastanesi-ve-yasam-koyleri-acilacak-mi-20683.html</link>
                    <description><![CDATA[Ordu’daki sağlık hizmetlerinin değerlendirildiği toplantının ikincisi Vali Muammer Erol’un başkanlığında gerçekleştirildi.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ İlki 3 Şubat 2025 tarihinde yapılan ve kamuda sunulan sağlık hizmetleri değerlendirildiği toplantıdan sonra bugün de özel sağlık kuruluşlarının sunmuş olduğu sağlık hizmetleri değerlendirildi.

Valilik toplantı salonunda yapılan sağlık hizmetleri değerlendirme toplantısına, İl Sağlık Müdürü Dr. Öğrt. Üyesi Dursun Tüzün, ODÜ Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hakan Timur, SGK İl Müdürü Mehmet Yaşar Günay, İl Sağlık Müdürlüğü Birim Başkanları, Kamu ve Özel Hastanelerin Başhekimleri ile&nbsp;Ordu&nbsp;Diş Hekimleri Odası Başkanı Rana Oral katıldı. Toplantının başlangıcında bir sunum yapan İl Sağlık Müdürü Dr. Öğrt. Üyesi Dursun Tüzün, doktor randevularının daha kısa sürede alınabilmesi için yoğun çalışma yapıldığını söyledi.

&nbsp;

Tüzün, 11 Aralık 2024 tarihinde 33.211 olan MHRS sayısının, 13 Mart 2025 tarihinde 15.264’e düştüğünü belirterek, 46 branşın 29’unda aynı gün doktor randevusu verildiğini, 41 branşta 7 gün içerisinde randevu alınabildiğini, 46 branşın tamamında ise 14 gün içerisinde randevu verilebildiğini kaydetti.

Ordu’da sağlık hizmeti veren 5 özel hastane adına Ünye Özel Çakırtepe Hastanesi Başhekimi Dr. Ali Coşkun da bir sunum yaparak, Ordu’daki özel hastanelerin hasta yatağının %20’sini karşıladığını ifade etti.

Ordu’daki özel hastanelerin kamu hastanelerinin yükünü hafiflettiğini belirten Dr. Ali Coşkun, Ordu’nun hekim dostu bir il olması gerektiğine vurgu yaptı.

Dr. Ali Coşkun, Ordu’daki yaşlı nüfusun hızla arttığına dikkat çekerek, Ordu’ya Geriatri Hastanesi ve Geriatri Yaşam Köyleri açılması gerektiğini sözlerine ekledi.

Toplantı, ODÜ Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hakan Timur, Ordu Diş Hekimleri Odası Başkanı Rana Oral, kamu ve özel hastane başhekimlerinin Ordu’daki sağlık hizmetleri kalitesinin artırılması için yapılması gereken çalışmalar ve ihtiyaçları dile getirilmesiyle son buldu.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ordumanset.net/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Ordu'da Özel Hastaneler Masaya Yatırıldı! Geriatri Hastanesi ve Yaşam Köyleri Açılacak mı? - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 17 Mar 2025 20:34:09 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ordumanset.net/images/haber/orduda-ozel-hastaneler-masaya-yatirildi-geriatri-hastanesi-ve-yasam-koyleri-acilacak-mi-233559-20250317.png" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ordumanset.net/images/haber/orduda-ozel-hastaneler-masaya-yatirildi-geriatri-hastanesi-ve-yasam-koyleri-acilacak-mi-233559-20250317.png"/>
                    <enclosure url="https://www.ordumanset.net/images/haber/orduda-ozel-hastaneler-masaya-yatirildi-geriatri-hastanesi-ve-yasam-koyleri-acilacak-mi-233559-20250317.png" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Ordu’daki Sağlık Hizmetleri Değerlendirildi]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ordumanset.net/haber-ordudaki-saglik-hizmetleri-degerlendirildi-20632.html</guid>
                    <link>https://www.ordumanset.net/haber-ordudaki-saglik-hizmetleri-degerlendirildi-20632.html</link>
                    <description><![CDATA[Vali Muammer Erol başkanlığında, İl Sağlık Müdürlüğü tarafından İlimizdeki sağlık yatırımları ve hizmetleri ile ilgili olarak basın mensuplarını bilgilendirme toplantısı düzenlendi.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ T.C. ORDU VALİLİĞİ
Ordu’daki Sağlık Hizmetleri Değerlendirildi
03.02.2025
 
 
Vali Muammer Erol başkanlığında, İl Sağlık Müdürlüğü tarafından İlimizdeki sağlık yatırımları ve hizmetleri ile ilgili olarak basın mensuplarını bilgilendirme toplantısı düzenlendi.
 
Ordu Valiliği Makam Toplantı Salonunda gerçekleştirilen toplantıda, Vali Muammer Erol, İl Sağlık Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Dursun Tüzün, Ordu Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hakan Timur, İl Sağlık Müdürlüğü Personel Hizmetleri Başkanı İmdat Belen, Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanı Uzm. Dr. Emrah Çelenk, Sağlık Hizmetleri Başkanı Dr. Muhammet Yasin Ergül, Destek Hizmetleri Başkanı Ömer Tok, Kamu Hastaneleri Hizmetleri Başkanı Uzm. Dr. Özerhan Özer ile kamu ve özel hastane yöneticileri hazır bulundu.
 
Ordu’daki sağlık kurum ve kuruluşlarında sağlık hizmetlerinin değerlendirildiği toplantıda basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Vali Muammer Erol, ”Biz yaklaşık 7-8 aydır, her aybaşında ilin güvenliğiyle, asayişiyle ilgili durumu ve rakamları basın aracılığıyla paylaşıyor ve olmazsa olmaz olan güvenlik mevzunda durumumuzun ne olduğunu ifade etmeye çalışıyoruz. Peki, sağlıkla ilgili durumumuz nedir? Sağlık konusunda da basın, medya aracılığı ile insanlarımızla paylaşırsak hem kamuoyuna açık, her boyutuyla da denetlenebilir, ölçülebilir, sonuçları değerlendirilebilir bir sağlık hizmeti götürüp götürmediğimiz konusunda kamuoyunun bilgilendirilmesi hem de bizim kendimizi onların gözünden bir kez daha görme, test etme adına bir fırsatta olur diye düşündük” dedi.
 
İl Sağlık Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Dursun Tüzün, “Ordu’da hastanelerde 6.067.502, aile hekimliği ve toplum sağlığı merkezlerinde 3.294.755 olmak üzere toplam 9.362.257 hastaya bakıldı. Acil servislere ise 1.642.677 hasta başvuruda bulunmuştur. Ağız ve Diş sağlığı merkezlerinde 370.206 hasta muayene edilmiştir. Sağlık ailemize 146 uzman tabip,1 uzman diş tabibi,218 pratisyen tabip,18 diş tabibi,17 tıbbi sekreter katıldı. MRHS kapasitesini bir önceki yıla göre yüzde 90 artırarak 2.182.726 ya çıkardık. Kamu hastanelerinde 132.205 ameliyat gerçekleştirildi. Evde sağlık hizmetlerinde ise 94.196 hasta ziyaret edildi” dedi.
 
İl Sağlık Müdürü Tüzün, Ordu’daki sağlık kurum ve kuruluşlarında yapılan hizmetleri, tedavi kapasitelerinin artırılması için planlanan çalışmalarla ilgili İl Sağlık Müdürlüğünce bir sunum yapılacağını söyleyerek, önümüzdeki ay içerisin de özel sağlık kuruluşlarının ilimizde sundukları sağlık hizmetleri ile ilgili sunum yapacaklarını ifade etti.
 
Toplantı, daha sonra İl Sağlık Müdürlüğü Personel Hizmetleri Başkanı İmdat Belen, Kamu Hastaneleri Hizmetleri Başkanı Özerhan Özer, Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanı Uzm. Dr. Emrah Çelenk, Sağlık Hizmetleri Başkanı Dr. Muhammet Yasin Ergül ve Destek Hizmetleri Başkanı Ömer Tok tarafından yapılan sunumlarla devam etti.
 
İl Sağlık Müdürlüğü Personel Hizmetleri Başkanı İmdat Belen, Ordu da Kamu ve özel olmak üzere 18 sağlık kuruluşu bulunduğunu yatak sayısının ise 2. 261 olduğunu söyleyerek, “31 Uzman Hekim 1. basamakta görev yapmaktadır. Ordu Eğitim Araştırma Hastanesinde 116 Akademisyen, 187 Asistan hekim, aktif olarak ise 388 Uzman Hekim görev yapmaktadır” dedi.
 
Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanı Uzm. Dr. Emrah Çelenk; halk sağlığı hizmetleri, aile hekimliği, bebek ölümlerinde temel nedenler, gebe-bebek izlenimleri, yenidoğan tarama programı, en sık görülen bildirimi zorunlu hastalıklar, il geneli skolyoz hasta sayıları, ketem faaliyetleri, çevre sağlığı hizmetleri, içme ve yüzme suyu analizleri, İl Sağlık Müdürlüğü Sağlık Hizmetleri Başkanı Dr. Muhammet Yasin Ergül; acil sağlık hizmetlerinde ambulansın kırsal ve kentte vakada kalma süresi, hastaneye nakilde geçen süre, hasta transfer durumu, personel eğitim durumu, Umke, Destek Hizmetleri Başkanı Ömer Tok; inşaatı devam eden yatırımlar, Ordu Şehir Hastanesi, Gölköy, Çaybaşı, Çatalpınar, Kabataş Devlet Hastaneleri inşaatında son durum, proje aşamasındaki yatırımlar, arsa aşamasındaki yatırımlar ile ilgili bilgi verdi.
 
Ömer Tok, “2. ve 3. basamak Evde Sağlık Hizmetinde de il genelinde toplamda 5794 kayıtlı hasta bulunmakta olup bakanlık ülke genelinde her hasta için ayda en az 3 sefer ziyaret edilmesi istenmektedir. Bu da toplamda ayda 17.382 sefer ziyaret yapmaktadır. Bu nedenle mevcut hizmetin sağlanabilmesi için araç hibe veya kurumlar arası görevlendirme talep etmekteyiz” diye konuştu.
 
Toplantı, ODÜ Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hakan Timur, kamu ve özel hastane başhekimlerinin Ordu’daki sağlık hizmetleri kalitesinin artırılması için yapılması gereken çalışmalar ve ihtiyaçları dile getirilmesiyle son buldu. ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ordumanset.net/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Ordu’daki Sağlık Hizmetleri Değerlendirildi - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 03 Feb 2025 20:33:07 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ordumanset.net/images/haber/ordudaki-saglik-hizmetleri-degerlendirildi-233724-20250203.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ordumanset.net/images/haber/ordudaki-saglik-hizmetleri-degerlendirildi-233724-20250203.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.ordumanset.net/images/haber/ordudaki-saglik-hizmetleri-degerlendirildi-233724-20250203.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[ORDU’DA BİR İLK ]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ordumanset.net/haber-orduda-bir-ilk-20603.html</guid>
                    <link>https://www.ordumanset.net/haber-orduda-bir-ilk-20603.html</link>
                    <description><![CDATA[Ordu Üniversitesi (ODÜ) Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniğinde bir ilk gerçekleşti
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Jinekolojik kanser hastalarına müjde niteliğinde bu operasyon artık Ordu’da da yapılabiliyor. İşlemi gerçekleştiren Ordu Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi doktorlarından Jinekolog Onkolog Op.Dr. Fatma Özmen konu ile ilgili olarak şu bilgiyi verdi: Endometrium (rahim duvarı) kanseri, en sık görülen jinekolojik kanserdir. Kadınlarda tüm kanserlerin tedavisinde Sentinel lenf nodu yöntemi, kanser hücrelerinin ilk olarak yayıldığı lenf nodunu belirlemeye yönelik bir tekniktir.Bu yöntemin temel amacı, tüm lenf nodlarının çıkarılması yerine, sadece kanserin ilk yayıldığı lenf bezinin çıkarılması ve incelenmesidir. Hastalık yayılımı tahmin etmek ve uygun tedaviyi düzenlemek için yapılan bu işlemle hasta konforu artmakta ve cerrahi riskleri oldukça azalmaktadır.” Ayrıca Ordu Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı ve Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Başkanı, Eğitim Sorumlusu Prof. Dr. Hakan Timur “Bu tür yenilikçi ve teknolojik operasyonların hastanemizde gerçekleşmesinin çok önemli olduğunu ifade ederek Op.Dr. Fatma Özmen’e ve Kadın Hastalıkları ve Doğum ekibine teşekkürlerini sundu. Bu başarının, uyumlu ve güzel bir ekip olmaktan geçtiğini ifade eden Prof. Dr. Hakan Timur, şehir hastanesinin açılması ile birlikte bu ve buna benzer son teknolojik operasyonlarının sayısının artarak devam edeceğini belirtti.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ordumanset.net/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[ORDU’DA BİR İLK  - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sun, 12 Jan 2025 18:23:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ordumanset.net/images/haber/orduda-bir-ilk-212457-20250112.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ordumanset.net/images/haber/orduda-bir-ilk-212457-20250112.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.ordumanset.net/images/haber/orduda-bir-ilk-212457-20250112.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Yılda bir kez HIV testi yaptırılmalı]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ordumanset.net/haber-yilda-bir-kez-hiv-testi-yaptirilmali-20550.html</guid>
                    <link>https://www.ordumanset.net/haber-yilda-bir-kez-hiv-testi-yaptirilmali-20550.html</link>
                    <description><![CDATA[HIV/AIDS’in önlenmesinde tanı testlerinin yaygınlaşmasının etkili olacağını belirten Karapınar, sağlıklı her kişinin yılda bir kere HIV testi yaptırması gerektiğinin altını çizdi.

]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından AIDS Farkındalık Haftası kapsamında düzenlenen etkinlikte, özellikle damgalanma ve etiketlenme gibi sosyal sorunların ve endişelerin hastalığın yayılmasında en büyük etken ve tedaviye ulaşmada en büyük engel olduğu vurgulandı. Kırmızı Kurdele Derneği Kurucusu, Tedavi Aktivisti, Topluluk Yazarı Arda Karapınar, hastalığın yayılmasındaki en büyük etkenin bilgisizlik olduğunu söyledi. Karapınar, “Tek kişinin tanı alması ve tedaviye ulaşması, o zinciri kırmak anlamına geldiği için aslında etkili bir yöntem. Tedavinin kendisi aslında bir önleme yöntemi” dedi. HIV/AIDS’in önlenmesinde tanı testlerinin yaygınlaşmasının etkili olacağını belirten Karapınar, sağlıklı her kişinin yılda bir kere HIV testi yaptırması gerektiğinin altını çizdi.

İstanbul Atlas Üniversitesi Vadi Kampüs Prof. Dr. Ralph A. DeFronzo Oditoryumu’nda düzenlenen “Tanısından 40 Yıl Sonra Neden Hala HIV/AIDS Konuşuyoruz?”, “Damgalanma ve Ayrımcılığı Çözmeden HIV ve AIDS’i Sonlandırabilir miyiz?” başlıklı etkinlikte hastalığın teşhis ve tedavi süreci ile önlenmesine ilişkin değerlendirmeler yapıldı.

Prof. Dr. Selim Badur: “Ayrımcılık ve dışlamayla mücadele AIDS’le mücadelenin bir parçası oldu”

Etkinliğin açılış konuşmasını yapan Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selim Badur, AIDS’in bir enfeksiyon hastalığı olduğunu belirterek “AIDS 1980’li yılların başında ilk kez tanımlanan bir enfeksiyon hastalığı. Bugünkü etkinliğimizin ana teması olan damgalanma ve ayrımcılık konusu önemli. Virüsle tıbbi mücadele kadar özellikle sosyal yönü de gündeme damgasını vurdu. AIDS’in sosyal yönünün irdelenmesi sadece merak gidermek için değil, bu konu ayrımcılığı, dışlamayı ve ötekileştirmeyi beraberinde getirdi. Bunlarla mücadele de AIDS’le mücadelenin önemli bir parçası oldu” dedi.

Türkiye’de resmi verilere göre, 48 bin 273 HIV pozitif var

Kırmızı Kurdele Derneği Kurucusu, Tedavi Aktivisti, Topluluk Yazarı Arda Karapınar, hastalığın Türkiye’deki genel durumuna ilişkin veriler paylaştığı konuşmasında Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre, Kasım 2024 itibarıyla 1985 yılından bu yana 2 bin 438 AIDS evresi olgu olmak üzere toplam 48 bin 273 kişinin HIV pozitif tanısı aldığını söyledi.&nbsp;

Artışın en temel sebebi bilgisizlik

Resmi veriler doğrultusunda HIV pozitif sayısında artış olduğunu belirten Karapınar, Türkiye’de HIV ile yaşayan kişi sayısının gerçekte mevcut sayının en az 2 katı, hatta 3 katı olabileceğinin tahmin edildiğini söyledi. HIV/AIDS sayısındaki artışın nedenlerinin sorulduğu Karapınar, “Virüs belirli gruplar içerisinde vardır. O gruptaki insanlar tedaviye erişememişlerdir, tanı alamamışlardır ya da önleme araçlarına erişimleri yoktur. Bence en büyük sebep, bilgisizliktir. İnsanlarda eğer test yaptırma bilinci yoksa ya da buna ilişkin bir harekete geçme iradesi yoksa ki bu irade de bilgiyle oluşuyor. O zaman virüsün zinciri hem kırılmamış oluyor hem de daha dar bir alanda daha fazla insana ulaşmış oluyor. Ama oradaki tek kişinin tanı alması ve tedaviye ulaşması o zinciri kırmak anlamına geldiği için aslında etkili bir yöntem. Tedavinin kendisi aslında bir önleme yöntemi. Yani yayılmadaki esas neden bilgisizlik” diye konuştu.

Yılda bir kere HIV testi yaptırılmalı

Karapınar, HIV/AIDS’in önlenmesinde tanı testlerinin yaygınlaşmasının etkili olacağını belirterek sağlıklı her kişinin yılda bir kere HIV testi yaptırması gerektiğinin altını çizdi.

Damgalanma endişesi tedaviye ulaşmada en önemli engel

Hastalığın tedavi yöntemlerinin ele alındığı etkinlikte, özellikle damgalanma ve etiketlenme gibi sosyal sorun ve endişelerin hastalığın yayılmasında en büyük etken ve tedaviye ulaşılmasında en büyük engel olduğu vurgulandı.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ordumanset.net/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Yılda bir kez HIV testi yaptırılmalı - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 05 Dec 2024 11:37:06 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ordumanset.net/images/haber/yilda-bir-kez-hiv-testi-yaptirilmali-143829-20241205.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ordumanset.net/images/haber/yilda-bir-kez-hiv-testi-yaptirilmali-143829-20241205.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.ordumanset.net/images/haber/yilda-bir-kez-hiv-testi-yaptirilmali-143829-20241205.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Bağırsak sağlığı psikolojiyi etkiliyor]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ordumanset.net/haber-bagirsak-sagligi-psikolojiyi-etkiliyor-20539.html</guid>
                    <link>https://www.ordumanset.net/haber-bagirsak-sagligi-psikolojiyi-etkiliyor-20539.html</link>
                    <description><![CDATA[İnsan vücudunda yaşayan bakteri, mantar, virüs ve protozoa gibi trilyonlarca mikroorganizmanın tümünü ifade eden mikrobiyota, sağlıklı bir vücut için kritik bir öneme sahip.
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Sağlıklı bir mikrobiyota için özellikle lif ve probiyotik açısından zengin ve fermente gıdalar içeren dengeli ve çeşitli bir diyet, aşırı antibiyotik kullanımından kaçınma, düzenli egzersiz ve stres yönetiminin önemli olduğunu paylaşan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Melih Özel “Sağlıklı bir mikrobiyota sindirim sağlığını destekler, bağışıklık sistemini güçlendirir, enflamasyonu azaltır ve ruh sağlığını olumlu etkiler” dedi.

İnsan bağırsak mikrobiyotası, gıdaların sindirimi, bağışıklık sisteminin desteklenmesi, bazı vitaminlerin sentezlenmesi ve biyolojik modifikasyonu, sağlıklı bağırsak fonksiyonları, iltihabi değişikliklerin önlenmesi, ideal vücut ağırlığının korunması, beyin işlevleri, bazı kalp damar hastalıkları ve ruh sağlığı gibi çok farklı vücut fonksiyonlarının yerine getirilmesinde önemli roller üstleniyor.

Mikrobiyom kişiye özel&nbsp;

Mikrobiyotayı oluşturan mikroorganizmaların genomlarının toplamını ifade eden mikrobiyomun aynı zamanda, zararlı patojenlerle mücadele ederek vücut sağlığını korumaya yardımcı olduğunu paylaşan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Melih Özel “Mikrobiyom kişiden kişiye farklılık gösteriyor. Bu farklılıklar genetik özellikler, doğum şekli, kişinin immün yanıt kapasitesi, diyet, antibiyotikler dahil pek çok ilaç, enfeksiyonlar ve çevresel mikrop maruziyetleri gibi faktörlerden etkileniyor. Ayrıca yaş ve cinsiyet de mikrobiyomu etkiliyor” diye konuştu.

Bağırsak sağlığı obezite ile doğrudan ilişkili

Son zamanlardaki çalışmaların bağırsak mikrobiyotasındaki farklılıkların ve bileşimindeki değişimin, obezite ile ve obezite ilişkili hastalıkların ortaya çıkışında da önemli olduğunun düşünüldüğünü vurgulayan Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Melih Özel “Obez kişilerin bağırsağında bazı bakteri türlerinin azalması, belli bazı bakteri türlerinin artması ve bakteriyel çeşitliliğin azalması gibi değişiklikler gözlemlenebiliyor. Kilo verilmesi ile bu değişikliklerin geriye döndüğü de görülüyor” açıklamasında bulundu.

Antibiyotik kullanımı mikrobiyota dengesini bozabilir


Antibiyotiklerin zararlı bakterileri öldürmesinin yanı sıra yararlı bakterileri de yok edebildiğini, bunun da mikrobiyota dengesinin bozulmasına yol açabildiğini hatırlatan Prof. Dr. Melih Özel “Bu durum, antibiyotik sonrası ishallere, mantar enfeksiyonlarına ve uzun vadede antibiyotik direncine neden olabilir. Mikrobiyomun toparlanması ve eski dengesine dönmesi aylar, hatta yıllar sürebilir. Bu nedenle de antibiyotikler sadece doktor önerisi ile ve doğru dozda kullanılmalı. Soğuk algınlığı veya grip gibi viral enfeksiyonlarda antibiyotikler işe yaramaz. Bu nedenle gereksiz yere kullanılmamalı” diye konuştu.

Mikrobiyota mental sağlığı etkiliyor

Mikrobiyotanın mental sağlık üzerinde de etkili olduğunun düşünüldüğüne dikkat çeken Prof. Dr. Melih Özel, “İnsan vücudunda bağırsak-beyin ekseni olarak bilinen bir bağlantı var. Hem bu eksenin işlevlerinin düzgün olmasının hem de bağırsaklardaki bakterilerin varlığı ve çeşitliliğinin insanın ruh halini etkileyebileceği düşünülüyor. Şu an için sağlıklı bir diyet, düzenli fiziksel aktivite ve stres yönetimi teknikleri, mikrobiyom sağlığını korumanın ve dolaylı olarak mental sağlığı desteklemenin en etkili yolları olarak kabul edilebilir” dedi.

Mikrobiyota değişimleri bağırsak fonksiyon bozukluklarına neden olabilir


Disbiyozisin yani mikrobiyom dengesizliklerinin bağırsaklarda fonksiyonel bozukluklara neden olabildiğini vurgulayan Prof. Dr. Melih Özel, “Mikrobiyomun sağlığı, bağırsak hareketlerini ve mukozal bariyer fonksiyonunu etkileyerek bu tür durumların ortaya çıkmasında rol oynar. Disbiyozis, bağırsak hareketlerini düzenleyen mekanizmaları etkileyerek yararlı bakterilerin azalmasına ve zararlı bakterilerin artmasına, böylelikle bağırsak hareketlerinin düzensizleşmesine neden olabilir. Bu durum, bağırsaklarda işlev bozukluklarına yol açabilir” şeklinde konuştu.

&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ordumanset.net/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Bağırsak sağlığı psikolojiyi etkiliyor - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 21 Nov 2024 13:33:41 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ordumanset.net/images/haber/bagirsak-sagligi-psikolojiyi-etkiliyor-163408-20241121.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ordumanset.net/images/haber/bagirsak-sagligi-psikolojiyi-etkiliyor-163408-20241121.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.ordumanset.net/images/haber/bagirsak-sagligi-psikolojiyi-etkiliyor-163408-20241121.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Akışı Bozan Duraklamalar ve Tekrarlar]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ordumanset.net/haber-akisi-bozan-duraklamalar-ve-tekrarlar-20538.html</guid>
                    <link>https://www.ordumanset.net/haber-akisi-bozan-duraklamalar-ve-tekrarlar-20538.html</link>
                    <description><![CDATA[Kekemeliğin konuşmanın akıcılığının bozulması ile karakterize olan bir konuşma bozukluğu olduğunu belirten uzmanlar, 2 ila 7 yaşları arasında görünür hale geldiğini söylüyor.

]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Kekemeliğin konuşmanın akıcılığının bozulması ile karakterize olan bir konuşma bozukluğu olduğunu belirten uzmanlar, 2 ila 7 yaşları arasında görünür hale geldiğini söylüyor.

Kekemeliğin kesin nedenlerinin tam olarak bilinmediğini aktaran Dil ve Konuşma Terapisti Hazel Ezgi Dündar, “Kekemelikte genetik, nörolojik ve çevresel faktörlerin etkili olduğu düşünülüyor. Cümle üretimleri başladığında çocukların konuşmalarındaki akışı bozan duraklamalar, tekrarlar ve uzatmalar kekemeliğin belirtileri olabilir.” dedi. Dil ve konuşma terapisinin, kekemeliğin yönetilmesinde oldukça etkili bir yöntem olduğuna dikkat çeken Hazel Ezgi Dündar, kekeme bireylerin yakınlarına da iletişim sürecinde sabırlı olmalarını önerdi ve kekemeliği değil mesajı anlamaya çalışmanın önemini vurguladı.

Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Uzman Dil ve Konuşma Terapisti Hazel Ezgi Dündar, kekemelik hakkında bilgi verdi ve ailelere önerilerde bulundu.

Kekemelik kişinin kendini ifade etmesini ve sosyalleşmesini zorlaştırabilir

Konuşmanın akıcılığının bozulması ile karakterize olan bir dil ve konuşma bozuklu olan kekemeliğin genellikle ses, hece veya kelimelerin tekrar edilmesi, uzatılması veya aralarında duraklamalar olması şeklinde kendini gösterdiğini dile getiren Dil ve Konuşma Terapisti Hazel Ezgi Dündar, “Bu durum, kişinin kendini ifade etmesini, sosyalleşmesini ve günlük hayatını zorlaştırabilir.” dedi.

Kekemeliğin nörogelişimsel bir farklılık olduğunu vurgulayan Hazel Ezgi Dündar, “Görünür hale gelmesi genellikle 2 ila 7 yaşları arasında dil gelişimi sürecinde olur. Cümle üretimleri başladığında çocukların konuşmalarındaki akışı bozan duraklamalar, tekrarlar ve uzatmalar kekemeliğin belirtileri olabilir.” açıklamasını yaptı.

Kekemeliği olan bir kişiye karşı sabırlı olunmalı…

Kekemeliğin kesin nedenlerinin tam olarak bilinmediğini aktaran Dil ve Konuşma Terapisti Hazel Ezgi Dündar, “Kekemelikte genetik, nörolojik ve çevresel faktörlerin etkili olduğu düşünülüyor. Kekemelik aniden ortaya çıkmaz fakat çevresel stres, travma veya ani dil gelişimi gibi durumlarda görünürlüğü artabilir.” dedi.

Dil ve konuşma terapisinin, kekemeliğin yönetilmesinde oldukça etkili bir yöntem olduğuna dikkat çeken Hazel Ezgi Dündar, şunları söyledi:

“Kişinin ve kekemeliğin özellikleri dikkate alınarak belirlenen doğru terapi yöntemleri ile kişiye kekemelikle başa çıkma becerilerini geliştirmeye yönelik stratejiler sunulur ve iletişimde rahatlaması sağlanır.

Kekeme bireylerin aileleri ve yakınları da onlarla iletişim kurarken dikkatli davranmalı. Kekemeliği olan bir çocuğa sabırlı ve destekleyici bir tutumla yaklaşılmalı. Konuşurken acele ettirilmemeli ve ne söylemek istediği sabırla beklenmeli. İyi niyetle yardım amaçlı söylenen ‘nefes al, yavaş konuş’ gibi ifadeler genellikle zaman baskısı ve stres yaratabilir, bu nedenle bu tür yorumlardan kaçınılmalı. Kişiye ve söylediklerine odaklanmak, kekemeliği değil mesajı anlamaya çalışmak önemlidir.”

Kekemelik akademik performansı dolaylı olarak etkileyebilir!

Kekemeliğin, bireyin öğrenme kapasitesini doğrudan etkilemediğine değinen Dil ve Konuşma Terapisti Hazel Ezgi Dündar, “Ancak örneğin sınıf ortamında kendini ifade etmede zorluklar yaşanabileceğinden ya da bu zorluklardan kaçınmak istemek sebebiyle sahip olunan potansiyel sergilenemeyeceğinden akademik performansı dolaylı olarak etkileyebilir.” dedi.

Kişinin konuşmasına değil, kendisine odaklanılmalı&nbsp;

Etrafında kekemelik rahatsızlığı yaşayan kişilere de önerilerde bulunan Dil ve Konuşma Terapisti Hazel Ezgi Dündar, sözlerini şöyle tamamladı:

“Her birimizin farklılıkları olduğu göz önünde bulundurularak kekemelik yaşayan bireylere de gerekli saygı ve anlayışla yaklaşılmalı. Onları yargılamadan dinlemek, konuşmaları üzerinde baskı kurmamak ve olumlu iletişim ortamları yaratmak önemli. Bu noktada pek çok özellik, kıymet ve potansiyel barındıran bir kişinin yalnızca konuşmasındaki kekemeliğe odaklanmanın doğru olmadığı, odağımızın kişinin kendisi olması gerektiği unutulmamalı.” Doi numarası: https://doi.org/10.32739/uha.id.57505

&nbsp;

&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ordumanset.net/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Akışı Bozan Duraklamalar ve Tekrarlar - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 21 Nov 2024 13:31:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ordumanset.net/images/haber/akisi-bozan-duraklamalar-tekrarlar-ve-uzatmalar-kekemelik-belirtisi-olabilir-163200-20241121.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ordumanset.net/images/haber/akisi-bozan-duraklamalar-tekrarlar-ve-uzatmalar-kekemelik-belirtisi-olabilir-163200-20241121.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.ordumanset.net/images/haber/akisi-bozan-duraklamalar-tekrarlar-ve-uzatmalar-kekemelik-belirtisi-olabilir-163200-20241121.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[CHECK-UP KORKUSU SAĞLIĞI RİSKE ATIYOR]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ordumanset.net/haber-check-up-korkusu-sagligi-riske-atiyor-20537.html</guid>
                    <link>https://www.ordumanset.net/haber-check-up-korkusu-sagligi-riske-atiyor-20537.html</link>
                    <description><![CDATA[“Acaba hastalık çıkar mı?” ya da “Ben iyiyim, bir şeyim yok.” gibi cümleleri sıkça kurarak gidilmeyen check-up ve diğer tarama yöntemleri, geri dönülmez sonuçlar doğurabiliyor.

]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ “Acaba hastalık çıkar mı?” ya da “Ben iyiyim, bir şeyim yok.” gibi cümleleri sıkça kurarak gidilmeyen check-up ve diğer tarama yöntemleri, geri dönülmez sonuçlar doğurabiliyor.

Sağlıklı yaşamın ve bütünsel sağlığın en önemli tamamlayıcıları, check-up veya diğer vücut tarama yöntemleridir. Özellikle ciddi hastalıkların erken teşhisi ve vücudun eksiklerini bilmek açısından bu tür tıbbi yöntemler büyük önem taşıyor.

Herkes sağlıklı bir yaşam sürmek ister, ancak bazı insanlar check-up yaptırmaktan kaçınır. Bunun temel sebebi, "Bir hastalık bulunursa?" korkusudur. Bu durum, tıbbi açıdan "hastalık fobisi" veya "tanı korkusu" olarak da adlandırılabiliyor. Ancak bu korkunun altında yatan nedenleri ve sonuçlarını anlamak, daha bilinçli bir yaklaşım benimsemek için önemlidir.

Check-Up’tan Korkmanın Psikolojik Nedenleri

İnsanların check-up gibi sağlık taramalarını yaptırmaktan kaçınmalarının altında çeşitli psikolojik nedenler olduğuna dikkat çeken Acıbadem LifeClub Sağlık Hizmetleri’nden Uzm. Klinik Psikolog Cansu Karaman, “Bu davranışlar çoğunlukla kaygı, korku ve kontrol kaybı gibi duygusal tepkilerle şekillenir. Öncelikle sağlıkla ilgili testler, özellikle de henüz belirti göstermeyen hastalıkları ortaya çıkarma riski taşıdığından, kişiler çoğunlukla bu tür taramalardan kaçınmayı tercih ederler. Sağlık durumu hakkında bir şey öğrenmek, özellikle de kötü bir şey öğrenmek, kişiyi belirsizliğe ve kaygıya sürükleyebilir. Bu kaygı, kişinin psikolojik olarak hazır olmadığı bir durumu kabullenme zorluğundan kaynaklanır. Erken teşhis, çoğu zaman tedavi imkânı sağlasa da kişinin hayatını tamamen değiştirecek bir bilgiye sahip olması stres yaratabilir. Bu yüzden insanlar, sağlıkları iyi olduğu sürece mevcut durumlarını değiştirmek istemez ve bu da sağlık kontrollerini sürekli ertelemelerine yol açar” dedi.

Kontrol Kaybı Korkusu

Uzm. Klinik Psikolog Cansu Karaman, bir başka önemli faktörün ise kontrol kaybı korkusu olduğunu belirtti: “İnsanlar genellikle sağlıkları üzerinde sınırlı bir kontrol hissine sahiptir ve check-up gibi testler, bu kontrolsüzlüğü daha da belirgin hale getirebilir. Testlerin sonuçları, kişiyi hiç beklemediği bir hastalıkla yüzleştirebilir ve bu da kontrol kaybına yol açabilir. Kişi, hastalığa dair kötü bir sonuç almayı kabullenmekte zorlanabilir, çünkü bu durum yaşamını bir anda değiştirebilir.”

Savunma Mekanizmaları

Kişinin savunma mekanizmalarının da bu konuda bir diğer önemli engel olduğunun altını çizen Karaman, “İnsanlar, kaygı ve stresi yönetebilmek için bilinçdışı olarak savunma mekanizmalarına başvururlar. Bir testin sonucunu öğrenmek, kişinin kaygı seviyesini artırabilir. Bazı insanlar, hastalıkla ilgili kaygıları bilinçli olarak bastırmak için test yapmaktan kaçınabilirler. Bu durum daha rahat hissetmelerini sağlar, ancak sağlıkları riske girebilir. Aynı şekilde bu tür testlerden kaçınmak, bireyin olumsuz bir sonuca daha az maruz kalmayı hedeflemesinden kaynaklanır. “Bilmemek, hiç bilmemekten iyidir” gibi bir düşünce devreye girebilir. Bu, bilinçdışı bir savunma mekanizmasıdır; kişi, kötü bir şey öğrenmektense, psikolojik olarak daha huzurlu kalmayı tercih eder” dedi.

Zaman ve Maddi Engeller

Acıbadem LifeClub’ın Uzm. Klinik Psikoloğu Cansu Karaman son olarak, check-up yaptırmama davranışının bir başka nedeninin de zaman ve maddi engeller olabileceğini söyledi: “Testler genellikle zaman alıcıdır ve bazı insanlar bu zamanın değerli olduğunu düşünerek bu tür kontrolleri gereksiz bulabilirler. Ayrıca, bazı sağlık testlerinin maliyetleri yüksek olabilir ve bu durum, insanların test yaptırmaktansa diğer harcamalarını öncelikli hale getirmelerine sebep olabilir. Özellikle sigorta kapsamındaki eksiklikler veya testlerin pahalı olması, bireylerin sağlıklarını tehlikeye atmalarına yol açabilir.

Toplumun sağlıkla ilgili genel anlayışı ve sosyal baskılar da bu durumda önemli bir rol oynamaktadır. Eğer kişinin çevresinde check-up yaptırmayan ve sağlıklı olduklarını düşünen kişi sayısı fazla ise bu durum sağlık kontrolüne dair tutumları etkileyebilir. Çünkü sosyal normlar, bireyin kararlarını şekillendirir ve bu da sağlığı göz ardı etmesine neden olabilir. Bu psikolojik engeller, bireylerin sağlıklarıyla ilgili bilinçli ve sağlıklı kararlar almalarını zorlaştırır. Bu tür yaklaşım ve tutumlar, kişilerin erken teşhis ve tedavi fırsatlarını kaçırmalarına sebep olabilir. Bu yüzden, sağlık konusunda farkındalık ve bilinçlenme yalnızca bireysel değil, toplumsal düzeyde de büyük bir önem taşır.”

Erken Teşhis Hayat Kurtarıyor

Acıbadem LifeClub Sağlıklı Yaşam Hizmetleri Genel Müdürü Elif Elkin ise check-up ve diğer vücut tarama yöntemlerinin erken teşhisteki önemini şöyle ifade etti: “Sağlık sorunları genellikle yaş veya genetik yatkınlıkla ilişkilendirilir ve insanlar sağlıklı olduklarında, hastalıkların kendilerini etkilemeyeceğini düşünürler. Özellikle genç yaşlardaki bireyler, sağlıklarını tehdit edebilecek faktörleri çoğu zaman göz ardı ederler. Ancak sağlık problemleri ne kadar erken tespit edilirse, tedavi edilme şansı o kadar yüksek olur. Bu da gösteriyor ki, sağlıklı olduğumuzu varsaymak, hastalıkların varlığını görmeme eğilimini artırıyor.

Kişiye özel bütünsel sağlık yönetimi hizmeti verdiğimiz için bu tür olaylarla biz de karşılaşıyoruz. Üyelerimize kişiselleştirilmiş bir sağlık deneyimi sunduğumuz LifeClub Premium üyeliğimizde yer alan Tüm Vücut MR analizi erken teşhis konusunda fark yaratıyor.&nbsp; LifeClub Check-Up programına ek olarak gerçekleştirilen Tüm vücut MR’da, beyin dahil vücudunuzun tüm bölgelerine dair detaylı bir tarama yapılıyor. Tüm Vücut MR taraması, ortalama 60 dakika gibi kısa bir sürede, genellikle check-up’larda bakılmayan beyin bölgesinden başlayarak diz kapağının altına kadar kontrast madde ve radyasyon kullanmadan uygulanan bir önleyici tıp tetkiki. Böylece hastalıklar oluşmadan ya da ilk evrede müdahale etme şansımız artıyor. Tüm vücut MR analizi ile kendini sağlıklı olarak nitelendiren çok sayıda üyemizde erken evre prostat kanserleri ve anevrizmalarla karşılaştığımızı söyleyebilirim. Bu erken teşhisler sayesinde hastalıkların ileri evrede ortaya çıkmasını önlerken, hastaların ve yakınlarının süreci maddi-manevi daha kolay atlatmasına olanak sağlıyoruz.”
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ordumanset.net/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[CHECK-UP KORKUSU SAĞLIĞI RİSKE ATIYOR - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 21 Nov 2024 13:30:25 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ordumanset.net/images/haber/check-up-korkusu-sagligi-riske-atiyor-163048-20241121.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ordumanset.net/images/haber/check-up-korkusu-sagligi-riske-atiyor-163048-20241121.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.ordumanset.net/images/haber/check-up-korkusu-sagligi-riske-atiyor-163048-20241121.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Kreş Salgınları Kapıda]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ordumanset.net/haber-kres-salginlari-kapida-20536.html</guid>
                    <link>https://www.ordumanset.net/haber-kres-salginlari-kapida-20536.html</link>
                    <description><![CDATA[Mikrobiyolog Dr. Öğretim Üyesi Dr. İpek Ada Alver, kreşlerdeki enfeksiyon risklerine karşı önemli uyarılarda bulundu.

]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Mikrobiyolog Dr. Öğretim Üyesi Dr. İpek Ada Alver, kreşlerdeki enfeksiyon risklerine karşı önemli uyarılarda bulundu.

Mikrobiyolog Dr. Öğretim Üyesi İpek Ada Alver, 0-5 yaş arasındaki çocukların en sıklıkla kalabalık ortamlarda bulunduklarını ve bu ortamların başında kreşlerin geldiğini hatırlatarak, ebeveynlere ve kreş ile anaokulu yöneticilerine önemli uyarılarda bulundu.

Çalışan annelerin sayısının artması ile bakıcı yerine kreş, anaokulu gibi eğitim veren kurumlar daha çok tercih edilmeye başlandı. Aynı zamanda çocuk oyun alanı, tiyatro, müzikal, oyun grupları gibi çocuklarla ilgili yapılan aktivitelerin sayısının artması ile birlikte çocukların kalabalık alanlarda bulunma sıklığı da artmış oldu. Uzmanlar, kreşe başlayan çocuklarda görülen enfeksiyonların da kış mevsimiyle birlikte artığını dile getiriyor. Altınbaş Üniversitesinden Mikrobiyolog Dr. Öğretim Üyesi İpek Ada Alver, “Hastalık belirtisi göstermeyen portörlerin, yani semptomsuz taşıyıcıların enfeksiyon etkenini vücutlarında barındırdığını ve bu durumun kreş dönemindeki çocuklarda sıklıkla görüldüğünü” belirtti. Bu sebeple çocukların enfeksiyonu hızla çevrelerine bulaştırabildiklerini vurguladı.

Kreş salgınlarında reenfeksiyon tehlikesi

Dr. Ada Alver, “Çocuklar enfeksiyon etkenleriyle yeni karşılaştıkları için birden fazla viral ve bakteriyel enfeksiyonu aynı anda ya da ardı ardına vücutlarında taşıyabilirler. Bu da reenfeksiyonların riskini artırır ve hastalığın daha ağır ve bulaşıcı geçmesine sebep olabilir,” diye ekledi. “Son dönemde pnömoni (zatürre), bronşit, kızamık, COVID-19, influenza, adenovirüs, rotavirüs ve uyuz gibi çeşitli bakteriyel ve viral enfeksiyonların peş peşe çocukları enfekte ettiğini gözlemliyoruz” diyen Alver, ebeveynlerin sıklıkla tekrarlayan öksürük, burun tıkanıklığı ya da akıntısı, hapşırık, inatçı ateş, ishal ve kusma gibi semptomlarla karşılaştıklarının altını çizdi.

Dr. Ada Alver, bu semptomların önemli olduğunu ve erken tedavi edilmezse çocukta uzun süreli komplikasyonlara neden olabileceğini belirterek, “Çocuk birden fazla enfeksiyon etkeni ile karşılaştığında bağışıklık sistemi düşebilir ve başka hastalıklara da açık hale gelebilir,” diyerek ebeveynleri bu konuda dikkatli olmaya çağırdı.

Kreşte verilecek ilk eğitim hijyen olmalı

İpek Ada Alver, “Kreş, anaokulu, oyun grupları gibi kalabalık alanlarda eğitim verenler olmak üzere ebeveynlere de enfeksiyon hastalıklarından nasıl korunulacağına dair eğitim vermenin gerekliğini anlattı. Aynı zamanda çocuklara el ve tuvalet hijyeni eğitimi verilmesini şart koşan Ada Alver yapılması gerekenleri şöyle özetledi: “Kreşte yayılan salgınlara baktığımızda daha çok el hijyeni ve kontamine eşyaların ortak kullanımından kaynaklandığını görüyoruz. Kreş yönetimi ve eğitmenlere enfeksiyon hastalıkları farkındalık eğitimi verilmesini, kreşte ortak kullanım alanlarının her gün havalandırılmasını ya da hepa filtreli hava temizleyicileri kullanılmasını, çocuk oyun alanları ve oyuncakların dezenfeksiyonunu sağlamayı ve tuvaletleri dezenfekte etmeyi öneriyoruz.”&nbsp;

“Enfeksiyon zincirini kırın!”

Diğer yandan enfeksiyona dair bulgusu olan çocukların da ebeveynlerine ivedilikle haber verilerek, mutlaka uzman bir doktora götürülmesini istedi. Ada Alver, “Çocuk, evde en az bir hafta dinlenerek kalabalık ortamlardan uzak tutulmalı. Kreşe gelmeyerek enfeksiyon zincirinin kırılmasında etkili olacaktır.” diyerek kreşteki salgınlardan korunmada dikkat edilecek noktalar konusunda bilgilendirmelerde bulundu.

Çocukluk çağı aşıları en önemli zırhımız

Altınbaş Üniversitesi’nden Mikrobiyolog Dr. Öğr. Üyesi İpek Ada Alver, son olarak çocukların kalabalık ortamdaki salgınlardan korunmasının birincil kuralının Sağlık Bakanlığı’nın da yayınladığı çocukluk çağı takvimindeki tüm aşıların eksiksiz bir şekilde yapılması olduğunu kaydetti. Ada Alver, kovid aşılarına karşı oluşan güvensizlikten sonra çocukluk çağı aşılarının yapılma oranlarında da azalma olduğu tespitinde bulundu. Bu durumun gelecek nesillerin de sağlığını riske attığını dile getirdi. Öte yandan ücretli aşılar kapsamında olan fakat çocukluk çağı döneminde muhakkak yaptırılması gereken Menenjit ve Rotavirüs aşılarının da tamamlanması gerektiğini vurguladı.

Buna ek olarak dikkat edilecek diğer bir hususun ise anne sütü olduğuna dikkat çeken Ada Alver, “Çocuğun diyet listesinde muhakkak immün sistemi güçlendirici gıdalar olan prebiyotik ve probiyotik gıdalara yer verilmesini öneriyoruz. Bu anlamda da kreş yönetimi tarafından beslenme listesinin prebiyotik ve probiyotik gıdalarla zenginleştirilmiş olması çok önemli.” diyerek çocukların enfeksiyonlardan korunmasında çocukluk çağı aşılarıın ve beslenmenin öneminden bahsetti.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ordumanset.net/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Kreş Salgınları Kapıda - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 21 Nov 2024 13:29:51 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ordumanset.net/images/haber/kres-salginlari-kapida-163013-20241121.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ordumanset.net/images/haber/kres-salginlari-kapida-163013-20241121.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.ordumanset.net/images/haber/kres-salginlari-kapida-163013-20241121.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Başhekimler Toplantısı Akkuş’ta Yapıldı]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ordumanset.net/haber-bashekimler-toplantisi-akkusta-yapildi-20532.html</guid>
                    <link>https://www.ordumanset.net/haber-bashekimler-toplantisi-akkusta-yapildi-20532.html</link>
                    <description><![CDATA[Her ay farklı bir ilçede gerçekleştirilen başhekimler toplantısı bu ay Akkuş Devlet Hastanesinde düzenlendi. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Her ay farklı bir ilçede gerçekleştirilen başhekimler toplantısı bu ay Akkuş Devlet Hastanesinde düzenlendi. Sağlık Müdürümüz Dr.Öğr. Üyesi Dursun Tüzün Başkanlığında, Kamu Hastaneleri Hizmetleri Başkanı Uzm.Dr. Özerhan Özer ve Destek Hizmetleri Başkan Yardımcısı Tevabil Bilgili ile birlikte Akkuş Devlet Hastanesi toplantı salonunda İlimiz Sağlık Hizmetleri hakkında değerlendirme toplantısı gerçekleştirildi.
Toplantıya müdürlük yöneticileri, kamu hastanelerimizin başhekimleri, başhekim yardımcıları, idari mali işler müdürleri ile sağlık bakım hizmetleri müdürleri ve müdür yardımcıları katıldı. Toplantıda Akkuş Devlet Hastanesi Başhekimi Dr. Mehmet Raşit Bayazıt açılış konuşmasını gerçekleştirerek hastane birimleri, hizmet kapasitesi ve personel durumu hakkında bilgi verdi. Ardından kürsüye çıkan Akkuş Devlet Hastanesi İdari ve Mali İşler Müdürü Halise Eroğlu hastaneye ait mali durum ve yapılması planlanan iyileştirmeler hakkında katılımcılara bilgilendirme yaptı. Akkuş Devlet Hastanesi sunumunun ardından sırası ile Kamu Hastaneleri Hizmetleri Başkanı Uzm.Dr. Özerhan Özer, Destek Hizmetleri Başkan Yardımcısı Tevabil Bilgili ve Kalite Hizmetleri Koordinatörlüğünde görevli Elif Haseken’in sunumlarıyla hastane hizmetleri, mali durum ve kalite hizmetleri masaya yatırıldı.
Toplantıda kapanış konuşmasını gerçekleştiren Sağlık Müdürü Dr.Öğr. Üyesi Dursun Tüzün, “Her ay farklı bir ilçemizde gerçekleştirdiğimiz toplantımızı bu ay Akkuş Devlet Hastanesinde yaptık. Sizleri burada görmekten ve sizlerle bir arada olmaktan mutluyum. Birinci önceliğimiz her zaman vatandaşlarımıza daha kaliteli sağlık hizmeti sunmaktır. Hasta memnuniyet oranlarımızı her geçen gün arttırmaya yönelik çalışmalar yapmanın yanı sıra çalışan memnuniyetimizin de sağlanması adına gerekli tüm çalışmaları sağladığınızı görüyorum. Bu noktada siz değerli yönetim ekibime özverili çalışmalarınızdan dolayı teşekkür ederim. Bu toplantıların her geçen gün daha verimli hale geldiğini görmekten mutluyum.” dedi.
Sağlık Müdürü Dr.Öğr. Üyesi Dursun Tüzün, ev sahipliği ve misafirperverliği için Akkuş Devlet Hastanesi Yönetimine ve çalışanlara teşekkür ederek, katılımcı tüm hastane yöneticilere çalışmalarında başarılar diledi.

&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ordumanset.net/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Başhekimler Toplantısı Akkuş’ta Yapıldı - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 20 Nov 2024 12:44:07 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ordumanset.net/images/haber/bashekimler-toplantisi-akkusta-yapildi-154439-20241120.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ordumanset.net/images/haber/bashekimler-toplantisi-akkusta-yapildi-154439-20241120.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.ordumanset.net/images/haber/bashekimler-toplantisi-akkusta-yapildi-154439-20241120.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Spor yaparken bu 7 altın kurala dikkat! ]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ordumanset.net/haber-spor-yaparken-bu-7-altin-kurala-dikkat-20530.html</guid>
                    <link>https://www.ordumanset.net/haber-spor-yaparken-bu-7-altin-kurala-dikkat-20530.html</link>
                    <description><![CDATA[Spor yapmak, sağlıklı bir yaşamın anahtarıdır.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Spor yapmak, sağlıklı bir yaşamın anahtarıdır. Ancak doğru yöntemlerle yapılmazsa spor, yaralanmalarla sonuçlanabilir ve sağlığınıza zarar verebilir. İster profesyonel bir sporcu olunsun, ister hobi olarak spor yapılsın, spor yaralanmalarından kaçınmak için gerekli önlemler alınmalı ve bazı kurallara dikkat edilmelidir. Bu kurallar sayesinde spor yaparken sağlığınızı koruyabilir ve yaralanma riskini en aza indirebilirsiniz. Sağlıkla spor yapmanın yolu, vücudunuzu dinlemek, doğru teknikleri kullanmak ve gerekli önlemleri almakla başlar. Spor yaparken amaç sadece fiziksel yönden sağlık kazanmak değil, aynı zamanda uzun vadede genel sağlığı korumaktır.

&nbsp;

Memorial Sağlık Grubu Medstar Antalya Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Murat Köken, sağlığı riske atmadan spor yapmanın püf noktalarını anlattı.&nbsp;

&nbsp;

1. Doğru ekipman kullanın

Her spor dalı için uygun ekipman kullanmak, yaralanmalardan korunmanın en basit ama en etkili yoludur. Ayakkabıdan dizliklere, doğru ekipman seçimi eklemlerinize ve kaslarınıza binen yükü azaltır. Uygun ayakkabılar, özellikle koşu ve basketbol gibi sporlar için hayati önem taşır. Ayak sağlığınızı destekleyen bir ayakkabı ile performansınızı artırırken yaralanmaları engelleyebilirsiniz.

&nbsp;

2. Isınma ve soğuma egzersizleri yapmayı unutmayın

Isınma hareketleri kasları ve eklemleri spor öncesinde hazır hale getirir. Isınmadan spora başlamak, kas yırtılmaları ve eklem zorlanmalarına yol açabilir. Aynı şekilde, spor sonrası yapacağınız soğuma egzersizleri kaslarınızdaki gerginliği azaltır ve vücudunuzu iyileşme sürecine hazırlar. Isınma ve soğuma, sporun olmazsa olmazıdır.

&nbsp;

3. Kendinizi zorlamayın, kontrollü devam edin

Spor yaparken vücudunuzu aniden zorlamak en sık yapılan hatalardan biridir. Özellikle yeni başlayanlar veya uzun süre ara vermiş olanlar için yavaş ve kontrollü başlamak yaralanma riskini en aza indirir. Sporda başarıya ulaşmak için sabırlı olun; vücudunuzu tanıyın ve sınırlarınızı bilin.

&nbsp;

4. Düzenli güçlendirme egzersizleri yapın

Kaslarınız ne kadar güçlü olursa, eklemleriniz o kadar iyi desteklenir. Kasları güçlendiren egzersizler, eklem yaralanmalarını önlemenin en etkili yollarından biridir. Özellikle bacak ve bel bölgesindeki kasların güçlendirilmesi, bel ve diz yaralanmalarını azaltır. Haftalık spor rutininize mutlaka güçlendirme egzersizleri ekleyin.

&nbsp;

5. Esneme ve esneklik çalışmalarını ihmal etmeyin

Spor öncesi ve sonrası esneme, eklemlerin esnekliğini artırarak yaralanmaları engeller. Esnek kaslar ve eklemler, ani hareketlerde daha dayanıklıdır ve sakatlanma riskini düşürür. Yoga ve pilates gibi aktiviteler, esnekliği artırmak ve eklem sağlığını korumak için harika seçeneklerdir.

&nbsp;

6. Dengeli beslenin ve su tüketimine özen gösterin

Kas ve eklem sağlığı, doğru beslenme ve yeterli sıvı alımıyla doğrudan ilişkilidir. D vitamini, kalsiyum ve Omega-3 açısından zengin gıdalar tüketmek, eklemlerinizi ve kemiklerinizi güçlendirir. Ayrıca, spor sırasında kaybettiğiniz sıvıyı yerine koymak için bol su içmeyi ihmal etmeyin. Su tüketimi kasların kasılma yeteneğini artırır ve spor performansınızı destekler.

&nbsp;

7. Vücudunuzu dinleyin

Ağrı, vücudunuzun size verdiği bir uyarı sinyalidir. Ağrıyı görmezden gelerek spora devam etmek, ciddi yaralanmalara yol açabilir. Spor yaparken herhangi bir bölgede ağrı veya rahatsızlık hissederseniz, derhal dinlenin ve gerekiyorsa bir uzmana danışın. Spor, sağlıklı bir yaşam için yapılmalı; vücudunuzu dinleyerek sporun keyfini çıkarın.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ordumanset.net/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Spor yaparken bu 7 altın kurala dikkat!  - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 20 Nov 2024 12:39:59 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ordumanset.net/images/haber/spor-yaparken-bu-7-altin-kurala-dikkat-154114-20241120.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ordumanset.net/images/haber/spor-yaparken-bu-7-altin-kurala-dikkat-154114-20241120.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.ordumanset.net/images/haber/spor-yaparken-bu-7-altin-kurala-dikkat-154114-20241120.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Bir kupası günlük C vitamininin yüzde 70’ini karşılıyor!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ordumanset.net/haber-bir-kupasi-gunluk-c-vitamininin-yuzde-70ini-karsiliyor-20529.html</guid>
                    <link>https://www.ordumanset.net/haber-bir-kupasi-gunluk-c-vitamininin-yuzde-70ini-karsiliyor-20529.html</link>
                    <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümünden Öğr. Gör. Hatice Nurseda Hatunoğlu, bağışıklık sistemini desteklemek için kış aylarında sıkça tercih edilen “atom meyve suları” hakkında önemli açıklamalarda bulundu.

]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Atom meyve suyu tabirinin, genellikle C vitamini açısından yüksek olan ve bağışıklığı destekleyen meyve sularını tanımlamak için kullanıldığını ifade eden uzmanlar, bu tür meyve sularında genellikle portakal, nar, kivi, limon, greyfurt gibi meyveler bulunduğunu ve antioksidan etki gösteren A, C, E vitaminleri, potasyum, folik asit gibi besin ögelerini içerdiğini söylüyor.

Bir kupa atom meyve suyunun günlük C vitamini gereksinmenin en az yüzde 70’ini karşılayabildiğini kaydeden Beslenme Uzmanı Öğr. Gör. Hatice Nurseda Hatunoğlu, aşırı tüketimi durumunda karşılaşılabilecek potansiyel sağlık risklerine de değinerek, kan şekerini yükseltebileceğini ve insülin direnci riskini arttırarak uzun vadede tip 2 diyabet riskini de etkileyebileceğini, aşırı C vitamini alımının oksalat maddesinin vücutta birikmesine ve böbrek taşı oluşumuna neden olabileceğini anlattı.

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümünden Öğr. Gör. Hatice Nurseda Hatunoğlu, bağışıklık sistemini desteklemek için kış aylarında sıkça tercih edilen “atom meyve suları” hakkında önemli açıklamalarda bulundu.

C vitamini deposu atom meyve suları

Kış aylarında, bağışıklık sistemini güçlendirmek ve hastalıklara karşı korunmak amacıyla C vitamininden zengin meyve sularının daha fazla tercih edildiğini dile getiren Hatunoğlu, “Atom meyve suyu tabiri, genellikle C vitamini açısından yüksek olan ve bağışıklığı destekleyen meyve sularını tanımlamak için kullanılır. Bu tür meyve sularında genellikle portakal, nar, kivi, limon, greyfurt gibi meyveler bulunur. Antioksidan etki gösteren A, C, E vitaminleri, potasyum, folik asit gibi besin ögelerini içerdiği için besin değeri yüksektir ancak posa içerikleri meyvenin kendisine kıyasla daha düşüktür.” dedi.

C vitamini, bağışıklık sistemini desteklemeye de yardımcı

Atom meyve suları hakkında bilgi veren Öğr. Gör. Hatice Nurseda Hatunoğlu, şöyle devam etti:

“Özellikle antioksidan etki gösteren besin ögeleri sayesinde vücuda giren patojenlerle savaşarak enfeksiyonlara karşı koruma sağlamada yardımcıdırlar, serbest radikalleri etkisiz hale getirerek hücrelere zarar vermelerini engellerler ve cilt hücrelerinin yenilenmesine yardımcı olarak cilt bariyerini güçlendirirler. Ayrıca C vitamini, demir emilimini arttırması yönünden de bağışıklık sistemini desteklemeye yardımcıdır. Potasyum, vücuttaki sıvı dengesini korur, kas ve sinir fonksiyonlarını düzenler ve kalp sağlığını destekler. Sağlıklı bir kalp ve sinir sistemi ise bağışıklık hücrelerinin doğru şekilde çalışmasına yardımcı olur. Türkiye Beslenme Rehberine göre günlük yaklaşık 2000 kkal’lik enerji içeren bir diyette C vitamini ihtiyacı erkek ve kadınlarda 70 mg’dır.”

Bir kupa atom meyve suyu günlük gereksinmenin en az yüzde 70’ini karşılayabilir

Genellikle bu tür içeceklerin portakal, nar, limon gibi C vitamini bakımından zengin meyveler ile hazırlandığına işaret eden Öğr. Gör. Hatice Nurseda Hatunoğlu, “Bir kupa (yaklaşık 240 ml) atom meyve suyu, kullanılan meyvelerin çeşidine bağlı olarak değişmekle birlikte, genellikle 50 - 150 mg arası C vitamini içerebilir ve günlük gereksinmenin en az yüzde 70’ini karşılayabilir.” diye konuştu.

Taze sıkılmış meyve suları kısa sürede tüketilmeli

Hazır meyve sularında C vitamininin genellikle daha düşük miktarlarda olduğunu, çünkü işleme sırasında bazı vitaminler kaybolabildiğini kaydeden Hatunoğlu, “Ayrıca hazır meyve suları ekstra şeker ve katkı maddeleri de içerebilir. Taze sıkılmış meyve sularını ise C vitamini kayıplarını önlemek amacıyla çok bekletmeden kısa sürede tüketmek önemlidir.” dedi.

Faydalarının yanında riskler de bulunuyor

Atom meyve sularının aşırı tüketimi durumunda karşılaşılabilecek potansiyel sağlık risklerine de değinen Beslenme Uzmanı Hatice Nurseda Hatunoğlu, “Meyve suları, yüksek miktarda doğal bir şeker olan fruktozu içerir ve fruktoz basit bir şeker olduğu için hızla kana karışarak kan şekerini yükseltebilir. Bu durum, insülin direnci riskini arttırarak uzun vadede tip 2 diyabet riskini de etkileyebilir. Aşırı enerji ve şeker alımı, ağırlık kazanımına neden olabilir. Meyve sularında yüksek miktarda fruktoz bulunduğu için yüksek miktarda tüketimi karaciğer yağlanmasına neden olabilir. Meyve sularında, meyvenin kendisine kıyasla posa içeriği düşüktür. Posanın ise kabızlığı önlemede ve kan şekeri kontrolünü sağlamada önemli işlevleri mevcuttur.” şeklinde konuştu.

Aşırı C vitamini alımı böbrek taşı oluşumuna neden olabilir

Atom meyve sularının, özellikle portakal, limon, greyfurt gibi asidik meyveler ile yapıldığında, düşük pH değerine sahip olduklarını ifade eden Hatunoğlu, “Bu asidik ortam, diş minesi üzerinde olumsuz etki gösterebilir. Ayrıca yüksek miktarda asidik meyve suyu tüketmek, mide asidini artırabilir ve reflü ortaya çıkabilir. Bazı meyve suları, özellikle nar, ananas ve kivi gibi meyvelerden yapılanlar, bireylerde kaşıntı, döküntü, şişlik gibi alerjik reaksiyonlara yol açabilir. Ayrıca aşırı C vitamini alımı oksalat maddesinin vücutta birikmesine ve böbrek taşı oluşumuna neden olabilir.” şeklinde sözlerini tamamladı.&nbsp;&nbsp;

&nbsp;

&nbsp;

&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ordumanset.net/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Bir kupası günlük C vitamininin yüzde 70’ini karşılıyor! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 20 Nov 2024 12:35:54 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ordumanset.net/images/haber/bir-kupasi-gunluk-c-vitamininin-yuzde-70ini-karsiliyor-153750-20241120.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ordumanset.net/images/haber/bir-kupasi-gunluk-c-vitamininin-yuzde-70ini-karsiliyor-153750-20241120.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.ordumanset.net/images/haber/bir-kupasi-gunluk-c-vitamininin-yuzde-70ini-karsiliyor-153750-20241120.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Ev yapımı turşu mucizesi!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ordumanset.net/haber-ev-yapimi-tursu-mucizesi-20528.html</guid>
                    <link>https://www.ordumanset.net/haber-ev-yapimi-tursu-mucizesi-20528.html</link>
                    <description><![CDATA[Ev yapımı turşuların sağlık açısından birçok faydasının bulunduğunu vurgulayan Prof. Dr. Muhsin Konuk, “Kalbi korur; turşunun yapısındaki yararlı bakteriler, kan dolaşımını düzenler. Kan basıncını dengeleyen turşu türleri, kalp hastalıklarının riskini de en aza indirir.” dedi. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Ev yapımı turşuların sağlık açısından birçok faydasının bulunduğunu vurgulayan Prof. Dr. Muhsin Konuk, “Kalbi korur; turşunun yapısındaki yararlı bakteriler, kan dolaşımını düzenler. Kan basıncını dengeleyen turşu türleri, kalp hastalıklarının riskini de en aza indirir.” dedi. Turşu hazırlarken antioksidan meyve ve sebzelerden faydalanıldığı için kanseri de önlediğine işaret eden Prof. Dr. Konuk, “Bu besinler serbest radikaller dediğimiz kansere sebep olan zararlı moleküllerin oluşumunu azalttıkları için oldukça yararlıdırlar.” dedi.

Probiyotik özelliği olan fermente besinlerin aynı zamanda ruh sağlığını olumlu yönde etkiledikleri için psikobiyotik besinler olarak da kabul edildiğini kaydeden Konuk, “Çalışmalar, psikiyatrik bozukluklarda turşu, yoğurt, kefir gibi fermente ürünlerin mikrobiyotayı iyileştirerek ruh sağlığını destekleyebileceğini göstermiştir.” diye konuştu.

Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı ve Moleküler Biyoloji Yüksek Lisans Programı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Muhsin Konuk, turşunun sağlığa olan katkılarını ve doğru tüketim yollarını anlattı.

Kabızlığı önlüyor…

Ev yapımı turşunun sağlık açısından birçok faydasının bulunduğunu vurgulayan Prof. Dr. Muhsin Konuk, ev yapımı turşunun sindirim sistemi üzerindeki en önemli etkisinin oldukça fazla miktarda lif içermesinden dolayı kabızlığı önleme özelliği olduğunu ifade etti.

Genel sağlık açısından bakıldığında ise ev yapımı turşuların kabızlığı giderdiğini, fazlaca lif içermesine ilave olarak, fermente gıda maddesi olarak içerdiği probiyotikler açısından metabolizmanın düzenlenmesinde önemli rollere sahip olduğunu anlatan Prof. Dr. Muhsin Konuk, şöyle devam etti.

Kalp hastalıkları riskini en aza indiriyor, kanseri önlüyor…

“Kalbi korur; turşunun yapısındaki yararlı bakteriler, kan dolaşımını düzenler. Kan basıncını dengeleyen turşu türleri, kalp hastalıklarının riskini de en aza indirir. Kanseri önler; turşu hazırlarken antioksidan meyve ve sebzelerden faydalanıldığı için... Bu besinler de serbest radikaller dediğimiz kansere sebep olan zararlı moleküllerin oluşumunu azalttıkları için oldukça yararlıdırlar. Doğal ağrı kesicidir; vücudun su kaybını gideren turşu, buna bağlı olarak sporcularda oluşan kas ve kemik ağrılarını dindirme özelliğine sahiptir.”

Ev yapımı turşular kilo kontrolüne de yardımcı oluyor

Ev yapımı turşunun bağışıklığı güçlendirdiğini, özellikle koyu renkli gıdalar içeren, kırmızı pancar gibi, turşu içeriğindeki polifenollerden dolayı vücudun sağlıklı kalması için koruyucu bir etkiye sahip olduğunu, probiyotik bakteriler içeren turşu suyunun bu bakterilerle sindirim sistemini dengelemeye ve bağışıklık sistemini desteklemeye yardımcı olabildiğini de kaydeden Prof. Dr. Muhsin Konuk, “Kan şekerini de düzenler; ani acıkmalar ve baş dönmelerine karşı bir iki lokma turşu ile kan şekerini dengelemek mümkündür. Örneğin, bir adet salatalık turşusu, hem tok tutacak, çikolata gibi atıştırmalık yerine hem de kan şekerini dengeleyecektir. Hazmı da kolaylaştırır; turşu ve turşu suyu, özellikle yemeklerden sonra bir miktar içildiğinde sindirimi kolaylaştırabilir ve hazımsızlık sorunlarına yardımcı olabilir. Ayrıca ev yapımı turşu kilo kontrolüne de yardımcı olur; düşük kalorili ve lezzetli bir içecek olan turşu suyu, kilo kontrolünü desteklemek için de ideal bir seçenektir.” diye konuştu.

En doğal ağrı kesici…

Bunlara ilave olarak; mide bulantısı hissedilen durumlarda bir bardak turşu suyu içilmesi durumunda midede oluşan rahatsız edici hissin ortadan kaldırılabileceğini de dile getiren Prof. Dr. Muhsin Konuk, “Turşu suyunu hem içerek hem de cildinize sürerek tahriş olan dokuları yenileyebilirsiniz. Baş ağrısından eklem ağrısına kadar ilaç gibi gelen turşu suyu, en doğal ağrı kesicidir. Turşu suyu, içerdiği vitaminler sayesinde, hücreleri canlandırır güç verir. Vücudun ihtiyacı olan enerji bir bardak turşu suyundan alınabilir. Lahana turşusu sayesinde vücuda dinamiklik kazandırılabilir.” dedi.

Turşu, bağışıklık sisteminin güçlenmesine de yardımcı oluyor

Turşunun, bağışıklık sistemi üzerinde olumlu etkileri olan fermente bir yiyecek olduğunu söyleyen Prof. Dr. Muhsin Konuk, “Turşunun içerisinde bulunan probiyotik bakteriler, bağırsak florasını destekler ve bağışıklık sisteminin güçlenmesine yardımcı olur. Bağırsak florasının sağlıklı olması, bağışıklık sisteminin düzgün çalışmasında kritik bir rol oynar. Turşu yapımında kullanılan sebze ve meyveler yüksek oranda lif içerdikleri için prebiyotik olarak kabul edilirler. Prebiyotik besinler bağırsakta yer alan dost bakterilerin sayısının artmasına yardımcı olur. Fermantasyonla bu sebzeler turşuya dönüştükten sonra sağlık açısından fayda sağlayan canlı mikroorganizmaların varlığı nedeniyle probiyotik gıdalar olarak kabul edilir. Fermantasyon süreci, probiyotik özellikleriyle bilinen laktobasil gibi faydalı bakterilerin büyümesini teşvik eder.” şeklinde konuştu.

Turşudaki vitamin ve mineraller neler?

Turşu ve turşu suyunun, fermente edilen sebzelerin içerdiği vitamin ve minerallerin neredeyse tamamını içerdiğini de dile getiren Prof. Dr. Muhsin Konuk, “Bunlar arasında, özellikle C vitamini, B vitaminleri ve K vitamini içeriği oldukça yüksektir. Çok iyi bir Magnezyum kaynağıdır. Magnezyum, vücuttaki birçok önemli işlevi destekler; bunlar arasında kas ve sinir fonksiyonu, kemik sağlığı, enerji üretimi ve elektrolit dengesi yer alır. Yeterli magnezyum seviyesi, kasların sağlıklı çalışmasını sağlar, kemiklerin güçlenmesine yardımcı olur ve enerji üretimini destekler. Ayrıca, potasyum ve sodyum gibi elektrolitleri içerir. Bu elektrolitler, vücutta su dengesinin korunmasında oldukça önemlidirler.” ifadesinde bulundu.

Günlük seratonin üretiminin yüzde 85’i bağırsak florası tarafından üretiliyor

Turşunun sindirim sistemi sağlığına olumlu katkılar sağladığını da ifade eden Prof. Dr. Muhsin Konuk, “Öncelikle bol lifli ve posasının yüksek olması nedeniyle bağırsak sağlığına olumlu etkileri oldukça fazladır. Fermantasyon sürecinde oluşan probiyotikler, bağırsaklardaki yararlı bakteri dengesini destekleyerek sindirimin düzenli işlemesine yardımcı olur. Bu sayede turşu, kabızlık ve gaz gibi sindirim sorunlarının önlenmesinde etkili bir rol oynar. Sağlıklı bakterilerin sayısının değişmesinin hem bedensel hem de ruhsal sorunlara neden olduğu günümüzde oldukça iyi bilinmektedir. Son zamanlarda yapılan çalışmalarda günlük seratonin (mutluluk veren hormon) üretiminin yüzde 85’inin bağırsak florası tarafından üretildiği ortaya çıkmıştır. Ayrıca Tip-I diyabet (insüline bağlı şeker hastalığı) hastalığıyla da özel bağırsak florasında yer alan zararlı bir bakteri ilişkilendirilmiştir. Bundan dolayı yararlı bakterilerin çoğalması zararlı bakterilerin etkilerinin azaltılması açısından çok önemlidir. Turşu bu etkiyi sağlayan önemli besinlerimizden birisidir.” dedi.

Fazla turşu tüketiminin olumsuz etkileri neler?

Turşuların ölçülü tüketildiği zaman sağlığa faydalı olduğunu anlatan Prof. Dr. Muhsin Konuk, “Aşırı tüketildiklerinde, mide ve yemek borusu kanseri riskini artırdığı gibi yüksek tuz içeriğine sahip olmasından dolayı kalp hastalığı ve hipertansiyon riskini artırma özelliği de vardır. Bu arada, doğru hazırlanmayan turşuların tüketimi sonrası nadiren toksin kaynaklı karın ağrısı, bulantı, kusma, ishal gibi klasik besin zehirlenmesi olaylarına rastlama da mümkündür. Özellikle tuz ve sirke oranının doğru ayarlanmamasından dolayı turşularda yumuşama olabilmektedir. Turşunun yumuşaması küflerin çoğaldığının belirtisidir. Bu küfler bağışıklığı baskılanmış hastalarda mantar enfeksiyonlarına neden olabilmektedir.” diye konuştu.

Bağırsak mikrobiyota dengesi bozulmuş kişilerde depresyon görülebiliyor

Gastrointestinal mikrobiyotanın (bağırsak mikrobiyotası), doğumdan itibaren gelişen ve yaşamsal faktörlere göre değişen mikroorganizmalar bütünü olduğunu dile getiren Prof. Dr. Muhsin Konuk, şöyle devam etti:

“Son zamanlarda, beyin ve bağırsağın çift yönlü olarak birbirini etkilediği mekanizmalar araştırılmaktadır. Gastrointestinal sistem hastalıklarına bağlı olarak mikrobiyota dengesi bozulmuş kişilerde depresyon, kaygı, stres gibi psikiyatrik bozukluklar da görülebilmektedir. Çeşitli fermentasyon süreçlerinden geçerek elde edilen fermente besinler, endojen mikrofloranın özelliklerini geliştirerek mikrobiyotayı ve dolayısıyla beyin ve bağırsak sağlığını olumlu yönde etkiler.”

Turşu, ruh sağlığını destekliyor…

Probiyotik özelliği olan fermente besinlerin aynı zamanda ruh sağlığını olumlu yönde etkiledikleri için psikobiyotik besinler olarak da kabul edildiğini söyleyen Prof. Dr. Muhsin Konuk, “Çalışmalar, psikiyatrik bozukluklarda turşu, yoğurt, kefir gibi fermente ürünlerin mikrobiyotayı iyileştirerek ruh sağlığını destekleyebileceğini göstermiştir. Ancak, her bir fermente besin grubunun beyin-bağırsak eksenini ne düzeyde etkilediğini ve bunların ruh sağlığına etkilerini değerlendirmek için çalışmalar devam etmektedir.” dedi.

Yüksek tansiyon ve böbrek hastaları dikkat!

Yüksek tansiyon veya böbrek hastalıkları olanların nasıl turşu tüketmesi konusunda da değinen Prof. Dr. Muhsin Konuk, “İçeriğinde bol miktarda sodyum barındırdığı için fazla tüketildiğinde tansiyon yükselmesine neden olabilir. Öte yandan aşırı tüketimi böbrek sorunlarını da tetikleyebilir.” şeklinde sözlerini tamamladı. Doi numarası: https://doi.org/10.32739/uha.id.57501

&nbsp;

&nbsp;

&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ordumanset.net/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Ev yapımı turşu mucizesi! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 20 Nov 2024 12:34:52 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ordumanset.net/images/haber/ev-yapimi-tursu-mucizesi-153530-20241120.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ordumanset.net/images/haber/ev-yapimi-tursu-mucizesi-153530-20241120.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.ordumanset.net/images/haber/ev-yapimi-tursu-mucizesi-153530-20241120.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Doğru bilinen uygulamalar dişlere zarar verebilir! ]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ordumanset.net/haber-dogru-bilinen-uygulamalar-dislere-zarar-verebilir-20527.html</guid>
                    <link>https://www.ordumanset.net/haber-dogru-bilinen-uygulamalar-dislere-zarar-verebilir-20527.html</link>
                    <description><![CDATA[Ağız ve diş sağlığıyla ilgili bazı yanlış inanışlar olduğunu ifade eden uzmanlar bu inanışların ağız ve diş sağlığını olumsuz etkileyebileceğini söylüyor.

]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Ağız ve diş sağlığıyla ilgili bazı yanlış inanışlar olduğunu ifade eden uzmanlar bu inanışların ağız ve diş sağlığını olumsuz etkileyebileceğini söylüyor.

Doğru olduğu düşünülen yanlışlardan birinin dişlerdeki lekelerin karbonatla temizlenmesi olduğuna dikkat çeken Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, “Karbonat, anlık diş üzerindeki lekeleri temizleyebilir ama diş yüzeyinin aşırı çizilmesine sebep olur.” dedi. Bununla birlikte sık gargara kullanımı ve florsuz diş macunu seçimlerinin de doğru olmadığına değinen Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, etkin diş temizliği için günde iki kez dişlerin fırçalanması ve diş yüzeyindeki birikintilerin tamamen temizlenmesi gerektiğini vurguladı.

Üsküdar Diş Hastanesi Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, ağız ve diş sağlığı konusunda doğru bilinen yanlışlar hakkında bilgi verdi.

Doğru bilinen uygulamalar dişlere zarar verebilir!

Ağız sağlığıyla ilgili doğru bilinen yanlışlardan ilkinin, dişlerde oluşan lekelenmelerin karbonatla temizlenmesi olduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, “Karbonat, anlık diş üzerindeki lekeleri temizleyebilir ama diş yüzeyinin aşırı çizilmesine sebep olur.” dedi.

Gargara kullanımının da dikkat edilmesi gereken bir durum olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, “Çok fazla reklamı yapıldığından, rutinde gargara kullanımının faydalı olduğu düşünülebilir. Ancak gargara ağız içi mikroorganizma dengesini bozabileceğinden sık kullanımı tavsiye edilen bir bakım değildir. Florlu diş macunlarının zararlı olduğu söylentisi de yine bir hurafe diyebiliriz. Flor, diş macunlarının içerisinde çok küçük miktarlarda kullanılır. Flor dişlerin kendilerini daha iyi koruyabilmesi açısından değerlidir ve kullanılması tavsiye edilir. Bu açıdan zararlı görülmez. Diş yüzeyindeki mineral dengesi tükürükle beraber sürekli çözünür, yeniden birikir. Dolayısıyla tükürük içerisinde flor olması, florun diş yüzeyine girerek orayı daha güçlendirmesini sağlar.” şeklinde konuştu.

Macunun ferahlığı ile dişlerin temizlendiği düşünülmemeli!

Diş bakımında öncelikle dikkat edilmesi gereken şeyin her gün düzenli olarak diş fırçalama olduğuna vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, “Günde iki kez dişlerini fırçalamayanların en azından akşamları dişlerini fırçalaması son derece önemli.” dedi.

Diş fırçalamasında da dikkat edilmesi gereken şeyler olduğunun altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, şunları söyledi:

“Fırçalama sadece macunun ferahlığıyla, 15-20 saniye diş yüzeylerinde tuttuğumuz fırçayla istediğimiz etkinlikte temizliği sağlayamaz. Tüketilen gıdalar daha yumuşak ve yapışkan gıdalara döndükçe diş yüzeyindeki birikimler de artar. Bunları dişlerden temizlemek 15-20 saniye sürecek bir iş değildir. Bir fırçanın diş yüzeyine en az 6-7 kere teması gerekir. Macunun ferahlığı ile diş yüzeyinin temizlendiği düşünülmemeli. Dişlerin hem ön, hem iç, hem de üst yüzeylerine fırçanın temas etmesi gerekir ve bu şekilde fırçalama en az 2-5 dakika sürmeli.”

“Önemli olan diş yüzeyindeki birikintilerin tamamen temizlenmesi”

Yaşa göre diş bakımının belirgin şekilde değişmediğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, “Fırçalama ve temizlik işlerinin aynı şekilde yapılması gerekir. Sadece yaşla birlikte diş eti çekilmeleri ortaya çıkabilir. Diş eti çekilmesi olan hastalarda iki diş arasında karanlık alan denilen boşluklar varsa buralarda küçük fırçaların kullanılması tavsiye edilir.” dedi.

Sigara kullananların dişlerinde leke birikimini biraz da olsa önlemek için sigara içtikten sonra dişlerin fırçalanmasını öneren Dr. Öğr. Üyesi Kübra Güler, sözlerini şöyle tamamladı:

“Sigara kullanan kişilerin de rutin diş bakımlarına dikkat etmesi gerekir. Önemli olan diş yüzeyindeki birikintilerin tamamen temizlenmesidir.&nbsp;

Dişlerle birlikte dilin fırçalanması da önerilir. Ağızdaki kokunun kaynağı özellikle dil yüzeyidir. Dilin fırçalanması için özel dil fırçaları ya da bazı diş fırçalarının arka kısmında özel çıkıntılar bulunur. Bunlarla dil fırçalanması arkadan öne doğru olacak bir şekilde gerçekleştirilebilir.” Doi numarası: https://doi.org/10.32739/uha.id.57502
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ordumanset.net/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Doğru bilinen uygulamalar dişlere zarar verebilir!  - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 20 Nov 2024 12:32:47 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ordumanset.net/images/haber/dogru-bilinen-uygulamalar-dislere-zarar-verebilir-153427-20241120.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ordumanset.net/images/haber/dogru-bilinen-uygulamalar-dislere-zarar-verebilir-153427-20241120.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.ordumanset.net/images/haber/dogru-bilinen-uygulamalar-dislere-zarar-verebilir-153427-20241120.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[KRONOLOJİK YAŞ MI, BİYOLOJİK YAŞ MI?]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ordumanset.net/haber-kronolojik-yas-mi-biyolojik-yas-mi-20518.html</guid>
                    <link>https://www.ordumanset.net/haber-kronolojik-yas-mi-biyolojik-yas-mi-20518.html</link>
                    <description><![CDATA[Uzmanlar, kronolojik yaş ve biyolojik yaşın birbirinden farklı olabileceğine dikkat çekiyor. Bu yaşların belirlenmesinde ise sağlıklı yaşam biçimi ve alışkanlıkları büyük önem taşıyor.

]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Yaş almak, insanın kaçınılmaz gerçekliklerinden biri. Takvimde ilerleyen yıllar teknik olarak yaş almanın göstergesi olsa da beden ve zihin yaşı her zaman bu sayılara paralel ilerlemiyor. Bu noktada kronolojik ve biyolojik yaş kavramları devreye giriyor.

Acıbadem LifeClub Sağlıklı Yaşam Hizmetleri’nden&nbsp;Aile Hekimliği Uzmanı Dr. Aslı Azakoğlu Karaca, kronolojik ve biyolojik yaş hakkında şunları söyledi: “Kronolojik yaş ve biyolojik yaş, bireyin yaşını farklı perspektiflerden değerlendiren iki kavramdır. Bir de psikolojik yaş var tabii.

Kronolojik yaş, bir kişinin doğumundan itibaren geçirdiği rakamsal süreyi ifade eder. Bu, doğum tarihi ile belirlenir ve yıllık olarak ilerler. Objektif bir ölçüdür, yasal ve sosyal alanlarda kullanılır. Kronolojik yaş, kişinin takvim yaşını gösterir.

Biyolojik yaş ise; kişinin bedeninin genel sağlık durumunu ve fonksiyonel kapasitesini ifade eder.”

Biyolojik Yaşta Epigenetik Faktörü Önemli

Sağlıklı yaşam alışkanlıklarının biyolojik yaş almada büyük önemi olduğunu ifade eden&nbsp;Uzm. Dr.&nbsp;Aslı Azakoğlu,&nbsp;“Hekimler olarak eskiden yaşam süresinin esas olarak genetik tarafından belirlendiğine inanıyorduk. Ancak son yapılan araştırmalar bize, sağlıklı yaşamın genetik nedenlerden daha çok epigenetik faktörlere bağlı olumlu ya da olumsuz yönde değiştiğini gösteriyor.

Epigenetik; çevrenin, yaşam koşullarının, genlerin çalışma şeklini nasıl değiştirdiğini inceleyen bir bilim dalıdır. Epigenetik alanındaki son gelişmeler epigenomumuzun yani, DNA dizimimizin üzerinde gerçekleşen kimyasal değişikliklerin, insan biyolojik yaşlanmasını anlama ve hesaplamanın anahtarı olabileceğini düşündürmektedir. Hücrelerimizin ne kadar hızlı bozulduğu çeşitli faktörlere bağlıdır. Genlerimiz, yeme ve egzersiz alışkanlıkları gibi yaşam tarzı seçimlerimiz, epigenetik değişime ve DNA metilasyonunda defektelere neden olur. Maalesef bunlar da sonuç olarak özellikle otoimmun hastalılara ve kansere kapı aralar.

İşte tam da bu sebeplerden dolayı, hekim olarak, kimlik yaşı 45 olup biyolojik yaşı 50 ve üzerinde çıkan hastalarla karşılaşabiliyoruz. Bu kişilerin yaşamlarını detaylı sorguladığımızda ise beslenme alışkanlıkları, uyku düzeni, hareket kapasitesi gibi faktörlerin hedeflenen optimal düzeyde olmadığını tespit ediyoruz. Bol kırmızı et tüketen, hayvansal gıda (et-süt ve yumurta vb…) alımı fazla olan, hareketsiz bir yaşantısı olan, vücut kitle indeksi 25 ve üzerinde olan, sigara içen, stresle mücadele edemeyen bir birey maalesef muhtemel kronik hastalıklara yatkın oluyor.

Biyolojik yaşımız, maalesef tek başına genetik geçmişimiz, soy ağacımız ve ailemizde olan hastalıklardan değil, yaşam tarzı, beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktivite düzeyi, stres seviyesi ve çevresel faktörler gibi birçok değişkenden de etkileniyor” dedi.

Biyolojik Yaş Nasıl Ölçülür?

Biyolojik yaşı belirlemek için çeşitli tıbbi testler ve değerlendirmeler yapılabildiğinin altını da çizen LifeClub hekimlerinden&nbsp;Uzm. Dr. Aslı Azakoğlu Karaca, “Bu testler arasında kan testleri, genetik testler, vücut kompozisyonu ölçümleri, kardiyovasküler testler ve hormon seviyeleri ve benzeri ölçümler yer alır. Bu değerlendirmeler, bir kişinin biyolojik olarak ne kadar genç veya yaşlı olduğunu belirlemeye yardımcı olur” dedi.

Yaşlılık Hastalık Değildir!

Uzm. Dr. Karaca, hangi alanda denge bozulmuşsa, o alanda doğru adımları atmanın ve gereken kişilerden destek almanın biyolojik yaş için yapılacak en güzel yatırım olacağının altını çizdi: “Önce bir analiz yaptırılmalı. Nerede sıkıntım var, hangi alanda problem yaşıyorum? Bunun için genel sağlık danışmanlığı almak adına check-up yaptırmanızı önerebilirim.

Hekimler ekip olarak size yapmanız gerekenleri söyleyecektir. Hangi alışkanlığınız size sıkıntı yaşatıyor, kronik hastalığınız varsa doğru yönetmenin yolları, yoksa da çıkmaması adına neler yapmanız gerektiği, maligniteler (kötü huylu tümörler) adına gereken taramaları yaptırmanız, beslenmeniz, kimyasallardan nelere maruz kaldığınız gibi durumları tespit için gereken adımlar atılacaktır. Daha sonra size uygun beslenme modelini uygulamak, adım adım ilerlemek ve kılavuzunuz hep yanınızda olup sizi motive edecek şekilde ilerlemek, size beklediğinizden çok alanda değişim ve dönüşümün olabileceğini gösterecektir. Bu değişimleri ne kadar erken yaparsanız sonuç alma ihtimaliniz o kadar yüksektir.

Tam da bu sebeple önce farkındalık, sonra gereken adımı atmak önemli. Temel amaç sağlıklı ve canlı bir şekilde yaş almayı sağlamak olmalı. Hücresel düzeyde sağlığı korumak ve iyileştirmek, yaşlanmayı geciktirmek ve genel sağlık durumunu optimize etmek hedefiniz olmalı. Tüm bu gayret hücresel ve DNA onarımı için kıymetli, bu da yaşlanma sürecini yavaşlatan en önemli faktör. Yaşlılık hastalık değildir. Kişi yaş alır, yaşlanmaz.”
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ordumanset.net/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[KRONOLOJİK YAŞ MI, BİYOLOJİK YAŞ MI? - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 20 Nov 2024 06:02:19 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ordumanset.net/images/haber/kronolojik-yas-mi-biyolojik-yas-mi-090324-20241120.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ordumanset.net/images/haber/kronolojik-yas-mi-biyolojik-yas-mi-090324-20241120.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.ordumanset.net/images/haber/kronolojik-yas-mi-biyolojik-yas-mi-090324-20241120.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[	Meme Kanseri Riskini Azaltmak Mümkün!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ordumanset.net/haber-meme-kanseri-riskini-azaltmak-mumkun-20464.html</guid>
                    <link>https://www.ordumanset.net/haber-meme-kanseri-riskini-azaltmak-mumkun-20464.html</link>
                    <description><![CDATA[Her sene Ekim ayında tüm dünyada Meme kanserine farkındalık yaratmak için özel etkinlikler düzenleniyor]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Her sene Ekim ayında tüm dünyada Meme kanserine farkındalık yaratmak için özel etkinlikler düzenleniyor. Altınbaş Üniversitesi Yayınlarından çıkan 50 Soruda Meme kanseri kitabında da konuyla ilgili bilinmesi gereken önemli konulara değiniliyor. Altınbaş Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi, Genel Cerrah Dr. Hüseyin Akyol’un kaleme aldığı kitap, bir ömür boyunca birçok faktörün meme kanseri riskini etkilediğini belirterek, bu riski azaltmanın yöntemleri hakkında önemli bilgiler veriyor.

&nbsp;

Dr. Hüseyin Akyol, yaşlanmak ya da aile geçmişi gibi faktörlerin değiştirilemeyeceğini hatırlatıyor. Meme kanserlerinin %99’unun kadınlarda görüldüğünü söyleyerek, yaşla birlikte riskin artığına değiniyor. Çoğu kanserin 50 yaşından sonra geliştiğinin altını çizen Dr. Akyol, “Meme kanserine yakalanma yaş ortalaması 63. İlk adetini 12 yaşından erken görenlerde, 12 yaşından sonra görenlere nazaran meme kanseri olma riski 2 kat fazladır. Östrojene maruz kalma süresi arttığı için bu risk artıyor” bilgisini aktarıyor.

&nbsp;

“Geç menopoz meme kanseri riskini 2 kat artırıyor”

&nbsp;

İleri yaşta menopoza girmenin de meme kanseri riskini 2 kat artırdığını belirten Dr. Akyol, ‘45 yaşında menopoza giren kadınlara göre bu risk 2 kat fazladır. Östrojen ve progesteron üretimi yaşla birlikte azalır ve menopoz civarında keskin bir düşüş olur. Bu hormonlara daha uzun süre maruz kalmak meme kanserini artırır.” görüşüne yer veriyor.

&nbsp;

Riski azaltan faktörler neler?

&nbsp;

Dr. Akyol ancak tüm bunlara rağmen sağlığa dikkat edilerek meme kanseri riskinin azaltılabileceğini de özellikle belirtiyor. Menopozla bağlantılı olarak çift taraflı yumurtalık ameliyatı veya rahim bölgesine ışınlama yapılması ile yapay menopoz oluşturulmasının riski azaltacağı görüşünü dile getiriyor. Öncelikle düzenli egzersiz yaparak sağlıklı bir kiloda kalınmasını tavsiye ederek diğer önerilerini de şöyle sıralıyor:

&nbsp;

* Alkollü içecekleri tüketmeyin.

&nbsp;

* Sağlıklı beslenin. Doymuş yağ oranı yüksek, meyve ve sebzelerden oluşan bir diyet uygulayın.

&nbsp;

* 30 yaşından önce doğum yapın. Hamilelik, meme hücrelerini, olgunlaşmasının son aşamasına ittiği için meme kanserine karşı korunmaya yardımcı olur.

&nbsp;

* Çocuklarınızı emzirin.

&nbsp;

Dr. Hüseyin Akyol ayrıca, kişinin ailesinde meme kanseri öyküsü varsa ya da BRCA1 ve BRCA genlerinde kalıtsal olarak değişiklikler varsa, riski azaltmak için mutlaka bir hekim ile görüşülmesi gerektiğini belirtiyor. “Hayatınız boyunca sağlıklı kalmak, kansere yakalanma riskin azaltacak ve ortaya çıkarsa da kanserden kurtulma şansınızı artıracak” görüşünü savunuyor.

&nbsp;

Meme kanseri belirtileri nedir ve tanısı nasıl konur?

&nbsp;

Kişinin yapısına göre farklı semptomlar olabileceğini belirten Dr. Akyol, belli başlı belirtileri ise şöyle sıralıyor;

&nbsp;

Memede veya koltuk altında ele kitle gelmesi. Bu kitle çoğunlukla ağrısız olur.

Meme derisinin kalınlaşması veya şişmesi

Meme derisinin içe doğru çekmesi

Meme başında kızarıklık veya ciltte dökülme

Meme başı bölgesinde ağrı veya içeri çekilmesi

Meme başından kan gelmesi

Meme boyutunda veya şeklinde değişiklik.

Erken Tanıda KKMM çok önemli!

&nbsp;

Bu semptomların metastazların varlığına da işaret edebileceğine dikkat çeken Dr. Hüseyin Akyol, meme kanseri tanısının klinik muayene, görüntüleme ve biyopsi ile konulacağını anlatıyor. Meme kanserine erken dönemde tanı konmasının tedaviyi ve hayatta kalma şansını arttırdığını vurguluyor. 20 yaşından sonra her kadının (KKMM) Kendi Kendine Keme Muayenesi ile her ay kendilerini kontrol etmelerini, 40 yaşından sonra da 2 yılda bir mamografi taramalarını yaptırmalarını öneriyor.

&nbsp;

KKMM Nasıl yapılır?

&nbsp;

Altınbaş Üniversitesinden Dr. Hüseyin Akyol, son olarak basit ama erken tanıyla hayat kurtaran KKMM’nin doğru yapılabilmesi için adım adım aşamalarını anlatıyor.

&nbsp;

&nbsp;Adım 1: Hasta ayakta ayna karşısında durur. Omuzlar düz ve kollar yandayken aynada göğüslerine bakarak kontrol eder. Kollarını belinin alt kısmına koyarak görsel incelemeye devam eder. Bu pozisyonda her iki meme de simetrik olmalıdır. Memelerin boyutu, şekli ve cilt rengi kontrol edilmelidir. Derinin çukurlaşması, büzülmesi veya şişmesi durumu gözlemlenmelidir. Ciltte kızarıklık, pozisyonu değişmiş bir meme ucu veya içe dönük bir meme ucu var mı yok mu dikkatle incelenmedir.

&nbsp;

Adım 2: Hasta kolları havaya kalkık şekilde aynı değişiklikleri kontrol etmeli. Kolların havaya kalkması ile her iki memenin de simetrik olarak yukarıya hareket edip etmediği kontrol edilmeli. Bu pozisyonda memede oluşabilecek çekilmeler önemlidir.

&nbsp;

Adım 3: Aynanın karşısındayken meme uçlarından sıvı gelip gelmediğine bakılmalıdır. Bu sıvı sulu, sütlü veya kan olabilir.

&nbsp;

Adım 4: Hasta uzanırken sağ eli ile sol memeyi ardından sol eli ile sağ memeyi kontrol eder. Elinin üç orta parmağı ile küçük dairesel hareketler çizerek tüm meme ve koltuk altları değerlendirilir.

&nbsp;

Adım 5: Son olarak, ayaktayken veya otururken göğüsler muayene edilmeli. Bu işlem duş sırasında yapılabilir.

&nbsp;

&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ordumanset.net/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[	Meme Kanseri Riskini Azaltmak Mümkün! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 22 Oct 2024 08:49:07 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ordumanset.net/images/haber/meme-kanseri-riskini-azaltmak-mumkun-115112-20241022.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ordumanset.net/images/haber/meme-kanseri-riskini-azaltmak-mumkun-115112-20241022.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.ordumanset.net/images/haber/meme-kanseri-riskini-azaltmak-mumkun-115112-20241022.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[SİNSİ HASTALIK DİŞLERİNİZİ SESSİZCE YOK EDİYOR!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ordumanset.net/haber-sinsi-hastalik-dislerinizi-sessizce-yok-ediyor-20463.html</guid>
                    <link>https://www.ordumanset.net/haber-sinsi-hastalik-dislerinizi-sessizce-yok-ediyor-20463.html</link>
                    <description><![CDATA[Halk arasında dişeti hastalığı olarak bilinen ancak pek bilinmeyen bir alt türü olan Agresif Periodontitis, erken teşhis edilmediğinde kalıcı diş kayıplarına yol açıyor.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Halk arasında dişeti hastalığı olarak bilinen ancak pek bilinmeyen bir alt türü olan Agresif Periodontitis, erken teşhis edilmediğinde kalıcı diş kayıplarına yol açıyor. Hastalığın sinsi ilerlemesi ve başlangıçta belirti vermemesi nedeniyle, erken teşhis edilmediği takdirde diş ve çevresindeki kemik dokusunu hızla tahrip ederek ciddi çene kemik erimesi sonuçlarına neden olabiliyor.

Agresif Periodontitis adlı diş eti hastalığına çene kemik erime hastalığı da denmesi mümkün. Türkiye’de halkın yaklaşık yüzde 65’ini etkileyen bu dişeti hastalığı türü, özellikle genç 25-35 yaşlarında dişetinde hastalanmaya ve çene kemik tahribatına başlıyor.&nbsp;

Belirti vermeyebiliyor veya çok geç fark ediliyor

Diş eti hastalıklarının sinsi ve çok hızlı ilerleyen bir türü olan Agresif Periodontitis, diş eti hastalığının hızlı ve yıkıcı bir formu olarak tanımlanıyor. Hastalığın erken aşamasında genellikle belirgin ağrı ya da başka şikâyetlere yol açmadığı için fark edilmesi zor oluyor. Belirti vermeyen ancak 25-35 yaşlarında çene kemiğini eritmeye başlayan Agresif Periodontitis dişeti hastalığı, detaylı muayene esnasında erken teşhis edilebilme olasılığı vardır. Bu nedenle diş dişeti ve çene kemiğinin detaylı muayeneleri, dişeti hastalığının özenli tedavisi ve ağız sağlığı eğitiminin küçük yaşlardan itibaren öğrenilmesi büyük önem taşıyor.&nbsp;

Diş Eti Şişmesi ve Kötü Ağız Kokusu ve Kan Enfeksiyon Artışı gözlemlenebilir

Hiçbir belirti vermemekle birlikte kötü ağız kokusu ve diş eti şişmesi gibi ağız içi belirtiler verebilmektedir. Kan testinde CRP gibi enfeksiyon değerlerini de yükseltebilen ve genel vücutta yanlış teşhislerin önüne geçmek adına Agresif Periodontitis denilen dişeti hastalığının tanısı, teşhisi ve tam bir tedavisi şart.

Anne ve Babası Diş Kaybı Yaşayanlar Dikkat

Genetik yatkınlığı olanlarda daha sık görülen Agresif Periodontitis hastalığı, anne, baba veya 1. derece yakınlarından genetik geçen diş eti hastalığında erken teşhis ve tam bir tedavi için Diş Hekimine düzenli olarak muayene olmaları gerekiyor.

Uzman Diş Hekimi Prof. Dr. Birkan Özkan, Agresif Periodontitis gibi dişeti hastalıklarının tedavisi yapıldıktan sonra Dolgu, Kaplama ve İmplant gibi diğer diş tedavilerinin yapılmasını önemle tavsiye ediyor.

Diş Kaybı ve Çene Kemik Erimesi Durdurulabilir

Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Taha Birkan Özkan: “Agresif Periodontitis, Tedavi edilmediğinde, diş kaybı ötesinde, çene kemik erimesine yol açan aynı zamanda genel sağlığı da etkileyen teşhisi gözden kaçabilen oldukça önemli bir rahatsızlıktır. Sinsi gizli diş eti hastalığı olan Agresif Periodontitis, bağışıklık sistemi, kalp hastalıkları, diyabet ve kanser gibi sistemik hastalıklarla ilişkili olduğu gibi üst solunum yolu enfeksiyonlarına yatkınlığı da artırır.&nbsp; Tedavi sürecinde kişiye özel tedavi planı uygulanmalıdır. Diş eti enfeksiyonunu kontrol altına alma, diş kaybını önleme ve çene kemiği erimesini durdurmaya yönelik olarak ilk aşamada Subgingival Küretaj İşlemiyle diş eti altındaki gizli taşların ve iltihabi dokuların alınır. 2. aşamada Kök Yüzeyi Düzleştirme İşlemiyle kök yüzeyindeki kemik eritici doku artıklarının temizlenir. 3. Aşamada ise ilerlemiş hastalıklarda Açık Cerrahi Küretaj İşlemiyle dişeti altındaki ve çene kemiğini saran iltihabi ve kemik eritici dokuların çok detaylı operasyonla çıkartılması sağlanır.

Diş Dişeti ve Çene Kemik Sağlığı Tüm vücudu koruyor

Prof. Dr. Özkan, genetik faktörlerin ve bağışıklık sistemi bozukluklarının da bu hastalığın gelişiminde özellikle rol oynadığını belirtiyor. Prof. Dr. Özkan, “Son yıllarda yapılan araştırmalar, diş eti hastalıkları ile vücuttaki sistemik hastalıklar arasındaki sıkı bağı ortaya koyuyor. Bu nedenle ağız diş dişeti ve çene sağlığında erken teşhisin önemini ve diş eti hastalığının kişiye özel tedavisinin genel sağlık üzerindeki etkilerinin birlikte değerlendirilmesi gerekiyor” diyerek özellikle genç ve orta yaştaki bireyleri uyarıyor.&nbsp;

&nbsp;

&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ordumanset.net/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[SİNSİ HASTALIK DİŞLERİNİZİ SESSİZCE YOK EDİYOR! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 22 Oct 2024 08:07:20 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ordumanset.net/images/haber/sinsi-hastalik-dislerinizi-sessizce-yok-ediyor-110752-20241022.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ordumanset.net/images/haber/sinsi-hastalik-dislerinizi-sessizce-yok-ediyor-110752-20241022.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.ordumanset.net/images/haber/sinsi-hastalik-dislerinizi-sessizce-yok-ediyor-110752-20241022.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[‘Doğal Olan Normal Doğum’ Kapsamında Eğitim Düzenlendi]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ordumanset.net/haber-dogal-olan-normal-dogum-kapsaminda-egitim-duzenlendi-20454.html</guid>
                    <link>https://www.ordumanset.net/haber-dogal-olan-normal-dogum-kapsaminda-egitim-duzenlendi-20454.html</link>
                    <description><![CDATA[Sağlık Bakanlığı, anne ve bebeklerin korunmasını sağlamak, normal doğumu özendirmek ve nüfus artışının sürdürülebilir bir şekilde tutulması amacıyla düzenlenen “Normal Doğum Eylem Planı” kapsamında bir toplantı düzenlendi]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Sağlık Bakanlığı, anne ve bebeklerin korunmasını sağlamak, normal doğumu özendirmek ve nüfus artışının sürdürülebilir bir şekilde tutulması amacıyla düzenlenen “Normal Doğum Eylem Planı” kapsamında bir toplantı düzenlendi. 17 Ekim 2024 tarihinde Kamu Hastaneleri Hizmetleri Başkanlığı etkinliğiyle toplantıya katıldı, Kamu Hastaneleri Sağlık Bakım Hizmetleri Müdürleri, E ve D Grubu Hastanelerin İdari ve Mali İşler Müdürleri, Hastane Gebe Okulu Sorumlu Ebeleri ve Doğum Salonu Sorumlu Ebeleri katıldı.
Toplantının açılış konuşmasını Kamu Hastaneleri Hizmetleri Başkanı Uzm. Dr. Özerhan Özer yaptı. Gebeliğin 40 haftasında bulunarak, 1-7 Ekim tarihleri arasında kutlanan Normal Doğum Haftası ile başlayacak ve 10 Temmuz 2025'e kadar devam edecek olan çalışmalar için Eylem Planı Etkinlik Takvimi planlandı. etkinlikler ve etkinlikler üzerine görüşüldü, öneri ve fikir alışverişinde bulunuldu.
Toplantıda, Gebe Okulu eğitimlerinin ve gelişmeleri, Anne Dostu Hastane'nin kan hızlandırılması ve "Doğal Olan Normal Doğum" sloganıyla bilgilendirme eğitimleri ve etkinliklerin duyurulması gibi konular ele alındı. Bu çalışmalar, normal doğumun yaygınlaşması ve anne-bebek sağlığının başarıya ulaşma yolunda önemli bir adım olarak değerlendirildi.

&nbsp;

&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ordumanset.net/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[‘Doğal Olan Normal Doğum’ Kapsamında Eğitim Düzenlendi - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Fri, 18 Oct 2024 08:48:41 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ordumanset.net/images/haber/dogal-olan-normal-dogum-kapsaminda-egitim-duzenlendi-115219-20241018.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ordumanset.net/images/haber/dogal-olan-normal-dogum-kapsaminda-egitim-duzenlendi-115219-20241018.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.ordumanset.net/images/haber/dogal-olan-normal-dogum-kapsaminda-egitim-duzenlendi-115219-20241018.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Başhekimler Toplantısı Düzenlendi]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ordumanset.net/haber-bashekimler-toplantisi-duzenlendi-20452.html</guid>
                    <link>https://www.ordumanset.net/haber-bashekimler-toplantisi-duzenlendi-20452.html</link>
                    <description><![CDATA[Her ay farklı bir ilçede gerçekleştirilen başhekimler toplantısı bu ay Fatsa Devlet Hastanesinde düzenlendi. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Her ay farklı bir ilçede gerçekleştirilen başhekimler toplantısı bu ay Fatsa Devlet Hastanesinde düzenlendi.&nbsp;
Ordu Sağlık Müdürü Dr.Öğr. Üyesi Dursun Tüzün, Sağlık müdürlüğü Sağlık Hizmetleri Başkanı Dr. Muhammed Yasin Ergül, Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanı Uzm.Dr.Emrah Çelenk, Kamu Hastaneleri Hizmetleri Başkanı Uzm.Dr.Özerhan Özer, Personel Hizmetleri Başkanı İmdat Belen ve Destek Hizmetleri Başkanı Ömer Tok ile birlikte toplantı öncesinde Fatsa Devlet Hastanesi hizmet birimlerini ziyaret ederek, hizmet birimleri ile ilgili bilgi aldı ve fiziksel alanları inceledi.&nbsp;
Ziyaretin ardından Sağlık Müdürü&nbsp; Dr.Öğr. Üyesi Dursun Tüzün Başkanlığında Fatsa Devlet Hastanesi toplantı salonunda Sağlık Hizmetleri hakkında değerlendirme toplantısı gerçekleştirildi.
Toplantıya yöneticiler, kamu hastaneleriminin&nbsp; başhekimleri, başhekim yardımcıları, idari mali işler müdürleri ile sağlık bakım hizmetleri müdürleri ve müdür yardımcıları katıldı.
Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından Fatsa Devlet Hastanesi Başhekimi Op.Dr. Alper Delier&nbsp; açılış konuşmasını gerçekleştirerek hastane birimleri, hizmet kapasitesi ve personel durumu hakkında bilgi verdi. Ardından kürsüye çıkan Fatsa Devlet Hastanesi İdari ve Mali İşler Müdürü Osman Demir hastaneye ait mali durum ve yapılması planlanan iyileştirmeler hakkında katılımcılara bilgilendirme yaptı.&nbsp;
Fatsa Devlet Hastanesi sunumunun ardından sırası ile Kamu Hastaneleri Hizmetleri Başkanlığı, Personel Hizmetleri Başkanlığı ve Destek Hizmetleri Başkanlığı sunumlarıyla hastane hizmetleri ve mali durum masaya yatırıldı.
Toplantıda kapanış konuşmasını gerçekleştiren Sağlık Müdürü Dr.Öğr. Üyesi Dursun Tüzün, “Her ay farklı bir ilçemizde gerçekleştirdiğimiz toplantımızı bu ay Fatsa Devlet Hastanesinde yaptık. Sizleri burada görmekten ve sizlerle bir arada olmaktan mutluyum. Birinci önceliğimiz her zaman vatandaşlarımıza daha kaliteli sağlık hizmeti sunmaktır. Bu noktada siz değerli yönetim ekibime özverili çalışmalarınızdan dolayı teşekkür ederim. Bu toplantıların her geçen gün daha verimli hale geldiğini görmekten mutluyum.” dedi.
Sağlık Müdürü Dr.Öğr. Üyesi Dursun Tüzün, ev sahipliği ve misafirperverliği için Fatsa Devlet Hastanesi Yönetimine ve çalışanlara teşekkür ederek, katılımcı tüm hastane yöneticilerimize çalışmalarında başarılar diledi.

&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ordumanset.net/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Başhekimler Toplantısı Düzenlendi - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Fri, 18 Oct 2024 08:10:30 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ordumanset.net/images/haber/bashekimler-toplantisi-duzenlendi-113656-20241018.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ordumanset.net/images/haber/bashekimler-toplantisi-duzenlendi-113656-20241018.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.ordumanset.net/images/haber/bashekimler-toplantisi-duzenlendi-113656-20241018.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[ Bu Yöntem Kalp Sağlığınıza Işık Tutuyor]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ordumanset.net/haber-bu-yontem-kalp-sagliginiza-isik-tutuyor-20448.html</guid>
                    <link>https://www.ordumanset.net/haber-bu-yontem-kalp-sagliginiza-isik-tutuyor-20448.html</link>
                    <description><![CDATA[Dünyada ve ülkemizde en sık görülen hastalık grubu olan kalp rahatsızlıkları bazen belirti veriyor, bazı durumlarda da sessizce ilerleyebiliyor. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Dünyada ve ülkemizde en sık görülen hastalık grubu olan kalp rahatsızlıkları bazen belirti veriyor, bazı durumlarda da sessizce ilerleyebiliyor. Kalp problemlerinin teşhis edilmesinde ileri teknolojilerle uygulanan kardiyak görüntüleme yöntemleri büyük rol oynuyor. Kardiyak MR, girişimsel işlem olmadan kalp hastalıklarının tipi ve özellikleri konusunda detaylı bilgi vererek hastalığa teşhis konmasını&nbsp; ve doğru tedavi planlaması yapılmasını sağlayan bir tanı yöntemi olarak öne çıkıyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Özge Özden Kayhan, “Kardiyoloji Pratiğinde Kardiyak MR’ın Rolü” başlıklı bilimsel etkinlikte “Kardiyak MR” ile ilgili bilinmesi gerekenler konusunda önemli bilgiler verdi.

Radyasyon içermiyor

Kardiyak Manyetik Rezonans, kalp ve büyük damarların detaylı anatomik ve fonksiyonel görüntülerini elde etmek için manyetik alan ve radyo dalgaları kullanan non-invaziv bir görüntüleme yöntemidir. Bu teknik, radyasyon içermez ve yüksek çözünürlükte yumuşak doku kontrastı sağlayarak, kalbin çeşitli yapılarını ve fonksiyonlarını ayrıntılı bir şekilde incelemeye olanak tanımaktadır. Koroner arter hastalığı, miyokardit gibi birçok hastalıklarında Kardiyak MR kullanılır.

Doğuştan kalp hastalıklarında da etkin rol oynuyor

Kardiyak MR, radyo dalgaları, manyetik alan ve bilgisayar kullanılarak kalbin detaylı görüntülerinin alınmasını sağlayan kardiyovasküler görüntüleme metodudur.

Kardiyak MR, kalbin morfolojisini, kasılma gücünü, ventrikül duvarlarının kalınlığını ve hareketini, valvüler yapıları ve fonksiyonlarını, perikardiyal efüzyonları ve kalpteki olası fibrozis ya da skar dokusunu yüksek doğrulukla göstermektedir. Aynı zamanda, miyokardiyal canlılık, ödem ve inflamasyonun tespiti gibi ileri düzey fonksiyonel değerlendirmelere de olanak tanımaktadır.

Kardiyak MR, başta koroner arter hastalığı, miyokardit, perikardit, restriktif ve dilate kardiyomiyopatiler, hipertrofik kardiyomiyopati ve amyloidoz gibi kalp kası hastalıklarında yaygın olarak kullanılmaktadır. Ayrıca doğuştan kalp hastalıkları, kalp kapak hastalıkları, kalp tümörleri ve büyük damar patolojilerinin değerlendirilmesinde de önemli bir rol oynamaktadır.

30-60 dakikada kalp hastalıkları tespit edilebiliyor

Kardiyak MR genellikle 30 ila 60 dakika arasında sürer, işlem süresi yapılan protokole bağlı olarak değişiklik gösterebilmektedir. Hastaya intravenöz kontrast madde uygulanabilir, bu sayede kalp dokusunun canlılığı ve kanlanması daha iyi değerlendirilmektedir. Hasta sırtüstü yatarak, düzenli nefes alma talimatları doğrultusunda hareket etmeden kalbinin görüntüleri çekilmektedir. Manyetik alan içerisinde radyo dalgaları kullanılarak görüntüler alınır ve elde edilen veriler bilgisayarda işlenmektedir.

Hastalardan öncelikle tıbbi hikayesi detaylı olarak alınıp; hastanın böbrek fonksiyonları, alerjik durumları, kalp pili, vücudunda herhangi bir metal olup olmadığı ve gebelik durumu konusunda ayrıntılı bilgi alınmaktadır. Hastaya öncelikle kontrast maddesinin ve diğer gerekebilecek ilaçların verilebilmesi için damar yolu açıldıktan sonra hasta kardiyak MR makinesine alınmaktadır. Kardiyak MR, ortasında hasta yatağının girdiği bir tünel olan mıknatıs özelliğine sahip bir cihazdır. Hastanın göğsüne kalp atım hızını kaydeden elektrotlar yapıştırılmaktadır. Dışarıdan hastaya ses komutları ile nefes alıp vermesi söylenir. Her bir nefes tutma süresi genellikle 10 veya 20 saniye kadar sürebilmektedir. Bu süreç içerisinde hastanın nefes alıp verme komutlarına uyması ve hiç hareket etmemesi, görüntü kalitesi açısından oldukça önemlidir. Hasta ile öncesinde denemeler yapıp, bu kısmı doğru yaptığından emin olunmaktadır. Çekim sonrası görüntüler uzman tarafından analiz edilerek raporlandırılmaktadır.

Bazı kalp hastalıklarının tanısında Kardiyak MR şart!

Kardiyak MR, ekokardiyografi&nbsp; ile yeterli bilgi sağlanamadığında ya da daha ayrıntılı anatomik ve fonksiyonel ve doku boyutunda değerlendirme gerektiğinde tercih edilir. Özellikle kalp kasının canlılığının belirlenmesinde, kompleks doğuştan kalp hastalıklarının değerlendirilmesinde ve cerrahi öncesi planlama aşamasında kritik bir rol oynar. Ek olarak, iskemik kalp hastalığında miyokardiyal canlılığın belirlenmesi ve inflamatuar kalp hastalıklarının tanısında da kardiyak MR vazgeçilmez bir yöntemdir.

Vaka bazlı Kardiyak MR etkinliği düzenlendi

“Kardiyoloji Pratiğinde Kardiyak MR’ın Rolü” toplantısı Memorial Bahçelievler Hastanesi ev sahipliğinde gerçekleştirildi. Türkiye’nin farklı bölgelerinden gelen doktorlar, bilgilerini paylaşarak vakalar üzerinde yorumlarda bulundular. Doç.Dr. Özge Özden Kayhan, Prof.Dr. Ahmet Barutçu, Doç.Dr. Ahmet Demirkıran ve Prof.Dr. İbrahim Altun’un organizatör ve konuşmacı olduğu toplantı kalp sağlığı uzmanlarına da önemli bir deneyim yaşattı.

&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ordumanset.net/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[ Bu Yöntem Kalp Sağlığınıza Işık Tutuyor - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 17 Oct 2024 14:41:47 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ordumanset.net/images/haber/bu-yontem-kalp-sagliginiza-isik-tutuyor-174328-20241017.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ordumanset.net/images/haber/bu-yontem-kalp-sagliginiza-isik-tutuyor-174328-20241017.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.ordumanset.net/images/haber/bu-yontem-kalp-sagliginiza-isik-tutuyor-174328-20241017.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Ekran Bağımlılığı Cildi Yaşlandırıyor]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ordumanset.net/haber-ekran-bagimliligi-cildi-yaslandiriyor-20447.html</guid>
                    <link>https://www.ordumanset.net/haber-ekran-bagimliligi-cildi-yaslandiriyor-20447.html</link>
                    <description><![CDATA[Dijital dünyanın vazgeçilmez bir parçası haline gelen ekranlar, hayatımıza kolaylık sağlarken aynı zamanda bazı sağlık sorunları için de bir tehdit oluşturuyor. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Dijital dünyanın vazgeçilmez bir parçası haline gelen ekranlar, hayatımıza kolaylık sağlarken aynı zamanda bazı sağlık sorunları için de bir tehdit oluşturuyor. Akıllı telefonlar, tabletler ve bilgisayarların yaydığı mavi ışık, cilt yaşlanmasını hızlandıran önemli bir faktör olarak karşımıza çıkıyor. Dijital cihazların ekranlarından yayılan yüksek enerjili bir ışık türü olan mavi ışığın cilt için zararlı olduğunu belirten Dr. Hülya İskenderoğlu Bahat, “Bu ışık, ciltteki kolajen üretimini azaltarak kırışıklıkların oluşumunu hızlandırıyor ve pigmentasyon sorunlarına yol açabiliyor. Ayrıca, serbest radikallerin oluşumunu tetikleyerek hücre hasarına neden oluyor” dedi.

&nbsp;

Akıllı telefonlar, tabletler ve bilgisayarlar hayatımızın vazgeçilmez parçaları haline gelirken, günün büyük bir kısmını bu ekranlara bakarak geçiyor. Öyle ki son yapılan araştırmalara göre ortalama bir kişinin günde 7 saatini ekranlara bakarak geçirdiğini ortaya koyuyor. Hal böyle olunca teknolojinin sağladığı fayda kadar zararları da kaçınılmaz oluyor. Bu durum özellikle cilt sağlığı üzerinde olumsuz etkisi olan mavi ışık sorununu da ortaya çıkarıyor.

&nbsp;

“Mavi Işık, Ciltteki Kolajen Üretimini Azaltıyor”

Dijital dünyanın sunduğu kolaylıklardan vazgeçmek mümkün olmasa da mavi ışığın cilt sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerini göz ardı etmemek gerektiğini belirten Dr. Hülya İskenderoğlu Bahat, “Mavi ışık, güneş ışığında doğal olarak bulunan ve aynı zamanda dijital cihazların ekranlarından yayılan yüksek enerjili bir ışık türü. Bu ışık, ciltteki kolajen ve elastin liflerini bozarak kırışıklıkların artmasına, cilt tonunda eşitsizlikler oluşmasına ve koyu lekelerin ortaya çıkmasına yol açıyor. Ayrıca, serbest radikallerin üretimini artırarak hücre hasarına sebep oluyor” dedi.

&nbsp;

“Cilt de Beslenmeye İhtiyaç Duyuyor”

Nasıl ki vücudumuz için gerekli vitamin takviyeleri alıyorsak cildimiz de ihtiyacı olan besinleri vermemiz gerektiğini altını çizen Dr. İskenderoğlu Bahat, sözlerine şöyle devam etti: “ Bu kapsamda Mezoterapi ile cildin ihtiyacı olan besinleri doğrudan hedefleniyor. Estetik mezoterapi ile cilde özel karışımlar, mikroenjeksiyon tekniği ile cilde kazandırılır. Cilt hücrelerini canlandıran ve yenileyen bir tedavi yöntemidir. Yaşla beraber ciltte eksilenleri yerine koyarak, azalan kollojen ve elastin üretimini arttırır.

Sonuç olarak, cilt daha nemli, dolgun, parlak ve genç bir görünüme kavuşur. İnce çizgiler ve lekeler azalırken, cilt tonu eşitlenir. Bu tedavi, hem yaşlanan ciltleri yenilemek hem de genç ciltleri koruyarak daha uzun süre genç kalmasını sağlamak için idealdir. İnce iğneler sayesinde uygulanan bu yöntem, ciltte minimum düzeyde rahatsızlık yaratır ve tüm cilt tiplerine uygundur."
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ordumanset.net/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Ekran Bağımlılığı Cildi Yaşlandırıyor - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 17 Oct 2024 14:35:37 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ordumanset.net/images/haber/ekran-bagimliligi-cildi-yaslandiriyor-174002-20241017.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ordumanset.net/images/haber/ekran-bagimliligi-cildi-yaslandiriyor-174002-20241017.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.ordumanset.net/images/haber/ekran-bagimliligi-cildi-yaslandiriyor-174002-20241017.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Anne olmayı düşünüyorsanız dikkat!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ordumanset.net/haber-anne-olmayi-dusunuyorsaniz-dikkat-20446.html</guid>
                    <link>https://www.ordumanset.net/haber-anne-olmayi-dusunuyorsaniz-dikkat-20446.html</link>
                    <description><![CDATA[ Beslenme ve doğurganlık arasındaki ilişkinin, üreme sağlığı açısından göz ardı edilmemesi gerekiyor.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ &nbsp;Beslenme ve doğurganlık arasındaki ilişkinin, üreme sağlığı açısından göz ardı edilmemesi gerekiyor. Hem kadınlar hem de erkekler için sağlıklı ve dengeli bir diyet, üreme hücrelerinin sağlıklı olmasına, hormonal dengenin korunmasına yardımcı oluyor.

Tıp dünyasında “fertilite” olarak bilinen doğurganlık üzerine bugüne kadar pek çok çalışma yapılmıştır. Doğurganlığı artıran çevresel ve genetik faktörler, bebek sahibi olmak isteyen çiftler tarafından ilgiyle takip ediliyor. Beslenme de doğurganlık üzerinde etkisi olan önemli faktörler arasında yer alıyor.

Beslenme ve doğurganlık arasındaki ilişkinin, insan ve üreme sağlığı üzerinde önemli bir rol oynadığını belirten Acıbadem LifeClub Sağlıklı Yaşam Hizmetleri’nden Aile Hekimliği Uzmanı Dr. İyigün Gedik, “Sağlıklı beslenme hem kadınlar hem de erkekler için doğurganlığı destekleyen temel bir unsurdur. Yeterli vitamin, mineral ve protein alımı, üreme hücrelerinin (sperm ve yumurta) kalitesini artırabilir, hormonal dengeyi sağlayabilir ve üreme organlarının sağlıklı çalışmasını destekleyebilir.

İnsan, bir yumurta ve spermin birleşmesiyle oluşan embriyodan meydana gelir. Sağlıklı bir üreme sistemi için yumurta ve sperm kalitesinin yüksek olması gerekir. Üreme sistemini olumlu etkilemek için ideal kilonun korunması, egzersizin günlük hayatın bir parçası haline gelmesi ve dengeli bir beslenme tarzı geliştirilmelidir” dedi.

Doğurganlık Düşmanı Obezite

Uzm. Dr. İyigün Gedik, hem kadınların hem de erkeklerin dengeli ve kontrollü beslenerek ideal kiloda kalmalarının üreme sağlığı açısından çok önemli olduğuna dikkat çekti: “Erkeklerde aşırı yağ dokusu hormon benzeri etki göstererek testosteron miktarının düşmesine neden olabilir. Bu durum üreme fonksiyonlarını olumsuz etkiler. Kötü beslenme alışkanlıklarıyla gelişen kontrolsüz diyabet, erkeklerde erektil disfonksiyon gibi durumlara yol açarak üreme fonksiyonlarını bozabilir.

Doğurganlık çağında olan kadınlarda ise, obezite erkeklerde olduğundan çok daha olumsuz etkilere sahiptir. Çok düşük beden ağırlığına sahip olmak da üreme fonksiyonlarına olumsuz etki edecektir. Üreme fonksiyonlarının ideal vücut ağırlığı ile ilişkili olduğu gösterilmiştir.

Yüksek yağ içeren diyetleri uygulayan kadınlarda üremenin olumsuz etkilenebileceği bilinmektedir. Ergenlik döneminden başlayarak dengeli ve kontrollü bir beslenme düzeni takip etmek üreme sağlığına olumlu etkilerde bulunacaktır.”

Tüketilmesi Gereken Besinler Neler?

Bebek sahibi olma yolunda ilk adımları atarken dikkat edilmesi gerekenin beslenme stratejileri olduğunun altını çizen Acıbadem LifeClub diyetisyenlerinden Dyt. Zehra Elban ise, “Doğurganlığı artırmak, sağlıklı bir gebelik planlaması için ideal vücut ağırlığına ulaşmak ve doğru beslenme alışkanlıklarını benimsemek, bu yolculukta atılacak en önemli adımlar arasında yer alıyor. Çünkü beden kitle indeksinizin ideal aralıklarda olması, kısırlık riskini azaltır. Mineral ve vitamin depolarınızın doğru seviyede olması anne-bebek sağlığı için kritik önemdedir” dedi.

Dyt. Zehra Elban, doğru beslenme alışkanlıkları için tüketilmesi gereken besinleri şöyle sıraladı:

1. Omega-3 Yağ Asitleri

Somon: Kadınlar ve erkekler için doğurganlığı destekler. Yüksek omega-3 yağ asidi ve selenyum içeriği, üreme sağlığını iyileştirir.

Ceviz: Omega-3 ve omega-6 yağ asitleri içerir. Erkeklerde sperm kalitesini iyileştirir.

2. Bitkisel Proteinler

Fasulye ve Mercimek: Lif ve protein açısından zengindir. Bitkisel protein kaynakları yumurtlama kısırlığı riskini azaltabilir. Ayrıca folik asit içerir, bu da sağlıklı embriyo gelişimi için önemlidir.

Kinoa: Protein, çinko ve folik asit açısından zengindir. Hamilelik ve fetal büyüme için gerekli olan besinleri sağlar.

3. Magnezyum İçeriği Yüksek Besinler

Kuşkonmaz: Folik asit, K vitamini, A, C ve B vitaminleri ile zengindir. Ayrıca çinko ve selenyum içerir, bu da üreme sağlığını destekler.

4. D Vitamini ve Sağlıklı Yağ İçeren Besinler

Yoğurt: D vitamini ve kalsiyum kaynağıdır. Bu besinler yumurtlamayı iyileştirebilir. Ayrıca antioksidanlarla zenginleştirilmiş çilek gibi meyvelerle tüketilmesi faydalarını katlar.

Avokado: Tekli doymamış yağlar, K vitamini, potasyum ve folat içerir. Bu bileşenler vitamin emilimini ve kan basıncını düzenlemeye yardımcı olur.

5. Antioksidan Seviyesi Yüksek Besinler

Yaban Mersini, Enginar, Kara Lahana ve Kırmızı Lahana: Antioksidan açısından zengin yiyeceklerdir. Antioksidanlar serbest radikalleri nötralize eder ve hücrelerin zarar görmesini önler, bu da genel üreme sağlığını destekler.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ordumanset.net/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Anne olmayı düşünüyorsanız dikkat! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 17 Oct 2024 14:34:25 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ordumanset.net/images/haber/anne-olmayi-dusunuyorsaniz-dikkat-173447-20241017.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ordumanset.net/images/haber/anne-olmayi-dusunuyorsaniz-dikkat-173447-20241017.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.ordumanset.net/images/haber/anne-olmayi-dusunuyorsaniz-dikkat-173447-20241017.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[8 Kadından 1’i Risk Taşıyor]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ordumanset.net/haber-8-kadindan-1i-risk-tasiyor-20445.html</guid>
                    <link>https://www.ordumanset.net/haber-8-kadindan-1i-risk-tasiyor-20445.html</link>
                    <description><![CDATA[Ekim, Dünya Sağlık Örgütü tarafından 2004 yılından bu yana “Meme Kanseri Farkındalık Ayı” olarak belirlenmiştir. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Ekim, Dünya Sağlık Örgütü tarafından 2004 yılından bu yana “Meme Kanseri Farkındalık Ayı” olarak belirlenmiştir. Bu özel ayda, kadınlarda en sık görülen kanser türlerinden biri olan meme kanserine dikkat çekmek, farkındalık yaratmak ve erken teşhisin önemini vurgulamak amacıyla çeşitli ekinlikler, kampanyalar düzenleniyor. Meme sağlığı konusunda bilinci artırmak, toplumu kanser taramalarına teşvik etmek ve meme kanserinden korunma yollarını öğretmek bu farkındalığın temel amaçlarını oluşturuyor.

Meme kanseri, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de kadınlarda en sık görülen ve yaşam kaybına neden olan kanser türüdür. Her 8 kadından 1’i meme kanserine yakalanma riski taşıyor. Meme kanseri sık görülmesine karşın, bu hastalıktan erken teşhis ve tedavi ile kurtulmak mümkün olabiliyor.

Belirtilere Dikkat!

Acıbadem LifeClub Danışma Kurulu Üyesi ve Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Cihan Uras, meme kanseri hakkında şunlara dikkat çekti: “Meme kanseri, memenin kötü huylu bir hastalığıdır. Meme dokusundaki hücrelerin kontrol dışı çoğalması sonucu oluşur ve bu kötü huylu hücreler vücudun başka bölgelerine de yayılabilir.

Meme kanserlerinin bazıları belirti verebilirken bazıları da vermeyebilir. Görülebilecek belirtiler; memede ele gelen kitle, meme başından gelen akıntı, meme cildinde portakal kabuğu görünümü, meme cildinde çekinti, memede ağrı kızarıklı ve şişme olarak sıralanabilir. En sık bulgu ise ele gelen ağrısız kitle olarak karşımıza çıkar, fakat unutmamak lazımdır ki her ele gelen kitle meme kanseri değildir, ama yine de ihmal edilmemelidir.”

Yaş Arttıkça Risk Artıyor

Risk faktörlerinin değiştirilebilen ve değiştirilemeyen risk faktörleri olarak ikiye ayrıldığını belirten Prof. Dr. Cihan Uras, “Değiştirilemeyenler grubuna genetik yatkınlık, aile hikayesi, erken ergenliğe giriş, geç menopoz, ırk ve yaş gibi faktörleri sayabiliriz. Değiştirilebilenlerde ise, geç doğum yapma veya doğum yapmama, az emzirme veya emzirmeme, sigara ve alkol tüketimi, kadınlık hormonu kullanımı, beslenme gibi faktörler yer almaktadır.

Meme kanseri kadınlarda erkeklere göre 100 kat daha sıktır. Kadınlarda özellikle ergenlik çağından sonra her yaşta görülebilir. Fakat en çok 40-70 yaş arasındadır. Yaş arttıkça meme kanseri riski artar.

Erken Tanıda Ultrason ve Mamografi Önemli

Prof. Dr. Cihan Uras, meme kanserinin erken teşhisi ve tarama yöntemleri hakkında ise şunları söyledi: “Meme kanserinin erken teşhisinde özellikle kişinin kendini belirli periyotlarla elle muayenesi büyük önem taşımaktadır. Bunun yanı sıra belirli periyotlarla hekime muayene olmak, yaş grubuna göre ultrason, mamografi gibi tetkiklerin yapılması da erken tanıda önemlidir. Özellikle 40 yaşından sonra mamografi ile yıllık kontrol; tarama programının büyük bir kısmını oluşturur. Fakat kişinin genetik yatkınlığı, aile hikayesi, özgeçmişinde yüksek risk gibi özel durumlar varsa, taramaya daha erken başlayarak kişiye özel tarama programı oluşturulabilir.”

Tedavi Yöntemleri ve Son Gelişmeler

Prof. Dr. Cihan Uras, meme kanseri tedavi yöntemlerini ve bu alandaki son gelişmeleri şöyle anlattı: “Meme kanserinde tedavi evreye göre yapılmaktadır. Tedavi seçenekleri arasında cerrahi, kemoterapi, radyoterapi, hormon tedavisi, akıllı ilaç kullanımı seçenekleri bulunmaktadır. Sadece hastalıklı bölgenin çıkarıldığı meme koruyucu cerrahiler, yine estetik olarak yüz güldüren onkoplastik ameliyatlar, memenin içinin boşaltılıp içine protez implantın veya vücudun kendi dokusunun yerleştirildiği otolog implantlı ameliyatlar veya meme dokusuyla birlikte cildin tamamının çıkarıldığı işlemler yer almaktadır. Radyoterapi ameliyat öncesinde ve sonrasında uygulanabildiği gibi seçilmiş hastalarda ameliyat sırasında tek doz uygulanabilmektedir. Sistemik ilaç olarak da hormon tedavisi, kemoterapi veya akıllı ilaçlar da tedavi seçenekleri arasındadır.”

Korunmak İçin Neler Yapmalı?

Prof. Dr. Cihan Uras, son olarak da korunma yöntemlerine değinerek, “Yukarıda bahsettiğimiz değiştirilebilen risk faktörlerinden korunmanın yanı sıra hormon kullanımından kaçınılmalıdır. Biliyoruz ki çocuk doğurmak ve emzirmek kansere karşı koruyucu rol oynar. Yine düzenli egzersiz yapmak riski azaltmaktadır. Korunma kadar erken teşhis de çok önemlidir. Bunun için de en önemli şeylerden biri kişinin kendisini elle muayene etmesidir. Bundan sonra da düzenli olarak kontrollerine gitmeli ve tarama programlarına katılmalıdır” dedi.

&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ordumanset.net/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[8 Kadından 1’i Risk Taşıyor - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 17 Oct 2024 14:32:24 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ordumanset.net/images/haber/8-kadindan-1i-risk-tasiyor-173350-20241017.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ordumanset.net/images/haber/8-kadindan-1i-risk-tasiyor-173350-20241017.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.ordumanset.net/images/haber/8-kadindan-1i-risk-tasiyor-173350-20241017.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[“Her 100 kişiden 80’ni taşıyıcı!”]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ordumanset.net/haber-her-100-kisiden-80ni-tasiyici-20444.html</guid>
                    <link>https://www.ordumanset.net/haber-her-100-kisiden-80ni-tasiyici-20444.html</link>
                    <description><![CDATA[Cinsel yolla bulaşan hastalıklar dünya ve ülkemiz adına önemli bir sağlık sorunu olarak yerini alıyor. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Cinsel yolla bulaşan hastalıklar dünya ve ülkemiz adına önemli bir sağlık sorunu olarak yerini alıyor. Hem kadınlarda hem de erkeklerde kansere sebep olabilen HPV virüsüne dair veriler ise korkutucu boyutta. Araştırmalar dünyada ve ülkemizde her 100 kişiden 80’inin HPV taşıyıcısı olduğunu savunuyor. Uzmanlar ise toplumsal bilinçlenme ve HPV aşısının önemine vurgu yapıyor. Dr. Âzer Aras Uluğ, yetişkinlerin kendileri kadar çocuklarını da koruma altına almaları gerektiğine vurgu yaparken, çocuklarda da çok ciddi&nbsp; hastalıklara zemin hazırlayabileceğinin altını çiziyor.

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı, Cinsel Tıp Uznanı Op. Dr. Âzer Aras Uluğ, “Cinsel yolla bulaşan hastalıklar tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de bazı sıkıntılara neden olabiliyor. Toplum sağlığını etkileyen hastalıklar bunlar. Cinsel yolla bulaşan hastalıklar; cinsel ilişki yoluyla ve temasla, kanla, semenle, diğer vücut sıvılarıyla, direkt temasla bulaşabilir. 20'den fazla cinsel yolla bulaşan enfeksiyon sebebi var. DSÖ (Dünya Sağlık Örgütü) verilerine göre her yıl yaklaşık 350 milyon kişi cinsel yola bulaşan enfeksiyonlara yakalanmaktadır. Bunların büyük bir kısmı tedavi edilebilen enfeksiyonlardır. Genellikle 15 ile 49 yaşındaki kişilerde daha çok ortaya çıkıyor. ABD ve Avrupa ülkelerinde maalesef 13 yaşından önce cinsel aktiviteye başlamaları yaygındır. Ülkemizde de eğitim düzeninin yükselmesi, iş olanaklarının azalması, buna bağlı olarak da evlenme yaşının ileriye çıkmasıyla beraber artık daha erken yaşlarda görülmeye başlandı. Ayrıca evlilik öncesi ilişkiler, erken yaşta cinsel ilişkide bulunma sıklığı gençlerin arasında da giderek yaygınlaşmasına neden oluyor. Öte yandan cinsel eğitimsiz gençler ne yazık ki, cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlara maruz kalabiliyorlar. Bu gençler bu konularda doğru kaynaklardan bilgi alamıyorlar, kulaktan dolma yanlış bilgiler ediniyorlar ve bundan dolayı da bu hastalıklarla mücadele sırasında bu durum hekimlerin zorlanmasına neden oluyor.” Dedi.

Gençler cinsel hastalıklar konusunda eğitilmeli!

Gençlere yönelik cinsellik ve cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunma konusunda eğitimlere önem verilmesi gerektiğine vurgu yapan Op. Dr. Âzer Aras Uluğ, “ Erken yaşta ilişkiye giren gençler özellikle cinsellik ve cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunma konusunda eğitilmelidir. Buna önem verdiğimiz noktada hastalıkların önlenmesi halihazırda olan hastalıkların da ilerlemeden çözümü noktasında toplum sağlığı açısından aslında çok önemlidir. Onun için de hepimiz bu konuya gereken önemi vermeliyiz. Cinsel yola bulaşan bu hastalıklara her yıl milyonlarca yeni vaka ekleniyor.” Şeklinde bilgi verdi.

Kayıt edilenden daha fazla vaka olduğunu düşünüyoruz.

Cinsel yolla bulaşan hastalıklar konusunda ülkemizde en büyün sorunun korku ve etiketlenme olduğunu ifade eden Dr. Uluğ, “Ülkemizde insanlar utanıyorlar ve etiketlenmekten korktukları için de hekime çoğunlukla başvurmuyorlar. Bundan dolayı da hastaların tamamını kayıt altına alamıyoruz. Bu yüzden ülkemizdeki durumla ilgili kesin veriyi vermek aslında zor. Bize göre daha iyi kayıt tutan ABD’de 2 milyon hastanın bildirimi yapılmış. Bu rakamın ise aslında tahmin edilen hasta sayısının ancak yüzde 40’ı olduğu söyleniyor. Dolayısıyla cinsel yolla bulaşan hastalıkların kayıt edilenlerden daha fazla olduğunu düşünerek bu hastalıklardan korunmak için toplum olarak bilinçlenmek çok büyük önem kazanıyor.” İfadelerini kullandı.

Cinsel olarak aktif olan ve sık eş değitiren herkes risk altında!

Cinsel olarak aktif olan ve sık eş değiştiren herkesin dikkatli olması gerektiği konusunda uyarıda bulunan Dr. Âzer Aras Uluğ, cinsel yolla bulaşan hastalıkları sıralayarak sözlerine şöyle devam etti.


“Bakteri kaynaklı kadınlarda en fazla görülen cinsel yolla bulaşan hastalıklar şunlardır: Gardrenella vaginalis, gonore,&nbsp; üroplazma, mikroplazma, frengi, klamidya, salmonella, shigella gibi enfeksiyonlar. Virüslerden ise HPV ve HIV’in yanı sıra Herpes virüsü yani uçuk, Hepatit Virüsü, Epstein-Bar Virüsü gibi başka virüsler enfeksiyon yapabiliyor.
Parazit olarak da hem kadınlarda hem erkeklerde görülen Trichomonas enfeksiyonlarından söz edebiliriz.

HPV virüsü dünya üzerinde yaklaşık 100 kişiden 80'inde görülüyor.

Humon Papilloma Virüs yani HPV, insan Papilloma Virüs Enfeksiyonudur. HPV virüsü insan vücuduna girdikten sonra sinirlerin içine giriyor, oraya yerleşen bir tür DNA virüsüdür. Toplumda çok yaygın olarak görülen siğillerle kendini gösteriyor. Hem kadınlarda hem de erkeklerde hastalığa, hatta ilerleyen durumlarda kansere neden oluyor. HPV virüsü dünya üzerinde yaklaşık 100 kişiden 80'inde var. Tüm dünyada kişi sayısının yüzde 80'i taşıyıcı ya da hasta. Bu virüsün şimdiye kadar 200'den fazla tipi tespit edildi. Cinsel ilişki yaşadığınız partnerinize yayılabilir. Birçok HPV türü hiçbir belirti vermeyebilir. Bundan dolayı da hastalar enfekte olduğunun farkına varamayabilir. Çoğu durumda da herhangi bir sağlık sorununa neden olmaz. Virüs kendiliğinden negatifleşebilir. Ancak bu virüsün negatifleşmesi iyileştiğiniz anlamına gelmiyor. Vücudunuzda sinir hücrelerinde yaşamaya devam ediyor ve zamanla normal hücrelerin yapısını değiştirerek hücreyi anormal hale getiriyor ve kansere neden oluyor.

Kadınlardaki HPV ile erkekteki HPV birbirinden farklı mı?

Aslında aynı. Kadınlarda genital bölgede, mukozada, özellikle rahim ağzında yani serviks dediğimiz yapıda hücrelerde bozulmalara ardından rahim ağzı kanserine neden oluyor. Yüksek onkojenik tipleri var. İşte o yüksek onkojenik tipleri özellikle kansere neden olan tiplerdir. HPV varsa bunu gidip test yaptırıp hangi tiplerin olduğunu basit bir smear testi gibi bir testle anlayabilirsiniz. HPV 16 ve HPV 18. Bunlar en tehlikeli olan tiplerdir. Bunun dışında HPV'nin 31, 33, 35 ve 51 numaralı tipleri de yüksek riskli tiplerdir. Yani kansere neden olabiliyor ve kadınlarda rahim ağzı, vulva, anüs, gırtlak kanserine, erkeklerde ise anüs, penis, testis ve gırtlak kanserine neden olabiliyor. Bazı tipleri de yüzeyde siğillere neden olabiliyor. Bunlar genellikle düşük onkojenik tiplerdir. Kanser yapma olasılıkları çok düşüktür ama yine de yoktur diyemeyiz. En sık görülen düşük onkolojiklerin tipler ise HPV tip 6 ve HPV tip 11’dir.

Genital bölgesinde siğili olan hamileler vajinal doğumdan kaçınmalı!

Genital bölgesinde siğil olan hamilelerin vajinal doğumdan kaçınmaları gerekir. Bunlar vajinal doğumu zorlaştırmakla kalmaz doğum sırasında bebeğe bulaşarak, sonrasında bebekte; ağız, boğaz, akciğer hastalıklarına, poliplerine hatta gırtlak kanserine kadar neden olabilir.

HPV virüsünün rahim ağzı kanseri yapma olasılığı yüzde 100 olduğu bilimsel verilerde gösterilmiştir. Bu yüzden bu virüsü kapmadan önce aşıyla korunmamız mümkün. 9-14 yaşından sonra 2 doz, 14 yaşından sonra da 3 doz olarak aşı yaptırılmasını özellikle öneriyoruz. HPV aşısı henüz ülkemizde ulusal aşı programına alınmadı. Bir çok Avrupa ülkesinde bu yaşlarda rutin aşılama uygulanmaktadır. Öte yandan HPV virüsü taşıyor olsanız bile, bu aşıyı yaptırdığınızda HPV’nin 200'den fazla tipi olduğu için bunlara karşı sizin bağışıklanmanızı sağlar. Ayrıca var olan HPV'nin negatifleşmesini hızlandırabilir. HPV önemli bir sağlık sorunudur. Toplum sağlığı sorunlarından birisidir. Bu konuda farkındalığımızı arttırmak ve, etrafımızın farkındalığını da arttırmak zorundayız.

İç çamaşırlarınızı çocuklarınızın çamaşırları ile yıkamayın!

Eğer HPV taşıyıcısı iseniz o zaman çocuklarınıza bulaştırma riskiniz vardır. İç çamaşırlarınızı kesinlikle birlikte yıkamayın ve onları korumak için aşı yaptırın. HPV aşısını eczanelerden veya ecza depolarından alarak bir sağlık merkezinde kolunuzdan uygulatabiliyorsunuz. Herhangi bir sağlık kabinine, aile sağlığı birimine, hekiminize veya jinekoloji hekiminize başvurarak yaptırabilirsiniz.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ordumanset.net/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[“Her 100 kişiden 80’ni taşıyıcı!” - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 17 Oct 2024 14:29:52 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ordumanset.net/images/haber/her-100-kisiden-80ni-tasiyici-173051-20241017.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ordumanset.net/images/haber/her-100-kisiden-80ni-tasiyici-173051-20241017.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.ordumanset.net/images/haber/her-100-kisiden-80ni-tasiyici-173051-20241017.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Menopoz yaşı pek çok faktörden etkileniyor]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ordumanset.net/haber-menopoz-yasi-pek-cok-faktorden-etkileniyor-20443.html</guid>
                    <link>https://www.ordumanset.net/haber-menopoz-yasi-pek-cok-faktorden-etkileniyor-20443.html</link>
                    <description><![CDATA[18 Ekim, Uluslararası Menopoz Topluluğu (IMS) ve Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından tüm dünyada menopoz ve oluşabilecek sağlık sorunları hakkında kadınların bilinçlendirilmesi amacıyla “Dünya Menopoz Günü” olarak anılıyor.

]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Menopoza girme yaşının, normal kadınlarda ortalama 51 olduğunu belirten İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, menopoz yaşının genetik, sigara kullanımı, kemoterapi, radyoterapi gibi bir dizi faktörden etkilendiğini söyledi. Menopozun başlangıç yaşı konusunda önemli farklılıklar görülebildiğini kaydeden Aydın, kadınların yüzde 5'inin 55 yaşından sonra menopoza girerken yüzde 5'inin 40-45 yaşları arasında menopoza girdiklerini söyledi. Menopoz ile ilişkili olabilecek şikayetler olması halinde doktora başvurulması gerektiğini belirten Aydın, özellikle güçlü iskelet sistemi ve kemik sağlığı için fiziksel hareketliliğin önemini vurguladı.

18 Ekim, Uluslararası Menopoz Topluluğu (IMS) ve Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından tüm dünyada menopoz ve oluşabilecek sağlık sorunları hakkında kadınların bilinçlendirilmesi amacıyla “Dünya Menopoz Günü” olarak anılıyor.

İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, 18 Ekim Dünya Menopoz Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada menopoz döneminde dikkat edilmesi gerekenlere ilişkin değerlendirmede bulundu.

Menopozda 12 ay boyunca adet görmemek gerekiyor

Menopozun tam veya tama yakın yumurta tükenmesinin bir yansıması olduğunu belirten Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, “Doğal menopoz bir kadının başka herhangi bir patolojik veya fizyolojik neden olmaksızın 12 ay boyunca adet görememesi sonrasında geriye dönük olarak tanı konulan adet dönemlerinin kalıcı olarak kesilmesi olarak tanımlanır” dedi.

Menopoza geçiş döneminde bu belirtiler ortaya çıkıyor

Perimenopoz olarak da adlandırılan menopoza geçiş döneminde de birtakım belirtilerin ortaya çıktığını ifade eden Aydın, “Menopoza geçiş dönemi, üreme yıllarından sonra, menopozdan önce meydana gelir ve düzensiz adet döngüleri, endokrin değişiklikleri ve sıcak basması gibi semptomlarla karakterize edilir” dedi.

Kadınların yüzde 5’i 55 yaşından sonra, yüzde 5’i 40-45 yaşları arasında

Menopoza girme yaşının, normal kadınlarda ortalama 51 olduğunu belirten Aydın, “Menopozun başlangıç yaşı konusunda önemli farklılıklar vardır; kadınların yüzde 5'i 55 yaşından sonra menopoza girerken yüzde 5'i 40-45 yaşları arasında menopoza girer. 40 yaşından önce menopoz anormal kabul edilir. Menopoz yaşı genetik, sigara kullanımı, kemoterapi, radyoterapi gibi bir dizi faktörden etkilenir. Bazı operasyonlar zamanından önce menopoza girmeye neden olabilir” diye konuştu.

Menopoz döneminde bu değişikliklere dikkat!

Menopoz döneminde sıcak basması başta olmak üzere bazı değişikliklerin ortaya çıktığını belirten Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, şu bilgileri verdi:

Sıcak basmaları: Menopoza geçiş dönemi ve menopoz sırasında en sık görülen şikâyet yüzde 80'e varan oranda görülen sıcak basmasıdır. Geceleri olan sıcak basmaları genellikle "gece terlemesi" olarak tanımlanır. Sıcak basması 2-4 dakika sürer, sıklıkla aşırı terleme ve ara sıra çarpıntı ile ilişkilidir ve bazen bunu üşüme, titreme ve endişe hissi takip eder.

Sıcak basmaları daha çok geceleri görülüyor

Sıcak basması genellikle günde birkaç kez meydana gelir ancak bu aralık her gün yalnızca bir veya ikiden, gündüz ve gece boyunca saatte bire kadar çıkabilir. Sıcak basmaları özellikle geceleri yaygındır. Çoğu kadında sıcak basmaları birkaç yıl içinde azalır ve durur. Bununla birlikte 20 yıl kadar uzun süre devam edebilir ve ırksal/etnik değişkenlik gösterebilir. Orta ve şiddetli sıcak basmaları olan kadınlarda konsantrasyon, ruh hali, enerji ve cinsel aktivite ile ilgili sorunlar bildirilmektedir.

Depresyon: Menopoza geçiş sırasında kadınlarda menopoz öncesi yıllara kıyasla yeni başlayan depresyon riskinde önemli bir artış vardır. Risk daha sonra menopoz sonrası erken dönemde azalır.

Uyku bozuklukları: Ateş basmasının gündüze göre geceleri daha sık görülmesi uyku bozukluklarına neden olur. Bununla birlikte, menopoz öncesi ve menopoz sonrası kadınlar, sıcak basması olmasa bile uyku bozuklukları yaşamaktadırlar. Menopoza geçiş sırasında sık görülen anksiyete ve depresyon belirtileri de uyku bozukluklarına katkıda bulunabilir.

Bilişsel değişiklikler: Menopoza geçiş sırasında, bazı kadınlar unutkanlık, kelime hatırlamada zorluk ve "beyin bulanıklığı" gibi semptomları tanımlamaktadır.

Östrojen eksikliğinin uzun vadeli sonuçları: Menopozun osteoporoz (kemik erimesi), kalp ve damar hastalıkları ve demans dahil olmak üzere bir dizi uzun vadeli etkisi vardır. Menopoz sonrası erken yıllarda, kadınlar genellikle yağ kütlesi kazanır ve yağsız kütle kaybeder. Derinin ve kemiklerin kolajen içeriği östrojen eksikliği nedeniyle azalır. Azalan kolajen, cildin daha fazla yaşlanmasına ve kırışmasına neden olabilir.

Mutlaka uzmana görünün

Regl döneminde değişiklikler veya menopoz ile ilişkili olabilecek başka şikayetler olması halinde doktora başvurulması gerektiğini belirten Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, şunları söyledi:

“45 yaşın üzerindeyseniz bu değişiklikler normaldir. Ancak sizi rahatsız eden semptomlarınız varsa doktorunuz sizinle tedavi hakkında konuşabilir. Örneğin gece terlemesi nedeniyle uyuyamıyorsanız, ateş basması nedeniyle çalışmakta zorlanıyorsanız veya kendinizi üzgün veya keyifsiz hissediyorsanız doktorunuza görünün. Aşağıdaki durumlarda da doktorunuza başvurmalısınız:

Adetinizi 3 haftadan daha sık olursa
Adet döneminde çok ağır kanamanız varsa
Adetler arasında kanama veya "lekelenme" varsa
Menopoza girdikten (12 ay adet görmediyseniz) sonra sadece ufak bir kan lekesi olsa bile tekrar kanamaya başladıysanız mutlaka doktorunuza başvurun.
Menopoz semptomlarını azaltmak için bu önerilere dikkat

Menopoz semptomlarını azaltmak için yapılabileceklere de değinen Aydın, “Herhangi bir ‘doğal ilaç’ almadan önce, özellikle de meme kanseri geçmişiniz varsa doktorunuza danışın. Menopoz semptomlarını hafifletmeye yardımcı olabilecek tedaviler vardır. Ateş basmaları için hormon tedavisi, hormonal olmayan tedaviler, antidepresanlar doktor önerisi ve kontrolünde kullanılabilir. Vajinal kuruluk tedavisi için vajinal nemlendirici, hormonlu kremler uygun hastalarda kullanılabilir” dedi.

Fiziksel hareket kemikleri güçlü tutar

Menopoz döneminde kemik sağlığının da önemli olduğunu kaydeden Aydın, “Kalsiyum ve D vitamini takviyesi alın. Aktif olun. Fiziksel aktivite kemiklerin güçlü kalmasına yardımcı olur. Kemik yoğunluğu testlerine ne zaman başlamanız gerektiğini doktorunuza sorun. Gerekirse doktorunuz kemiklerinizi güçlü tutmanıza yardımcı olacak ilaçlar yazabilir” tavsiyesinde bulundu. Menopoza girip girilmediğini tespit etmeye yardımcı olabilecek bir test olduğunu belirten Doç. Dr. Derya Sivri Aydın, ancak bu testlerin genellikle çok genç yaşta veya diğer bazı durumlarda kullanıldığını söyledi.

Bilgi: Ayşegül Arıkan Erben / İstanbul Atlas Üniversitesi /&nbsp; 444 3 439 / aysegul.erben@atlas.edu.tr

&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ordumanset.net/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Menopoz yaşı pek çok faktörden etkileniyor - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 17 Oct 2024 14:28:14 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ordumanset.net/images/haber/menopoz-yasi-pek-cok-faktorden-etkileniyor-172919-20241017.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ordumanset.net/images/haber/menopoz-yasi-pek-cok-faktorden-etkileniyor-172919-20241017.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.ordumanset.net/images/haber/menopoz-yasi-pek-cok-faktorden-etkileniyor-172919-20241017.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Meme Kanserine Karşı Sahilde Yoga Yaptılar]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ordumanset.net/haber-meme-kanserine-karsi-sahilde-yoga-yaptilar-20429.html</guid>
                    <link>https://www.ordumanset.net/haber-meme-kanserine-karsi-sahilde-yoga-yaptilar-20429.html</link>
                    <description><![CDATA[Medical Park Ordu Hastanesi, 1-31 Ekim Meme Kanseri Farkındalık Ayı özelinde stresin azaltılması ve sağlıklı yaşama dikkat çekmek amacıyla Ordu sahilinde bir yoga etkinliği düzenledi.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Medical Park Ordu Hastanesi, 1-31 Ekim Meme Kanseri Farkındalık Ayı özelinde stresin azaltılması ve sağlıklı yaşama dikkat çekmek amacıyla Ordu sahilinde bir yoga etkinliği düzenledi. Etkinliğe katılanlar, farkındalık yaratmak için pembe kıyafetler giydi.

Medical Park Ordu Hastanesi’nin yoga eğitmeni Arzu Özen eşliğinde gerçekleştirdiği farkındalık etkinliğinde sağlıklı yaşamın önemi vurgulanırken, aynı zamanda kanserle mücadelede ruhsal ve fiziksel gücün önemine de değinildi. Etkinlik, Ordu'nun çeşitli bölgelerinden katılan, kanserle mücadele eden kadınlar ve farkındalık yaratmak isteyen bireylerinin katılımıyla düzenlendi.

Farkındalık mesajı verildi

Hastane yetkilileri, etkinliğin amacının toplumda meme kanseri farkındalığını artırmak ve kadınları düzenli kontroller konusunda bilinçlendirmek olduğunu belirtti. Etkinlikte meme kanserinin erken teşhisle tedavi edilebilen bir hastalık olduğuna dikkat çekildi.

Katılımcılar, sahilde yapılan yoga seansının ardından hastane yetkilileri ile kahve içerek sohbet ettiler. Etkinlik, katılımcılara dağıtılan bilgilendirici broşürlerle sona erdi. Medical Park Ordu Hastanesi yetkilileri, benzer farkındalık etkinliklerine devam edeceklerini ifade etti.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ordumanset.net/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Meme Kanserine Karşı Sahilde Yoga Yaptılar - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 14 Oct 2024 07:51:31 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ordumanset.net/images/haber/meme-kanserine-karsi-sahilde-yoga-yaptilar-105201-20241014.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ordumanset.net/images/haber/meme-kanserine-karsi-sahilde-yoga-yaptilar-105201-20241014.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.ordumanset.net/images/haber/meme-kanserine-karsi-sahilde-yoga-yaptilar-105201-20241014.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[“Erken Teşhis Yaşam Kalitesini Artırır”]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ordumanset.net/haber-erken-teshis-yasam-kalitesini-artirir-20425.html</guid>
                    <link>https://www.ordumanset.net/haber-erken-teshis-yasam-kalitesini-artirir-20425.html</link>
                    <description><![CDATA[ Medical Park Ordu Hastanesi Romatoloji Uzmanı Dr. Ali Uğur Ünal, romatoid artritin belirtileri, teşhis yöntemleri ve tedavi yaklaşımları hakkında açıklamalarda bulundu.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Romatoid artritin (iltihaplı romatizma), dünya genelinde milyonlarca insanı etkileyen kronik, iltihaplı bir eklem hastalığı olduğunu belirten Romatoloji Uzmanı Dr. Ali Uğur Ünal, “Eklemlerinizde sürekli ağrı, şişlik ve sertlik yaşıyorsanız, bir romatoloji uzmanına başvurmanız gerektiğini unutmayın. Erken teşhis ile hastalığın kontrol altına alınması, yaşam kalitenizi korumak adına büyük bir adım olacaktır” dedi.

Romatoid artrit (iltihaplı romatizma), dünya genelinde milyonlarca insanı etkileyen kronik, iltihaplı bir eklem hastalığıdır. Türkiye’de de yaygın olarak görülen bu hastalık, tedavi edilmediğinde ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Medical Park Ordu Hastanesi Romatoloji Uzmanı Dr. Ali Uğur Ünal, romatoid artritin belirtileri, teşhis yöntemleri ve tedavi yaklaşımları hakkında açıklamalarda bulundu.

Romatoid artritin otoimmün bir hastalık olduğunu belirten Uzm. Dr. Ünal, “Bu hastalıkta bağışıklık sistemi, vücudun kendi eklem dokularına saldırarak iltihaplanmaya neden olur. Sonuç olarak eklemlerde ağrı, şişlik ve sertlik gibi belirtiler ortaya çıkar. Genellikle eller, bilekler ve dizler gibi küçük eklemleri etkiler, ancak omuzlar, kalçalar ve ayak eklemleri de hastalıktan etkilenebilir” diye konuştu.

“Erken teşhis edilmezse organlara hasar verebilir”

Romatoid artritin, erken teşhis edilmediği takdirde eklemlerde kalıcı hasarlara ve diğer organlarda ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini söyleyen Uzm. Dr. Ünal, “Romatoid artrit, tedavi edilmezse eklem deformiteleri ve fonksiyon kaybına neden olabilir. Erken teşhis bu olumsuz sonuçları önlemede hayati öneme sahiptir. Erken dönemde tanı konulması, hastalığın seyrini değiştirebilir ve ilerlemesini yavaşlatabilir. Bu sayede, hastalar daha uzun süre aktif ve bağımsız bir yaşam sürdürebilirler. Bu nedenle erken dönemde tanı konulması, hastalığın ilerlemesini yavaşlatmak ve yaşam kalitesini artırmak adına kritik öneme sahiptir” dedi.

“Sadece eklemleri değil tüm vücudu etkiliyor”

Romatoid artritin teşhisinde çeşitli yöntemlerin kullanıldığına değinen Uzm. Dr. Ünal, “Hastaların şikayetleri ve fizik muayene bulguları dikkate alınarak tanı konulabilir. Kan testleri ile romatoid faktör (RF) ve anti-CCP antikorları gibi spesifik markerlar kontrol edilir. Ayrıca, eklemlerdeki hasarı değerlendirmek için röntgen, ultrason veya MRI gibi görüntüleme yöntemleri kullanılabilir. Romatoid artrit, sadece eklemleri değil, aynı zamanda vücudun diğer organlarını da etkileyebilir. Romatoid artrit, kalp, akciğer ve gözler gibi organlarda da problemlere yol açabilir. Bu nedenle multidisipliner bir yaklaşım ile hastaların tedavi edilmesi gerekmektedir. Romatoid artritin tedavisinde ilaçlar, fizik tedavi ve gerektiğinde cerrahi müdahaleler kullanılabilir. İlaç tedavisinde antiinflamatuvarlar ve immunmodülatuar ilaçlar sıklıkla tercih edilir” şeklinde konuştu.

&nbsp;

&nbsp;“Düzenli egzersiz ve sağlıklı beslenme önemli”

Hastalığın yönetiminde yaşam tarzı değişikliklerinin de önemli olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Ünal, “Düzenli egzersiz yapmak, sağlıklı beslenmek ve sigarayı bırakmak, romatoid artrit hastalarının genel sağlık durumlarını iyileştirmede büyük rol oynar. Romatoid artrit ile mücadele eden hastaların, doktorları ile sürekli iletişimde olmaları ve tedavi planlarına sadık kalmaları çok önemlidir. Aynı zamanda, destek gruplarına katılmak ve psikolojik destek almak da hastaların yaşam kalitesini artırabilir” dedi.

“Farklı hastalıkla karışabilir”

Romatoid artritin belirtilerinin, diğer birçok hastalıkla benzerlik gösterebileceğini söyleyen Uzm. Dr. Ünal, “Bu yüzden hastaların belirtiler ortaya çıkar çıkmaz bir uzmana başvurmaları çok önemlidir. Ne yazık ki, bazı hastalar belirtileri hafife alarak geç kalabiliyor” dedi.

“Erken teşhis hayat kurtarır”

Romatoid artrit belirtileri gösteren hastaların zaman kaybetmeden bir uzmana başvurmaları gerektiğinin altını çizen Uzm. Dr. Ünal, “Eğer eklemlerinizde sürekli ağrı, şişlik ve sertlik yaşıyorsanız, bir romatoloji uzmanına başvurmanız gerektiğini unutmayın. Erken teşhis ile hastalığın kontrol altına alınması, yaşam kalitenizi korumak adına büyük bir adım olacaktır. Doğru tedavi ve yaşam tarzı değişiklikleri ile romatoid artritin etkilerini önemli ölçüde azaltmak mümkündür. Unutmayın, erken teşhis hayat kurtarır” ifadelerini kullandı.

&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ordumanset.net/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[“Erken Teşhis Yaşam Kalitesini Artırır” - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Fri, 11 Oct 2024 08:47:48 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ordumanset.net/images/haber/erken-teshis-yasam-kalitesini-artirir-115027-20241011.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ordumanset.net/images/haber/erken-teshis-yasam-kalitesini-artirir-115027-20241011.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.ordumanset.net/images/haber/erken-teshis-yasam-kalitesini-artirir-115027-20241011.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[“Panik ataklar kişiyi kısır döngüye sokabilir”]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ordumanset.net/haber-panik-ataklar-kisiyi-kisir-donguye-sokabilir-20415.html</guid>
                    <link>https://www.ordumanset.net/haber-panik-ataklar-kisiyi-kisir-donguye-sokabilir-20415.html</link>
                    <description><![CDATA[VM Medical Park Samsun Hastanesi’nden Psikiyatri Uzmanı Dr. Aysu Yakın Olgun, Dünya Ruh Sağlığı Gününde, panik atak hakkında bilgilendirmelerde bulundu]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Panik atağın, aniden ortaya çıkan ve yoğun bir korku veya rahatsızlık hissi ile kendini gösteren bir durum olduğunu belirten Psikiyatri Uzmanı Dr. Aysu Yakın Olgun, “Bu durum, birçok insanın yaşadığı ciddi bir sağlık sorunu olup, fiziksel ve psikolojik belirtilerle kendini belli eder. Panik atak sırasında kişi göğsünde sıkışma hissi, çarpıntı, terleme, nefes darlığı veya boğulma hissi gibi rahatsızlıklar yaşar. Panik ataklar tekrarladıkça, bu davranışlar yerleşik hale gelir ve kişide panik bozukluk gelişebilir” dedi.
VM Medical Park Samsun Hastanesi’nden Psikiyatri Uzmanı Dr. Aysu Yakın Olgun, Dünya Ruh Sağlığı Gününde, panik atak hakkında bilgilendirmelerde bulundu. Panik atağın, aniden ortaya çıkan ve yoğun bir korku veya rahatsızlık hissi ile kendini gösteren bir durum olduğunu dile getiren Uzm. Dr. Olgun, “Bu durum, birçok insanın yaşadığı ciddi bir sağlık sorunu olup, fiziksel ve psikolojik belirtilerle kendini belli eder. Panik atak sırasında kişi göğsünde sıkışma hissi, çarpıntı, terleme, nefes darlığı veya boğulma hissi gibi rahatsızlıklar yaşar. Ayrıca, solunumun yetersiz olduğu hissine kapılabilir, baş dönmesi, sersemlik veya bayılacak gibi olma hissi ortaya çıkabilir” diye konuştu.
Uzm. Dr. Olgun, panik atak sırasında ellerde veya vücudun farklı bölgelerinde uyuşma ya da karıncalanma hissedilebileceğini söyledi. Üşüme, ürperme veya ateş basması gibi durumlar yaşanabileceğini de dikkat çeken Uzm. Dr. Olgun, “Kimi zaman mide bulantısı veya karın ağrısı gibi fiziksel şikâyetler de görülebilir. Titreme veya vücutta sarsılma da bu belirtilere eşlik edebilir. Bu fiziksel semptomların yanı sıra, kişi kendini ya da çevresini değişmiş, tuhaf ve gerçek dışı bir şekilde algılayabilir. Bu da aklını kaybetme ya da kontrolünü yitirecekmiş korkusuna yol açar. Panik atak geçiren bir kişi sıklıkla ölüm korkusu yaşar ve bu hisler kişinin yaşam kalitesini, ilişkilerini ve iş performansını oldukça etkileyebilir” şeklinde konuştu.
“Kalıcı bir panik bozukluğu gelişebilir”
Panik atakların sıklıkla tekrar edeceği korkusuyla kişiyi sürekli bir kaygı döngüsüne sokabileceğini belirten Uzm. Dr. Olgun, “Bu durum, kişinin sosyal hayattan kaçınmasına, güvenli bir alan aramasına ve yaşamını kısıtlamasına yol açabilir. Panik ataklar tekrarladıkça, bu davranışlar yerleşik hale gelir ve kişide kalıcı bir panik bozukluk gelişebilir. Yardım alınmadığı takdirde, bu davranışlar giderek artar ve kişi bu belirtilere karşı direnç gösteremez hale gelir. Sonuç olarak, kişinin yaşamı gittikçe kısıtlanır ve günlük işlevselliği azalır” dedi.
“Tedavi edilebilir bir durumdur”
Panik bozukluğu, ruh sağlığı uzmanları tarafından ilaç tedavisi ve psikoterapi ile tedavi edilebileceğini söyleyen Uzm. Dr. Olgun, “İlaçlar beyindeki kimyasal dengesizlikleri düzenleyerek semptomları hafifletirken, bilişsel davranışçı terapi gibi psikoterapi yöntemleri, kişinin düşüncelerini fark etmesine ve davranışlarını sağlıklı bir şekilde yönetmesine yardımcı olur. Panik bozukluğun tedavi edilmesi, kişinin hayatını normale döndürmesi ve kaygılarını kontrol altına alması açısından büyük önem taşır” ifadelerine yer verdi.
“Uzman hekime danışılmalı”
Üstteki belirtilerden herhangi birini yaşayanların bir ruh sağlığı uzmanına başvurmasını öneren Uzm. Dr. Olgun, “Panik bozukluğu tedavi edilmediğinde kişinin yaşam kalitesini ciddi ölçüde etkileyebilir, ancak doğru tedavi ile bu sorun kontrol altına alınabilir. Panik bozukluk ve diğer anksiyete bozuklukları, profesyonel yardım alındığında etkili bir şekilde tedavi edilebilir. Bu belirtileri yaşıyorsanız, erken teşhis ve müdahale ile yaşam kalitenizi artırmak için bir uzmana başvurun” dedi.

&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ordumanset.net/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[“Panik ataklar kişiyi kısır döngüye sokabilir” - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 10 Oct 2024 12:23:42 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ordumanset.net/images/haber/panik-ataklar-kisiyi-kisir-donguye-sokabilir-152423-20241010.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ordumanset.net/images/haber/panik-ataklar-kisiyi-kisir-donguye-sokabilir-152423-20241010.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.ordumanset.net/images/haber/panik-ataklar-kisiyi-kisir-donguye-sokabilir-152423-20241010.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[“Meme kanserinde düzenli tarama hayat kurtarıyor”]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ordumanset.net/haber-meme-kanserinde-duzenli-tarama-hayat-kurtariyor-20394.html</guid>
                    <link>https://www.ordumanset.net/haber-meme-kanserinde-duzenli-tarama-hayat-kurtariyor-20394.html</link>
                    <description><![CDATA[Meme kanseri, dünya genelinde kadınlarda en sık görülen kanser türlerinden biri olup, erken teşhis ve tedaviyle başarı oranı büyük ölçüde artırılabilir.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Kadınlarda en sık görülen kanser türlerinden biri olan meme kanserinde erken teşhis ve tedaviyle başarı oranının büyük ölçüde artırılabileceğini belirten Medical Park Ordu Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Hakan Peker, “Düzenli tarama ve kendi kendine meme muayenesi, kadınlar için hayati önem taşıyor. Tüm kadınların 40 yaşından itibaren düzenli mamografi taramasına başlamaları gereklidir” dedi.

Meme kanseri, dünya genelinde kadınlarda en sık görülen kanser türlerinden biri olup, erken teşhis ve tedaviyle başarı oranı büyük ölçüde artırılabilir. Medical Park Ordu Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Hakan Peker, meme kanseri farkındalığına dikkat çekmek ve erken teşhisin önemini vurgulamak amacıyla önemli açıklamalarda bulundu.

“Erken evrede belirti göstermeyebilir”

Meme kanserinin, özellikle erken evrelerinde belirti göstermeyebileceğine değinen Op. Dr. Peker, “Bu yüzden düzenli tarama ve kendi kendine meme muayenesi kadınlar için hayati önem taşıyor. Tüm kadınların 40 yaşından itibaren düzenli mamografi taramasına başlamaları gereklidir. Ayrıca yüksek risk grubundaki kadınlar için daha erken yaşlarda ve daha sık kontrollerin yapılmasını öneriyoruz” diye konuştu.

“Cerrahi tedavi uygulanabilir”

Op. Dr. Peker, meme kanseri tedavisinde uygulanan yenilikçi cerrahi teknikler ve tedavi yöntemleri hakkında da şu bilgileri paylaştı:

“Gelişen teknoloji ve multidisipliner yaklaşımlar sayesinde meme kanserinde cerrahi tedavi süreçleri hem daha başarılı hem de hastalar için daha konforlu hale geliyor. Özellikle meme koruyucu cerrahi teknikler ve rekonstrüktif cerrahilerle hastaların yaşam kalitesini korumayı hedefliyoruz.”

“Erken teşhiste tedavi başarısı yüksek”

Op. Dr. Peker, meme kanserinde erken teşhisin tedavi başarısını yüzde 90’a kadar çıkardığını vurgulayarak meme kanserine yakalanma riskini azaltmak için sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz ve alkol-sigara kullanımından kaçınma gibi yaşam tarzı değişikliklerinin önemine de dikkat çekti. Op. Dr. Peker, “Meme kanseri hakkında bilinçlenmek ve düzenli taramalarla önlem almak, hayat kurtarıcı olabilir. Bu nedenle, düzenli tarama kadınlar için hayati önem taşıyor” ifadelerini kullandı.

&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ordumanset.net/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[“Meme kanserinde düzenli tarama hayat kurtarıyor” - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Fri, 04 Oct 2024 09:08:59 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ordumanset.net/images/haber/meme-kanserinde-duzenli-tarama-hayat-kurtariyor-120932-20241004.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ordumanset.net/images/haber/meme-kanserinde-duzenli-tarama-hayat-kurtariyor-120932-20241004.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.ordumanset.net/images/haber/meme-kanserinde-duzenli-tarama-hayat-kurtariyor-120932-20241004.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[“Kalp krizi riskini sanal anjiyo ile önlemek mümkün”]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ordumanset.net/haber-kalp-krizi-riskini-sanal-anjiyo-ile-onlemek-mumkun-20362.html</guid>
                    <link>https://www.ordumanset.net/haber-kalp-krizi-riskini-sanal-anjiyo-ile-onlemek-mumkun-20362.html</link>
                    <description><![CDATA[İnvaziv olmayan, hızlı ve güvenilir yöntemlerden BT anjiyografi ile kalp sağlığını korumanın ve olası riskleri en erken aşamada tespit edebilmenin mümkün olduğunu belirten Medical Park Ordu Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ali Cemal Sağ, modern tıbbın sunduğu ileri teknoloji görüntüleme yöntemi hakkında bilgilendirmede bulundu.

]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Sanal anjiyo ile kalp damarlarının görüntülerinin kısa sürede alındığını ve sonuçların hızla değerlendirildiğini belirten Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ali Cemal Sağ, “Damar tıkanıklıklarını ve plak oluşumunu yüksek çözünürlükte ve ayrıntılı şekilde tespit eden sanal anjiyo, günümüzde kalp krizi riskini değerlendirmede önemli bir araçtır. Sanal anjiyoda hastadaki olası kalp krizi riski, erken aşamada anlaşılabilir” dedi.

İnvaziv olmayan, hızlı ve güvenilir yöntemlerden BT anjiyografi ile kalp sağlığını korumanın ve olası riskleri en erken aşamada tespit edebilmenin mümkün olduğunu belirten Medical Park Ordu Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ali Cemal Sağ, modern tıbbın sunduğu ileri teknoloji görüntüleme yöntemi hakkında bilgilendirmede bulundu.

“Kalp damarlarının durumunu ayrıntılı inceleme imkânı veriyor”

Göğüs ağrısı olan hastalar için en son teknolojiyle geliştirilen BT anjiyografi yönteminin, kalp damarlarının durumunu yüksek çözünürlükte ve ayrıntılı olarak inceleme imkanı sunduğunu söyleyen Prof. Dr. Ali Cemal Sağ, bilgisayarlı tomografi (BT) teknolojisi ile gerçekleştirilen bu işlemin klasik anjiyografiye göre çok daha konforlu ve hızlı olduğunu ifade etti.

“Görüntüler kısa sürede alınıp değerlendiriliyor”

Koroner BT Anjiyografinin (Koroner Bilgisayarlı Tomografi Anjiyografi), kalp damarlarının durumunu değerlendirmek için kullanılan non-invaziv bir görüntüleme yöntemi olduğunu dile getiren Prof. Dr. Ali Cemal Sağ, şu bilgileri paylaştı:

“Koroner BT Anjiyo, kalp damarlarının görsel değerlendirilmesini sağlamaktadır. Yöntem girişimsel olmadığı için şüpheli durumlarda kolayca uygulanabilen ve gerçekten koroner anjiyo gereksinimi olup olmadığını gösteren bir yöntemdir. Hastalarımızın kalp damarlarının net bir şekilde değerlendirilmesine olanak sağlamaktadır. Bu sayede hasta için güvenli bir prosedürdür. Kalp damarlarını yüksek çözünürlükte görüntülemek için X-ışınları ve kontrast madde kullanılır. Görüntüler kısa sürede alınır ve sonuçlar hızla değerlendirilir. Damar tıkanıklıklarını ve plak oluşumunu tespit ederek, kalp krizi riskini değerlendirmede önemli bir araçtır. Belirtilerin KAH (koroner arter hastalığı) ile ilişkili olup olmadığını tanısını doğrulamak için kullanılır. Daha önce bypass veya stent takılmış hastaların durumunu izlemek için de uygundur.”

Koroner BT Anjiyografinin avantajları

Prof. Dr. Ali Cemal Sağ; Koroner BT Anjiyonun avantajları hakkında şunları söyledi;

“İşlem sırasında hasta genellikle ağrı hissetmez ve işlem hızlıdır. Klasik anjiyografiye göre daha az invazivdir. Kalp damarlarındaki sorunları erken dönemde tespit ederek, tedaviye erken başlama olanağı sağlar. Bu yöntem, özellikle koroner arter hastalığı riski taşıyan veya şüpheli durumlarda olan hastalar için ideal bir tanı aracıdır. Medical Park Ordu Hastanemizde sunmaya başladığımız Koroner BT anjiyografi hizmetimizin hastalarımıza büyük bir değer katacağına eminim.”
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ordumanset.net/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[“Kalp krizi riskini sanal anjiyo ile önlemek mümkün” - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 12 Sep 2024 05:39:41 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ordumanset.net/images/haber/kalp-krizi-riskini-sanal-anjiyo-ile-onlemek-mumkun-084021-20240912.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ordumanset.net/images/haber/kalp-krizi-riskini-sanal-anjiyo-ile-onlemek-mumkun-084021-20240912.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.ordumanset.net/images/haber/kalp-krizi-riskini-sanal-anjiyo-ile-onlemek-mumkun-084021-20240912.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA['Uzun süreli stresin sonucu tükenmişlik sendromu olabilir']]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ordumanset.net/haber-uzun-sureli-stresin-sonucu-tukenmislik-sendromu-olabilir-20350.html</guid>
                    <link>https://www.ordumanset.net/haber-uzun-sureli-stresin-sonucu-tukenmislik-sendromu-olabilir-20350.html</link>
                    <description><![CDATA[Tükenmişlik sendromunun uzun süreli stresin bir sonucu olarak ortaya çıkan fiziksel, zihinsel ve duygusal tükenmişlik hali olduğunu söyleyen Psikiyatri Uzmanı Dr. Dilek Günaydın, “Bu sendrom, bireylerin yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebilir ve profesyonel, sosyal yaşamda çeşitli sorunlara neden olabilir" dedi.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Tükenmişlik sendromunun uzun süreli stresin bir sonucu olarak ortaya çıkan fiziksel, zihinsel ve duygusal tükenmişlik hali olduğunu söyleyen Psikiyatri Uzmanı Dr. Dilek Günaydın, “Bu sendrom, bireylerin yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebilir ve profesyonel, sosyal yaşamda çeşitli sorunlara neden olabilir" dedi.

'Uzun süreli stresin sonucu tükenmişlik sendromu olabilir'
Son yıllarda iş yaşamında ve kişisel yaşamda artan stres ve baskı, tükenmişlik sendromunun yaygınlaşmasına yol açtı. Psikiyatri Uzmanı Dr. Dilek Günaydın, Tükenmişlik Sendromu hakkında açıklamalarda bulundu. Tükenmişlik sendromu belirtilerinin genellikle yavaş yavaş ortaya çıktığını söyleyen Uzm. Dr. Günaydın, “Kişi, yoğun iş temposu ve stres altında başlarda çok fazla emek sarf eder. İş yükü ve sorumluklarının kişisel yaşantısının önüne geçtiği fark etse de uyum içerisinde yaşantısını sürdürür. Ancak zamanla bu şartları değiştiremeyeceği hisseder ve öfke sorunları, tepkisizlik, uyku bozuklukları gibi belirtiler ortaya çıkar. Bu süreç devam ederse yoğun bir çaresizlik hissi, çevresine ilgisizlik, umutsuzluk ortaya çıkar, kişinin sosyal ve mesleki yaşantısı olumsuz yönde etkilenir” diye konuştu.

“Uykusuzluk görülebilir”
Tükenmişlik sendromunda baş ağrısı ve uykusuzluk görülebileceğine değinen Uzm. Dr. Günaydın, “Sürekli stres ve aşırı yüklenme nedeniyle bireylerde ortaya çıkan ve günlük yaşamı olumsuz etkileyen, kişiden kişiye değişiklik gösteren belirtiler ile kendini gösterir. Bu belirtiler, genellikle kişinin enerjisinde, duygusal durumunda ve zihinsel işlevlerinde önemli bozulmalara yol açar. Sürekli yorgun ve bitkinlik hissi, iş ve yaşamdan anlam kaybı, duygusal boşluk, iştahda azalma ya da iştah artışı, konsantrasyon güçlüğü, baş ağrısı, uykusuzluk gibi fiziksel semptomlarla kendini göstermektedir” ifadelerine yer verdi.

“Stres altında çalışmak tetikliyor”
Tükenmişlik sendromunun özellikle yoğun iş yükü ve stres altında çalışan kişilerde görüldüğünün altını çizen Uzm. Dr. Günaydın, “Tükenmişlik sendromunun başlıca nedenleri arasında aşırı iş yükü, uzun çalışma saatleri, düşük iş tatmini ve yetersiz sosyal destek yer alır. Ayrıca, bireylerin kişisel yaşamlarındaki stres faktörleri de tükenmişlik riskini artırabilir” şeklinde konuştu.

“Hobi edinmek iyi gelir”
Tükenmişlik sendromu ile baş edebilmede stres yönetimi, iş ve yaşam dengesinin sağlanmasının önemli olduğunu söyleyen Günaydın, “Düzenli egzersiz yapmak, hobiler edinmek, sosyal etkinliklere katılmak gibi aktivitelere yer verilmelidir. Günlük yaşam rutininde öncelikleri belirlemek, zaman yönetimine önem verilmelidir. Tükenmişlik sendromunun etkilerini azaltmak için proaktif yaklaşımlar benimsemek ve gerektiğinde profesyonel yardım almak, sağlıklı bir yaşam sürdürmenin anahtarlarından biridir. İş yerlerinde tükenmişliği önlemek için de iş yükünün dengeli bir şekilde dağıtılması ve çalışanların desteklenmesi önemlidir” diyerek sözlerini sonlandırdı.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ordumanset.net/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA['Uzun süreli stresin sonucu tükenmişlik sendromu olabilir' - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 04 Sep 2024 10:16:03 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ordumanset.net/images/haber/uzun-sureli-stresin-sonucu-tukenmislik-sendromu-olabilir-131733-20240904.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ordumanset.net/images/haber/uzun-sureli-stresin-sonucu-tukenmislik-sendromu-olabilir-131733-20240904.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.ordumanset.net/images/haber/uzun-sureli-stresin-sonucu-tukenmislik-sendromu-olabilir-131733-20240904.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[“GECE KÖRLÜĞÜ, TRAFİK KAZALARINA DAVETİYE ÇIKARIYOR”]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ordumanset.net/haber-gece-korlugu-trafik-kazalarina-davetiye-cikariyor-20333.html</guid>
                    <link>https://www.ordumanset.net/haber-gece-korlugu-trafik-kazalarina-davetiye-cikariyor-20333.html</link>
                    <description><![CDATA[Gece körlüğünün düşük ışık koşullarında görme zorluğu olarak tanımlandığını vurgulayan Op. Dr. Zaim, “Hastalık özellikle geceleri uzun saatler boyunca direksiyon başında olan taksi şoförleri için ciddi bir risk faktörü oluşturmaktadır” diye konuştu. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Halk arasında tavuk karası hastalığı olarak da bilinen gece körlüğünün; gece görüşünü etkileyen bir göz hastalığı olduğunu belirten Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Nükhet Zaim, “Gece körlüğü, düşük ışık koşullarında görme zorluğudur. Özellikle geceleri uzun saatler direksiyon başında olan taksi şoförleri ve uzun yola çıkan sürücüler için ciddi bir risk faktörü oluşturmaktadır. Bu durum, hem şoförler hem de yolcular için kazalara davetiye çıkarabilir” dedi.&nbsp;
Medical Park Ordu Hastanesi Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Nükhet Zaim, özellikle gece mesaisi yapan taksi şoförlerini ve uzun yola çıkan şoförleri yakından ilgilendiren bir sorun olan gece körlüğü (niktalopi) hastalığı hakkında bilgilendirmede bulundu. Gece körlüğünün düşük ışık koşullarında görme zorluğu olarak tanımlandığını vurgulayan Op. Dr. Zaim, “Hastalık özellikle geceleri uzun saatler boyunca direksiyon başında olan taksi şoförleri için ciddi bir risk faktörü oluşturmaktadır” diye konuştu.&nbsp;
“Halk arasında tavuk karası hastalığı olarak biliniyor”
Halk arasında tavuk karası hastalığı olarak da bilinen gece körlüğünün A vitamini eksikliğinden kaynaklanan ve gece görüşünü etkileyen bir göz hastalığı olduğunun altını çizen Op. Dr. Nükhet Zaim, “Retina, gözün arkasında bulunan ve ışığı algılayan, görme sinyallerini beyne ileten dokudur. Tavuk karası hastalığında, retina hücreleri (özellikle rod hücreleri) yavaş yavaş işlevini yitirir, bu da gece görüşünün bozulmasına, görüş alanının daralmasına ve ilerleyen safhalarda tam görme kaybına neden olabilir” ifadelerini kullandı.&nbsp;
“A vitamini takviyesi önemli”
Tavuk karası hastalığının genetik mutasyonlar sonucu ortaya çıkan bir hastalık olduğunun söyleyen Op. Dr. Nükhet Zaim, şu bilgileri paylaştı:
“Genellikle ailesel kalıtım gösterir ve farklı genlerin mutasyonları hastalığa neden olabilir. Kalıtım şekilleri otozomal dominant, otozomal resesif veya X'e bağlı olabilir. Şu anda retinitis pigmentosa için kesin bir tedavi bulunmamaktadır ancak hastalığın ilerlemesini yavaşlatabilecek veya yaşam kalitesini artırabilecek bazı yöntemler mevcuttur. Özellikle A vitamini takviyesinin bazı gece körlüğü hastaları üzerinde olumlu etkileri olduğu düşünülmektedir. Görme kaybını yönetmek ve günlük yaşamda daha iyi başa çıkmak için özel eğitim ve cihazlar kullanılabilir. Bunun yanı sıra gözlük, lens veya yardımcı cihazlar gibi çözümler hastaların yaşam kalitesini artırabilir.”
“Sürüş güvenliği tehlikeye girebilir”
Gece körlüğü olan şoförlerin, karanlıkta görme yetilerinin azalması sebebiyle sürüş güvenliğinin tehlikeye girebileceğini belirten Op. Dr. Nükhet Zaim, “Bu durum, hem şoförler hem de yolcular için kazalara davetiye çıkarabilir. Geceleri yol işaretlerini ve çevresel detayları algılamada zorluk yaşayan, parlak ışıklar, farlar veya sokak lambalarından gelen ışıkta aşırı parlamaya maruz kalan ve karanlıkta görüşü belirgin şekilde azalan kişilerin düzenli göz muayenesi yaptırmaları, göz sağlığını destekleyen A vitamini açısından zengin besinler tüketmeleri, gerekli durumlarda gece görüşünü iyileştirebilecek özel gözlükler kullanmaları gerekmektedir. Tavuk karası hastalığı, yaşam boyu süren bir süreç olup erken teşhis, hastaların yaşam kalitesini koruma açısından önemlidir. Tavuk karası hastalığı belirtileri fark edildiğinde bir göz doktoruna başvurmak ve düzenli göz muayenelerini aksatmamak hastalığın yönetiminde kritik rol oynamaktadır” diyerek sözlerini sonlandırdı.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ordumanset.net/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[“GECE KÖRLÜĞÜ, TRAFİK KAZALARINA DAVETİYE ÇIKARIYOR” - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 26 Aug 2024 21:49:47 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ordumanset.net/images/haber/gece-korlugu-trafik-kazalarina-davetiye-cikariyor-005050-20240827.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ordumanset.net/images/haber/gece-korlugu-trafik-kazalarina-davetiye-cikariyor-005050-20240827.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.ordumanset.net/images/haber/gece-korlugu-trafik-kazalarina-davetiye-cikariyor-005050-20240827.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[YAŞA BAĞLI OLARAK NÖROLOJİK BAYILMA RİSKİ ARTABİLİR!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ordumanset.net/haber-yasa-bagli-olarak-norolojik-bayilma-riski-artabilir-20332.html</guid>
                    <link>https://www.ordumanset.net/haber-yasa-bagli-olarak-norolojik-bayilma-riski-artabilir-20332.html</link>
                    <description><![CDATA[Beyne yeterli oksijen gitmediği durumlarda ortaya çıkan geçici bilinç kaybı haline senkop denildiğini belirten uzmanlar, tansiyon, kalp problemleri ve stres gibi faktörlerin buna neden olabileceğini söylüyor. 

]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Beyne yeterli oksijen gitmediği durumlarda ortaya çıkan geçici bilinç kaybı haline senkop denildiğini belirten uzmanlar, tansiyon, kalp problemleri ve stres gibi faktörlerin buna neden olabileceğini söylüyor.&nbsp;

Araştırmalara göre kadınlarda senkop riskinin biraz daha yüksek olduğunu ifade eden Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, “Senkop yaşa bağlı olarak sıklığı artabilir, özellikle ileri yaşlarda daha sık karşılaşılabilir.” dedi. Senkopun tanısı için detaylı bir muayene yapılması ve çeşitli testler uygulanması gerektiğini de dile getiren Dr. Celal Şalçini, tedavi seçenekleri arasında yaşam tarzı değişiklikleri, ilaç tedavisi, kalp pili gibi cihazların kullanımı ve bazı durumlarda cerrahi müdahale yer alabileceğini aktardı.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, senkop olarak adlandırılan nörolojik bayılmalara ilişkin bilgi paylaştı.

İleri yaşlarda nörolojik bayılmalarla daha sık karşılaşılıyor

Nörolojik bayılma yani senkopun&nbsp; beyne yeterli oksijen gitmediği durumlarda ortaya çıkan geçici bilinç kaybı hali olduğunu ifade eden Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, “Bayılma veya senkop oluşma nedenleri arasında düşük tansiyon, kalp problemleri, hipoglisemi (şeker düşüklüğü), dehidrasyon ve stres gibi faktörler yer alabilir.” dedi.&nbsp;

Senkop vakalarının kadın ve erkeklerde görülme sıklığının benzer olduğunu da sözlerine ekleyen Dr. Celal Şalçini, “Ancak bazı araştırmalar kadınlarda senkop riskinin biraz daha yüksek olduğunu gösteriyor. Senkop yaşa bağlı olarak sıklığı artabilir, özellikle ileri yaşlarda daha sık karşılaşılabilir.” şeklinde konuştu.

Senkopun tanısı için detaylı muayene yapılmalı&nbsp;

Nörolojik hastalıkların bayılmaya neden olması durumunun uzmanlık gerektiren bir konu olduğuna vurgu yapan Dr. Celal Şalçini, “Bu nedenle nöroloji uzmanları bu tür durumlarla ilgilenirler. Senkopun belirtileri arasında baş dönmesi, bulanık görme, terleme, bulantı, bayılma hissi, kulak çınlaması gibi belirtiler yer alabilir.” dedi.

Senkopun tanısı için genellikle detaylı bir muayene yapılması ve çeşitli testler uygulanması gerektiğini de dile getiren Dr. Celal Şalçini, tanı konulabilmesi için gerekli olabilecek aşamaları şöyle açıkladı:

“Elektrokardiyogram (EKG), elektroensefalogram (EEG), beyin görüntülemeleri (MR), beyne kan akım sağlayan damarların doppler ultrasonografi ile görüntülenmesi, kan testleri, kardiyak ritm veya tansiyon holter monitörizasyonu gibi testlerle tanı konulabilir.”

Tedavi kişiye özel planlanır&nbsp;

Senkopun bir kişinin yaşam kalitesini olumsuz etkileyebileceğine dikkat çeken Nöroloji Uzmanı Dr. Celal Şalçini, “Özellikle tekrarlayan bayılmalar yaşam kalitesini düşürebilir ve günlük aktiviteleri sınırlayabilir. Tedavi edilebilir olup, senkop nedenine bağlı olarak tedavi yöntemleri farklılık gösterebilir. Tedavi seçenekleri arasında yaşam tarzı değişiklikleri, ilaç tedavisi, kalp pili gibi cihazların kullanımı ve bazı durumlarda cerrahi müdahale yer alabilir. Tedavi planı, bireyin durumuna ve senkopun altında yatan nedenlere göre belirlenir. Kesin bir tedavi planı için uzman bir sağlık kuruluşuna başvurulması önemlidir.” diyerek sözlerini tamamladı.&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ordumanset.net/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[YAŞA BAĞLI OLARAK NÖROLOJİK BAYILMA RİSKİ ARTABİLİR! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 26 Aug 2024 21:45:48 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ordumanset.net/images/haber/yasa-bagli-olarak-norolojik-bayilma-riski-artabilir-004829-20240827.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ordumanset.net/images/haber/yasa-bagli-olarak-norolojik-bayilma-riski-artabilir-004829-20240827.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.ordumanset.net/images/haber/yasa-bagli-olarak-norolojik-bayilma-riski-artabilir-004829-20240827.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[BİR GÜNDE 4 MEVSİM KİŞİLER… ]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ordumanset.net/haber-bir-gunde-4-mevsim-kisiler-20331.html</guid>
                    <link>https://www.ordumanset.net/haber-bir-gunde-4-mevsim-kisiler-20331.html</link>
                    <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Bipolar bozukluk konusunu değerlendirdi.

]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Bipolar bozukluğun, klinik muayene ile genellikle kolayca tanı konulabilen bir rahatsızlık olduğunu dile getiren Psikiyatrist Prof. Dr. Tarhan bu kişilerin bir günde 4 mevsim yaşayabildiklerini belirtti. Tarhan, “Genç yaşlarda manik dönemler geçiren bireylerde, ileri yaşlarda frontal demans adı verilen bir demans türü gelişebilir. Bu durumda hafıza genellikle korunur, ancak davranışsal değişiklikler ve karakter değişiklikleri yaşanabilir.” dedi.

Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Zeki bireyler ve stres yönetimini başarılı bir şekilde uygulayan kişilerde hastalığın nüksü daha az görülür. Yaş ilerledikçe bazı bireylerde hastalık belirtileri hafifleyebilir.”

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Bipolar bozukluk konusunu değerlendirdi.

İki uçlu mizaç bozukluğu

Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Bipolar bozukluğun Türkçede iki uçlu bozukluk veya iki uçlu mizaç bozukluğu olarak tanımlandığını kaydederek, “Duygu durum bozuklukları kategorisine girer. Psikiyatrik bozukluklar iki ana gruba ayrılır; düşünce bozuklukları ve duygu bozuklukları. Bipolar bozukluk da duygularda iki uç arasında gidip gelme halidir. Kişi, manik ve depresif dönemler arasında gidip gelir, yani ruh hali ve duygu durumu değişkenlik gösterir. İlginçtir ki bu rahatsızlık dünyada ilk kez Türkiye'de tanımlanmıştır ve Kayseri Gevher Nesibe Hastanesi'nin kuruluşunda önemli bir rolü vardır. Orada bulunan ılıcaların sularında lityum tespit edilmiştir. Lityum, bipolar bozukluğun tedavisinde kullanılan ana ilaçtır ve altın standart olarak kabul edilir. Bu ilaç orada bulunmuş ve hastane bu buluşa dayanarak geliştirilmiştir. Bu bilgi literatüre de girmiştir.” dedi.

Lityum günümüzde üretiliyor

Günümüzde lityum üretildiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Ancak o dönemde doğal olarak bulunduğu için insanlar şifalı suları içmek üzere o bölgeye giderdi. Bu sular araştırıldığında, içerdiği hafif metal tuzları, özellikle lityum tespit edilmiştir. Lityum, günümüzde yüksek oranlarda pillerde kullanılmaktadır, ancak düşük dozlarda doğada bulunan bu tuz tedavi amaçlı kullanılabilir.” şeklinde konuştu.

Bu ilacın, hastalığın nüksetmemesinde çok önemli bir rol oynadığını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Akut dönemde yeterli olmayabilir, ancak koruyucu dönemde kullanımı çok işe yarar. Tabii ki bu ilaç hekim kontrolünde kullanılması gereken bir ilaçtır. Çünkü bütün ilaçlar gibi, doğru kullanıldığında hastalığı kontrol altına alır ve iyileştirir, yanlış kullanıldığında ise zarar verebilir.” dedi.

Bipolar bozukluk toplumda yüzde 5 oranında görülüyor

“Dünyada depresyondan sonra en yaygın olan hastalık grubu bipolar bozukluktur. Bipolar bozukluk yüzde 5 oranında görülür.” diyen Prof. Dr. Tarhan, şu bilgileri de verdi:

“Yani, yüz bin kişilik bir şehirde ortalama olarak 5 bin kişinin bipolar tanısı alması beklenir. Bipolar bozukluk, spektrum bozukluğu olarak değerlendirilirse, hafif ve düşük şiddetli alt tipleri de vardır. Yani yüzde 5 oldukça yüksek bir rakamdır. Depresyon ise bir toplumda genellikle yüzde 17 oranında görülür. Majör depresyon yaygın bir hastalıktır. Bipolar yüzde 5 oranında, şizofreni ise binde sekiz oranında görülür. Bipolar bozuklukta, eşik altı bipolar vakalar da mevcuttur. Örneğin, kişi bir günde dört mevsim yaşar gibi duygusal değişiklikler gösterebilir. Sabah çocuğunu severken, öğleden sonra ‘Allah belanı versin, seni niye doğurdum?’ diyebilir. Eğer bu durum sürekli hale gelirse ve bir mizaç haline gelirse, buna siklotimik mizaç denir ve bu kişiler bipolar hastalığa yatkın olabilirler.”

Duygusal dalgalanmalara neden oluyor

Bipolar bozuklukta, kişi normalde gayet iyiyken hayatın belirli dönemlerinde duygusal dalgalanmalar yaşadığını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Bu dalgalanmalar dört günden fazla veya yedi günden fazla sürerse, farklı tanılar alabilir. Ergenlerde ise bu dalgalanmaların süresi 24 saat olduğunda bile tanı alabilir.” dedi.

Manik dönemde duygular yükseliyor

Bipolar bozukluğun dönemsel bir değişim gösterdiğini, manik dönem ve depresif dönem olmak üzere iki ana ucunun bulunduğunu kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Manik dönemde duygular yükselir, enerji artar ve kişi aşırı heyecanlı olabilir. Bu dönemde konuşma miktarı artar, kişi aşırı keyif veren şeylere yönelir, alışveriş yapma ve para harcama gibi davranışlarda bulunur. Enerji artışı nedeniyle kişi sürekli hareket halindedir, uyku ihtiyacı azalır ve büyük, riskli kararlar alabilir. Manik dönemlerde düşünce akışı hızlanır, konudan konuya geçişler yaşanır ve dikkat dağılır. Kişinin benlik saygısı artar ve aşırı ilgi, bağlanma veya aşık olma gibi davranışlar görülebilir. Ayrıca, kişinin ahlaki normlarına uymayan, pişmanlık yaratabilecek davranışlar sergilemesi de mümkün olabilir. Manik dönem sonrasında kişinin işlevselliği düşer; işe geç gelme veya verimliliğin azalması gibi sorunlar yaşanabilir. Bu dönem, bazen madde kullanımıyla da ilişkilendirilebilir.” şeklinde anlattı.

Hipomanik dönemde ilişkilerde ve işte sorunlar yaşanabilir

Manik dönemin hafif bir şekli olan hipomanik dönemde ise kişinin yine konuşmasının arttığını, uyku ihtiyacının azaldığını, ancak gerçeklikten kopma yaşanmadığını ve etkilerin genellikle daha hafif seviyede olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Hipomanik dönemde kişi genellikle günlük işlevlerini sürdürür, ancak ilişkilerde ve işte sorunlar yaşanabilir.” dedi.

Mevsimsel değişimlerden etkileniyor!

Bipolar bozukluğun mevsimsel değişimlerle etkilenebildiğini ve çeşitli döngüler gösterebildiğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Bipolar bozukluk bazı kişilerde mevsimsel olarak değişebilir. İlkbahar ve sonbahar gibi mevsimlerde semptomlar daha belirgin hale gelebilir. Bazı bireylerde hızlı döngülü bipolar bozukluk görülebilir; bu durumda kişi yılda birkaç kez, hatta yedi sekiz defa manik ve depresif dönemler yaşar. Manik dönemde kişi aşırı enerjik, coşkulu ve riskli davranışlarda bulunabilir. Bu dönemlerde, ‘öfke manisi’ de görülebilir; burada kişi öfkeli, sinirli ve kavgacı olabilir, ancak bu dönemde neşe değil, öfke yönünde bir duygusal yükselme yaşanır. Karma mani olarak adlandırılan durumlarda, kişi öfkelenir, bağırıp çağırır ve genel olarak olumsuz bir ruh hali sergiler.” şeklinde bilgi verdi.

Depresyon döneminde çöküş yaşanıyor

Depresyon döneminde kişinin genellikle çöküş, durgunluk ve neşe eksikliği yaşadığına da dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Hayattan zevk alma yeteneği azalır, ilgi ve istek kaybolur. Depresif dönemlerde uyku düzeninde değişiklikler olabilir; bazı kişilerde uyku artabilir, bazı kişilerde ise azalabilir. İştah değişiklikleri, aşırı hareketlilik veya aşırı içe kapanma görülebilir. Enerji azalması, yorgunluk, suçluluk ve değersizlik duyguları belirginleşir. Konsantrasyon güçlüğü yaşanabilir ve intihar düşünceleri artabilir. Kişi hayatta kalma amacını sorgulayabilir ve ölüm düşünceleri ön plana çıkabilir.” dedi.

Tanı klinik muayene ile kolayca konulabiliyor

Bipolar bozukluğun, klinik muayene ile genellikle kolayca tanı konulabilen bir rahatsızlık olduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Ancak, doğru tedavi planı için alt tiplerinin belirlenmesi önemlidir. Tanı, klinik belirtiler ve alt tipler üzerinden yapılır. Son zamanlarda beyin görüntüleme tekniklerinde gelişmeler yaşanmıştır, ancak MR gibi geleneksel yöntemler her zaman yeterli bilgi sunmayabilir.” diye konuştu.

İleri yaşlarda frontal demans gelişebiliyor

“Genç yaşlarda manik dönemler geçiren bireylerde, ileri yaşlarda frontal demans adı verilen bir demans türü gelişebilir. Bu durumda hafıza genellikle korunur, ancak davranışsal değişiklikler ve karakter değişiklikleri yaşanabilir.” şeklinde bilgi veren Prof. Dr. Tarhan, “Bu kişiler yaşıtlarından daha genç biriyle evlenme eğiliminde olabilir veya topluluk içinde uygunsuz davranışlar sergileyebilir. Cinsellik davranışları artabilir. Üstünü başını, pantolonu çıkarıyor kalabalığın içinde gibi…” dedi.

Genetik yatkınlık var

Bipolar bozukluğun genetik bir yatkınlık gösterdiğini ancak yüzde 100 kalıtsal olmadığını söyleyen Prof. Dr. Tarhan, “Bir ebeveynde bipolar bozukluk varsa, çocuğun bu rahatsızlığı yaşama olasılığı 4-8 kat artar. Her iki ebeveynde de bipolar bozukluk varsa, bu olasılık yüzde 50'nin üzerine çıkabilir. Serotonin ve dopamin enzim aktiviteleriyle ilişkili genler (5-HTT ve COMT) genetik yatkınlığı belirlemede kullanılır. Bu genlerdeki sapmalar, genetik riskleri değerlendirmek ve tedavi sürecini yönlendirmek için önemlidir.&nbsp; Bu iki geni araştırıp bakabiliyoruz şu anda. Bakıp o genlerde normale göre sapmalar varsa, tedaviyi daha sıkı tutuyoruz. Hastalıkta genetik bir yatkınlık var.” diye konuştu.

Psikolojik sağlamlık ve sosyal destek

Prof. Dr. Tarhan, psikolojik sağlamlık ve sosyal desteklerin, bipolar bozukluk gibi hastalıklarda koruyucu tedavi ve önleme stratejilerinde kritik öneme sahip olduğunu, medikal tedavi kadar, bireylerin psikolojik ve sosyal ihtiyaçlarını da göz önünde bulundurarak bütüncül bir yaklaşım benimsemenin önemli olduğunu kaydetti.

Zeki ve stresini yönetenlerde nüks daha az görülüyor…

Bipolar bozukluk hastalarının genellikle iki ile beş yıl arasında takip altında tutulduğunu dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Eğer tedavi sürecinde bir nüks yaşanmazsa, ilaç kesilebilir. Ömür boyu kullanım gerektirmez. Zeki bireyler ve stres yönetimini başarılı bir şekilde uygulayan kişilerde hastalığın nüksü daha az görülür. Yaş ilerledikçe bazı bireylerde hastalık belirtileri hafifleyebilir.” Doi numarası: https://doi.org/10.32739/uha.id.56502
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ordumanset.net/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[BİR GÜNDE 4 MEVSİM KİŞİLER…  - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 26 Aug 2024 21:44:15 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ordumanset.net/images/haber/bir-gunde-4-mevsim-kisiler-004514-20240827.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ordumanset.net/images/haber/bir-gunde-4-mevsim-kisiler-004514-20240827.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.ordumanset.net/images/haber/bir-gunde-4-mevsim-kisiler-004514-20240827.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[ÇÖREKOTU İLE SİNDİRİM SİSTEMİNİZİ YENİLEYİN ]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ordumanset.net/haber-corekotu-ile-sindirim-sisteminizi-yenileyin-20330.html</guid>
                    <link>https://www.ordumanset.net/haber-corekotu-ile-sindirim-sisteminizi-yenileyin-20330.html</link>
                    <description><![CDATA[İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Beslenme ve Diyet bölümünden Dyt. Selin Yavuz çörekotunun bilinmeyen birçok faydasına dikkat çekti.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Akne, egzama ve sedef hastalığı gibi cilt sorunlarına iyi gelen aynı zamanda sindirim sorunlarını gideren ve sindirim sağlığını destekleyen çörekotunun faydaları anlatmakla bitmez. İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Beslenme ve Diyet bölümünden Dyt. Selin Yavuz çörekotunun bilinmeyen birçok faydasına dikkat çekti.

Çörek otu (Nigella sativa), **Düğün çiçeğigiller** (Ranunculaceae) familyasından bir çiçekli bitkidir. Bu bitki, halk arasında siyah tohum, siyah kimyon ve bereket tanesi gibi isimlerle tanınır. Çörek otunun doğal olarak yetiştiği bölgeler Güney Avrupa, Kuzey Afrika ve Güneybatı Asya'dır. Ayrıca, Orta Doğu'nun Akdeniz Bölgesi, Hindistan, Pakistan, Suriye, Suudi Arabistan ve Türkiye gibi pek çok bölgede de yetiştirilmektedir.

Çörek otu tohumları, karaciğerde A vitaminine dönüşebilen karotenler ve çeşitli mineraller açısından zengindir. Özellikle kalsiyum, potasyum, fosfor ve demir bakımından önemli bir kaynaktır. Ayrıca, magnezyum, selenyum ve çinko gibi minerallerin yanı sıra A vitamini, B vitaminleri (B1, B2, B3, B6, B9) ve C vitamini de içerir.

Farmakolojik araştırmalar, çörek otu tohumu ve bileşenlerinin çeşitli sağlık yararlarını ortaya koymuştur. Bu çalışmalar, çörek otu tohumunun antioksidan, antidiabetik, antibakteriyel, antikanserojenik, antifungal, antitümoral, antikonvülsan, antienflamatuar, antiülserojenik, hipoglisemik ve bağışıklık sistemi güçlendirici özellikler göstermektedir.

&nbsp;

Binbir Derde Deva Olan Çörek Otu Yağının Şaşırtıcı Faydaları

Antioksidan Etkisi

Çörek otu yağının, serbest radikallerin neden olduğu beyin ve kalp anoksisi ve iskemisi, aterosklerozis, romatizma ve kanser gibi hastaliklarda lipid peroksidasyonunu azaltmada kullanılmaktadır.

Bağışıklık Sistemine Etkisi

İmmün sistem, vücudu hastalıklardan koruyan ve patojenler ile tümör hücrelerini yok eden bir savunma mekanizmasıdır. Bu sistem, bağışıklığı sağlayan çeşitli hücreleri barındırır. Çörek otu yağı, özellikle timokinon içeriği sayesinde, T hücrelerinin ve bağışıklık yanıtında rol oynayan fagositik hücrelerin sayısını artırabilir. Ayrıca, bu bileşenlerin bağışıklık sistemini destekleyici önemli etkiler sağlamaktadır.

Şeker Hastalığı (Diyabet) Yönetimi

Diabetes mellitus, canlılarda insülin üretiminin yetersizliğinden ya da insülin direncinden kaynaklanan, kan glikoz seviyesinin artığı ile karakterize olan metabolik bir hastalıktır. Tip 2 diyabetli hastalarda insülin hassasiyetini artırabilir ve kan şekeri seviyelerini dengeler.

&nbsp;

Kardiyovasküler Sağlık

Çörek otu yağı alımının stabil koroner arter hastalığı olan hastalarda trigliseritler, LDL, HDL ve toplam kolesterol seviyeleri üzerinde önemli rol oyanamaktadır.

Sindirim Sistemi Sağlığı

Bilimsel çalışmalar, çörek otu esansiyel yağı ve onun en önemli fenolik bileşenlerinden biri olan timokinonun, gastrik asit sekresyonunu, serbest asitliği, toplam asitliği ve ülser indeksini azaltarak mide ve bağırsak sisteminde mukoza koruyucu etkiler sağladığını göstermektedir. Ayrıca, çörek otu tohumu ekstraktı ve çörek otu esansiyel yağında bol miktarda bulunan timokinonun, mide mukozasında histamin salınımını önemli derecede azalttığı, müsin içeriğini ve glutatyon düzeyini artırdığı araştırmalarda görülmüştür. Bu etkiler, çörek otunun mide ve bağırsak sisteminde koruyucu ve sindirim düzenleyici bir rol oynadığını ortaya koymaktadır.

Cilt Sağlığı Üzerine Etkisi

Diyetlere eklenen çörek otu yağının anti-aging etkiler sunduğunu göstermiştir. Ayrıca, çörek otu yağının sedef hastalığı ve Behçet hastalığı gibi durumların prognozunda anti-inflamatuar etkiler sağlayarak olumlu bir rol oynadığı gözlemlenmiştir.&nbsp;

&nbsp;

**Önemli Not**: Çörek otu yağı kullanmadan önce bir sağlık uzmanına danışmak her zaman en iyisidir, özellikle de mevcut bir sağlık sorununuz varsa veya düzenli olarak ilaç kullanıyorsanız. Ayrıca, bitkisel yağların etkileri kişiden kişiye değişebilir ve bu nedenle bireysel ihtiyaç ve sağlık durumlarına göre değerlendirilmelidir.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ordumanset.net/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[ÇÖREKOTU İLE SİNDİRİM SİSTEMİNİZİ YENİLEYİN  - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 26 Aug 2024 21:42:00 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ordumanset.net/images/haber/corekotu-ile-sindirim-sisteminizi-yenileyin-004340-20240827.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ordumanset.net/images/haber/corekotu-ile-sindirim-sisteminizi-yenileyin-004340-20240827.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.ordumanset.net/images/haber/corekotu-ile-sindirim-sisteminizi-yenileyin-004340-20240827.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[ DAHA GÜÇLÜ VE İYİ HİSSETTİRECEK 15 ÖNERİ]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ordumanset.net/haber-daha-guclu-ve-iyi-hissettirecek-15-oneri-20329.html</guid>
                    <link>https://www.ordumanset.net/haber-daha-guclu-ve-iyi-hissettirecek-15-oneri-20329.html</link>
                    <description><![CDATA[Kanser tanı ve tedavisindeki gelişmeler yaşam sürelerini uzatıyor. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Kanser tanı ve tedavisindeki gelişmeler yaşam sürelerini uzatıyor. Bu gelişmelerin daha sağlıklı ve iyi hissetme ihtiyacını artırdığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı, Kayropraktist Prof. Dr. Semih Akı, “Kişiye özel programlarla uygulanan kanser rehabilitasyonu, hastalarda sadece fiziksel etkileriyle değil; aynı zamanda ruhsal, sosyal ve bilişsel fonksiyonlara sağladığı katkılarıyla da önem kazanıyor” dedi.&nbsp;

&nbsp;

Kanser tedavisinde kişilerin hem fiziksel hem de ruhsal olarak iyi hissetme ihtiyacı artıyor. Yeni tedavilerle ilaç yan etkilerinin, ağrı ve yorgunluk gibi şikayetlerin mümkün olabildiğince azaltılmasının hastalıkla baş etmede önemli rol oynadığını söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı, Kayropraktist Prof. Dr. Semih Akı, “Tüm bunları en verimli şekilde başarabilmek amacıyla ortaya konan kanser rehabilitasyonu, olumlu etkileriyle geniş çerçeveli bir tedavi yaklaşımı sunuyor” dedi.&nbsp;

Kanser rehabilitasyonunun kanser hastalarında sadece fiziksel etkileriyle değil; aynı zamanda ruhsal, sosyal ve bilişsel fonksiyonlara sağladığı katkılarıyla da önemli bir tedavi yaklaşımı olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Semih Akı, “Araştırmalar gösteriyor ki, fiziksel aktivitenin kanser hastalarında yaşam kalitesi, kas gücü ve fonksiyonel kapasite üzerine sayısız yararlı etkileri var. Düzenli egzersiz kanserli hastalarda ﬁziksel fonksiyonu, aerobik kapasiteyi, kuvveti ve esnekliği geliştiriyor, vücut yapısının korunmasına ve gelişmesine yardımcı oluyor, kişinin kendisini psikolojik olarak iyi hissetmesini sağlıyor, kalp sağlığını destekliyor, stresi, depresyonu ve anksiyeteyi azaltıyor ve kemik mineral yoğunluğunu artırıyor” açıklamasında bulundu.

&nbsp;

Kişiye özel rehabilitasyon programı uygulanmalı

Farklı kanser türleri ve farklı evreler için kişiye özgü ihtiyaçlara cevap veren kanser rehabilitasyonunda, birçok branşı ilgilendiren multidisipliner hastane içi programlar olabildiği gibi kişiye özgü ev programlarının da mevcut olduğunu hatırlatan Kayropraktist Prof. Dr. Semih Akı, “Özellikle kemoterapi ve radyoterapi uygulanan hastalarda, fiziksel fonksiyonların önemli derecede etkilendiği yetersiz aktivite ve harekete bağlı gelişen komplikasyonlar, rehabilitasyon programının şekillendirilmesinde önemli bir etken” dedi.

&nbsp;

Prof. Dr. Semih Akı, kanser hastalarının doktorlarına danışarak uygulayabileceği ve kanserle daha güçlü bir şekilde mücadele etmelerini sağlayabilecek bazı önerilerini sıraladı:

&nbsp;

Bir egzersiz programınız varsa düşük seviyelerden başlamaya özen gösterin. Bir etkinliği günde birkaç dakika yapmanın bile iyi geldiğini hissedeceksiniz.&nbsp;
Toplam egzersiz süresini mutlaka bölün ve aralara dinlenme molaları koyun. Örneğin planladığınız toplam 30 dakikalık bir yürüyüşü gün boyuna yayarak farklı saat dilimlerinde 10 dakikalık 3 yürüyüşe çıkmış olun.
Vücut egzersizlerinden sıkılıyorsanız daha keyifli hale getirmek için grup derslerine katılabilir veya sevdiğiniz şarkılar eşliğinde pratik yapmayı deneyebilirsiniz. Aynı şekilde bisiklet kullanmak hem zevkli hem de egzersiz niteliğinde bir seçenek olabilir.
Masabaşı bir işe sahipseniz günlük iş molanızda yemeğinizi dışarda yemeyi tercih etmeniz hareket seviyenizi artırmaya yardımcı olur.
Günlük rutininize fiziksel aktiviteler eklemenin yollarını arayın. Örneğin aracınızı evinize ya da iş yerinize en uzak park alanına park edin ve o mesafeyi yürüyün.
Adımları ölçen bir alet olan pedometre veya akıllı telefonlarda bulunan adımsayar uygulamalar aracılığıyla günlük adım sayınızı takip edin ve ideal seviyelerde tutmaya özen gösterin.
Egzersiz yaparken rahat giysiler tercih edin ve bol su tüketin.
Omuz silkmek, kolları kaldırmak ve yürümek gibi kol bacak egzersizleri ile ısının, germe egzersizleriyle de soğuyun.
Bahçe veya evle ilgili büyük efor gerektirmeyen, ufak tefek tadilat işleriyle ilgilenmek hem fiziksel hem de zihinsel olarak daha iyi hissetmenize yardımcı olabilir.
Yoga yapmayı deneyin. Aerobik olmamasına rağmen hareket ve meditasyonu bütünleştirerek fayda sağlar.
Radyoterapi alıyorsanız yüzme havuzlarından kaçının. Ortak kullanım alanlarında enfeksiyon riski fazladır ve klor, ışın gören cildi ekstra tahriş edebilir.
Vücudunuzun sesini göz ardı etmeden dinleyin, kendinizi iyi hissetmiyorsanız veya ateşiniz varsa egzersiz yapmak için vücudunuzu zorlamayın.
Kansere eşlik eden bir anemi yani kansızlık durumu söz konusuysa doktorunuza danışmadan egzersiz yapmayın.
Yürüme veya denge kurma güçlüğü gibi bazı önemli sorunlarda egzersiz programının bu şartlara özel olarak bir uzmanla birlikte düzenlenmesi gerektiğini unutmayın.
Kanser hastaları için özel tasarlanmış programları araştırın, derneklere üye olun ve bu konuda diğer hastalarla ilişkilerinizi geliştirin.
&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ordumanset.net/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[ DAHA GÜÇLÜ VE İYİ HİSSETTİRECEK 15 ÖNERİ - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 26 Aug 2024 21:39:09 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ordumanset.net/images/haber/daha-guclu-ve-iyi-hissettirecek-15-oneri-004019-20240827.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ordumanset.net/images/haber/daha-guclu-ve-iyi-hissettirecek-15-oneri-004019-20240827.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.ordumanset.net/images/haber/daha-guclu-ve-iyi-hissettirecek-15-oneri-004019-20240827.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[ AİLELELERİN DİKKAT ETMESİ GEREKEN 8 KURAL]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ordumanset.net/haber-ailelelerin-dikkat-etmesi-gereken-8-kural-20328.html</guid>
                    <link>https://www.ordumanset.net/haber-ailelelerin-dikkat-etmesi-gereken-8-kural-20328.html</link>
                    <description><![CDATA[Yeni okul yılı başlarken, ebeveynlerin okul alışverişi ve kırtasiye malzemeleri gibi düşünmeleri gereken pek çok şey gündeme geldi ve az bir zaman kaldığı için yoğun bir telaş başladı. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Yeni okul yılı başlarken, ebeveynlerin okul alışverişi ve kırtasiye malzemeleri gibi düşünmeleri gereken pek çok şey gündeme geldi ve az bir zaman kaldığı için yoğun bir telaş başladı. Ancak okul öncesi yapılan hazırlıkların başında, çocukların genel bir sağlık taramasından geçmesi çok önemlidir. Okula dönüşte yapılan sağlık kontrolleri öğrencilerin yeni eğitim-öğretim yılına sağlıklı bir şekilde başlamasını sağlar.&nbsp;

Bu kontroller yalnızca altta yatan sağlık sorunlarını belirlemekle kalmaz, aynı zamanda iyi alışkanlıkların edinilmesini de beraberinde getirir. Memorial Antalya Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Fatih Ay, çocukların okula hazırlanma sürecinde yapılması gerekenleri sıraladı.&nbsp;

Çocuğunuzun endişelerine kulak verin

Yaz sona ererken, çocukların gerginlik yaşaması doğaldır. Sonuçta, çocuğunuz aylarca süren bir aradan sonra yapılandırılmış bir grup ortamına girmektedir. Bazı çocuklar değişimi sevinçle kabul ederken, diğerleri uyum sağlamak için biraz daha fazla yardıma ihtiyaç duyabilir. Yeni okul yılı başlamadan önce çocuğun okula gitmesi ve sınıfını görmesi daha iyi adapte olmasını sağlayabilir, böylece ilk günlerinde kendilerini daha rahat hissedebilirler.&nbsp;

Görme ve işitme testi yaptırın

Okul öncesi yapılması gereken kontrollerin belki de en önemlisi görme ve işitmenin değerlendirilmesidir. Görme ve işitme problemi olan çocuklar potansiyeli olsa bile derslerinde başarısız olabilirler. Bunun sonucunda okula karşı ilgisizlik ve okula gitmeme isteği olabilir. Kolaylıkla yapılacak iki muayene ile tüm bu sorunların önüne geçilebilir.&nbsp;

Diş ağrısı yaşamadan diş kontrollerini yaptırın

Görme ve işitmenin yanında diş problemleri de çocuklarda öğrenmeyi ve derslere karşı ilgiyi azaltabilir. Okul öncesi mutlaka diş muayenesi de yaptırılmalı, dişlerin düzenli fırçalanmasına özen gösterilmelidir.

Aşıların tam olmasına dikkat edin

Çocuklar okula başladıklarında ilk defa bu kadar kalabalık ortama girecekleri için enfeksiyon hastalıkları sık görülmekte ve yayılması kolay olmaktadır. Bu yüzden Sağlık Bakanlığı’nın rutin aşı takviminde olan aşılar eksiksiz uygulanmalı; astım, diyabet, kalp hastalığı gibi kronik hastalığı olan çocuklara mevsimsel grip aşısı yapılmalıdır.

Kan ve vitamin düzeylerine baktırın

Çocuklarda zeka gelişimini etkileyen demir değeri, okul öncesi dönemde kontrol edilmeli ve eksiklik durumunda tedavi planlanmalıdır. Beyin fonksiyonlarının doğru çalışması ve büyüme gelişme için gerekli olan başlıca D vitamini, B12, çinko gibi vitamin ve minerallerin düzeyine bakılmalıdır. Tam idrar tahlili ve dışkıda parazit gibi incelemeler yapılmalı, kan kolesterol düzeyleri kontrol edilmeli ve tansiyon ölçümü yapılmalıdır. Tansiyon önemsiz gibi görünse de çocukluk çağında görülebilmektedir.

Sağlıklı beslenme programı oluşturun

Okul döneminde bağışıklığı güçlendirmek için sağlıklı ve dengeli beslenme önemlidir. Güne mutlaka kahvaltı öğünü ile başlanmalı, paketli gıdalardan uzak durulmalı, gün içerisinde kuru ve taze meyve, özellikle probiyotik içeren yoğurt, kefir gibi süt ürünleri tüketilmelidir. Beslenmede protein, yağ, karbonhidrat dengesi yaşına uygun olarak ayarlanmalı, gün içerisinde yeterli miktarda su alınmalı, asitli içecek ve hazır meyve sularından uzak durulmalıdır.&nbsp;&nbsp;

Uyku düzenine dikkat edin&nbsp;

Uyku günlük işlevlerin yerine getirilmesi için gerekli olmakla beraber gelişimin her döneminde çok önemli rol oynamaktadır. Yetersiz ve kalitesiz uyku gün içi uykulu hissetmeye neden olur, öğrenme, hafıza, dikkat üzerine olumsuz etki eder. 3-5 yaş çocukların günde 10-12 saat, 6-13 yaş çocukların günde 9-11 saat uyuması gerekmektedir.

Hijyen kurallarını detaylıca anlatın

Enfeksiyonları önlemenin en önemli kriteri hijyen kurallarına uymaktır. Enfeksiyonların büyük çoğunluğu çocukların ellerini ve kirli materyalleri ağızlarına götürdükleri için olur. Bu nedenle çocuğa yemekten önce ve sonra, tuvaletten çıkarken ellerini en az 20 saniye süre ile su ve sabun ile yıkaması öğretilmelidir. Kişisel hijyene dikkat edilmeli, hasta olan çocuklar okula gönderilmemelidir.&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ordumanset.net/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[ AİLELELERİN DİKKAT ETMESİ GEREKEN 8 KURAL - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 26 Aug 2024 21:37:31 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ordumanset.net/images/haber/ailelelerin-dikkat-etmesi-gereken-8-kural-003859-20240827.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ordumanset.net/images/haber/ailelelerin-dikkat-etmesi-gereken-8-kural-003859-20240827.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.ordumanset.net/images/haber/ailelelerin-dikkat-etmesi-gereken-8-kural-003859-20240827.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[GÖZ SAĞLIĞI OKUL BAŞARISINI ETKİLİYOR]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ordumanset.net/haber-goz-sagligi-okul-basarisini-etkiliyor-20327.html</guid>
                    <link>https://www.ordumanset.net/haber-goz-sagligi-okul-basarisini-etkiliyor-20327.html</link>
                    <description><![CDATA[Okulların açılmasına kısa bir süre kala Türk Oftalmoloji Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Huban Atilla, çocukların göz sağlığının eğitim başarıları üzerindeki kritik rolüne dikkat çekti.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Okulların açılmasına kısa bir süre kala Türk Oftalmoloji Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Huban Atilla, çocukların göz sağlığının eğitim başarıları üzerindeki kritik rolüne dikkat çekti. Göz sağlığının ihmal edilmesi durumunda, öğrencilerin akademik performansında düşüşler yaşanabileceğini belirten Atilla, hem ebeveynlere hem de öğretmenlere önerilerde bulundu.

&nbsp;

Prof. Dr. Huban Atilla, görme sorunlarının çocukların dersleri takip etme, okuma ve yazma becerilerini doğrudan etkilediğini ifade etti. “Göz sağlığı, çocukların öğrenme sürecinde temel bir rol oynar. Net bir görüşe sahip olmayan çocuklar, tahtadaki yazıları göremeyebilir, kitapları okumakta zorlanabilir ve derslere odaklanmakta güçlük çekebilirler” diyen Atilla, özellikle miyop, hipermetrop ve astigmat gibi kırma kusurlarının erken teşhis edilip tedavi edilmesinin önemine vurgu yaptı. Çocukların göz sağlığı ile ilgili olarak hem anne babaların hem de öğretmenlerin dikkatinin önemli olduğunu paylaştı.&nbsp;

&nbsp;

Erken tanı önemli

Ebeveynlerin, okula başlamadan önce çocuklarını göz muayenesine götürmelerini öneren Atilla, “Erken teşhis edilen göz problemleri, basit müdahale ve önlemlerle çözülebilir ve çocuğun öğrenim hayatı olumsuz etkilenmeden sağlıklı bir şekilde devam edebilir. Göz taramaları, çocukların gelecekteki başarıları için hayati öneme sahiptir. Çocuklarda sık görülen hastalıklar arasında, göz tembelliği, miyop, hipermetrop, şaşılık, astigmat, konjonktivit gibi birçok farklı hastalık yer alıyor. Erken tanı ve tedavi yapılmadığında ise çocuğun tahtayı iyi görememesi, okurken satır atlaması, cümleleri eliyle takip etmesi, baş ağrısı, gözlerini kırpıştırma,&nbsp; gözlerde sulanma ve ödevlerini yaparken zorlanması gibi okul başarısını da olumsuz etkileyebilecek sorunlar ortaya çıkabilir.” dedi.

&nbsp;

Türk Oftalmoloji Derneği’nden Öneriler

Türk Oftalmoloji Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Huban Atilla çocukların göz sağlığını korumak ve okul başarısını desteklemek için ebeveynlere ve öğretmenlere şu önemli tavsiyelerde bulundu;

&nbsp;

Düzenli göz muayenesi: Çocukların okul öncesi dönemde ilk göz muayenesini yaptırmaları büyük önem taşır. Ayrıca, okul çağında olan çocukların her yıl düzenli olarak göz kontrollerine götürülmesi, olası görme problemlerinin erken teşhis edilmesi ve tedavi edilmesi açısından kritik öneme sahiptir. Özellikle miyopi okul çağı çocuklarında ortaya çıkar ve gözlerini kısma, baş ağrısı gibi şikayetlere sebep olur.
Ekran süresine dikkat: Günümüzde çocuklar, ders çalışırken veya oyun oynarken uzun süre ekran başında vakit geçiriyor. Bu durum göz yorgunluğuna ve uzun vadede göz problemlerine yol açabilir. Ebeveynler, çocuklarının ekran karşısında geçirdiği süreyi sınırlamalı ve 20-20-20 kuralını uygulamalıdır. Çocuklar her 20 dakikada bir, 20 saniye boyunca 20 metre uzaklıktaki bir nesneye bakarak gözlerini dinlendirmelidirler. Ayrıca miyopi varlığında açık havada geçirilen sürenin arttırılması ve yakın mesafeden bakmanın engellenmesi miyopinin ilerlemesini azaltabilir.
Aydınlatma ve çalışma ortamı: Çalışma masalarının iyi aydınlatılmış olması, gözlerin zorlanmasını önlemek açısından önemlidir. Çocukların ders çalıştığı ortamda doğal ışık tercih edilmeli, yapay ışık kullanılıyorsa da göz yormayan, yeterli düzeyde aydınlatma sağlanmalıdır. Loş ışıkta veya karanlıkta yakın çalışma, telefon veya tablete bakmak miyopinin artması için risk teşkil etmektedir.
Dengeli beslenme: Göz sağlığı için gerekli vitamin ve minerallerin düzenli olarak alınması gerekmektedir. A, C ve E vitaminleri ile omega-3 yağ asitleri açısından zengin besinler tüketilmelidir. Düzgün ve sağlıklı beslenen çocuklarda ek vitamin A desteğine ihtiyaç yoktur.&nbsp;&nbsp;
Görme şikayetlerine duyarlılık: Çocuklar genellikle görme problemlerini fark edemez veya bunu ifade edemezler. Ancak sık sık baş ağrısı, gözlerini kısarak bakma, tahtadaki yazıları görememe, kitap okurken zorlanma gibi belirtiler göz problemlerinin işareti olabilir. Bu tür belirtiler gözlemlendiğinde vakit kaybetmeden bir göz hastalıkları uzmanına başvurulmalıdır.
Okul ve aile iş birliği: Öğretmenlerin, öğrencilerin göz sağlığı konusundaki olası şikayetlerine karşı dikkatli olmaları ve ebeveynlerle işbirliği içinde olmaları gerekmektedir. Okulda tahtayı görememe, yakın okuma veya gözlerini kısma kırma kusurlarının habercisi olarak değerlendirilmelidir.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ordumanset.net/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[GÖZ SAĞLIĞI OKUL BAŞARISINI ETKİLİYOR - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 26 Aug 2024 21:35:54 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ordumanset.net/images/haber/goz-sagligi-okul-basarisini-etkiliyor-003708-20240827.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ordumanset.net/images/haber/goz-sagligi-okul-basarisini-etkiliyor-003708-20240827.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.ordumanset.net/images/haber/goz-sagligi-okul-basarisini-etkiliyor-003708-20240827.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[MENOPOZ DÖNEMİNDE EN SIK GÖRÜLEN 10 SORUN!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ordumanset.net/haber-menopoz-doneminde-en-sik-gorulen-10-sorun-20326.html</guid>
                    <link>https://www.ordumanset.net/haber-menopoz-doneminde-en-sik-gorulen-10-sorun-20326.html</link>
                    <description><![CDATA[Menopoz, yumurtalık aktivitesindeki kayıp sonucu adet kanamalarının, yani doğurganlık döneminin kalıcı bir şekilde sonlandığı doğal bir süreç olarak tanımlanıyor. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Menopoz, yumurtalık aktivitesindeki kayıp sonucu adet kanamalarının, yani doğurganlık döneminin kalıcı bir şekilde sonlandığı doğal bir süreç olarak tanımlanıyor. Vücut bu dönemde yumurtalıklardan yumurta üretiminin yanı sıra östrojen ve progesteron gibi hormonların üretimini de durduruyor. Biyolojik, psikolojik ve sosyal sonuçları farklılık gösterse de hormon sistemindeki bu değişim kadınların çoğunda benzer şikayetlerin oluşmasına yol açıyor. Dünyada ortalama 51 olan menopoz yaşı ülkemizde 46-48 yaş olarak bildiriliyor. Kadınların yüzde 95’inin 45-55 yaşları arasında menopoza girdiğini belirten Acıbadem Bakırköy Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Baki Erdem, menopozun&nbsp; hastalık değil, kadınların yaşamının önemli bölümünü kapsayan bir dönem olduğuna işaret ederek “Her ne kadar bazı zorlukları beraberinde getirse de alınabilecek önlemlerle menopoz sürecini sağlıklı ve aktif geçirmek mümkün. Örneğin, sağlıklı beslenerek hem kilo almaya ve kemik erimesine karşı kendinizi korur hem de vücudunuzu zinde tutabilirsiniz. Yapacağınız düzenli egzersizler de gece terlemesi ve ateş basması gibi sorunların azalmasını sağlar. Menopozdaki rahatsızlıkların önemli bir bölümü östrojen eksikliğinden kaynaklandığı için hormon tedavisi hakkında doktorunuzla görüşebilirsiniz. Ayrıca kemik erimesi, meme ile rahim kanseri, kalp ve damar hastalıkları gibi gelişebilecek olan bazı hastalıkların erken dönemde tedavi edilebilmesi için rutin kontrollerinizi aksatmamanız da çok önemlidir”&nbsp; diyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Baki Erdem, menopoz döneminde en yaygın görülen 10 sorunu şöyle sıralıyor…

Sıcak basması&nbsp;

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Baki Erdem, sıcak basmasının menopoz döneminin en belirgin sorunları arasında yer aldığına işaret ederek, “Sıcak basması kadınların yüzde 60-80’inde ortaya çıkar. Östrojen hormonundaki düşüş nedeniyle kadınlarda bu dönemde sıcak basmaları görülür. Yüz bölgesinde ya da vücuda yayılma şeklinde görülen sıcak basmasının süresi kadından kadına farklılık göstermekle beraber genellikle 1-2 dakika sürmektedir” diyor.&nbsp;

Gece terlemeleri&nbsp;

Menopoz dönemi sorunlarından bir diğeri ise gece terlemeleri olarak biliniyor. Hormonal değişikliklerden kaynaklanan bu sorun kadınların geceleri ter nedeniyle uyanmalarına yol açabiliyor.&nbsp;

Uyku sorunları&nbsp;

Menopoz dönemine girerken yaşanan uykuya dalmadaki zorluklar uyuma sürelerinin kısalmasına ve buna bağlı olarak kadınlarda yaşam kalitesinin düşmesine neden olabiliyor.&nbsp;

Kilo vermede güçlük

Her ay düzenli olarak gerçekleşen adet kanamalarının yavaşlaması ve sonlanması durumunda kadınların metabolizmalarında yavaşlama ve buna bağlı olarak kilo vermede zorluk yaşanabiliyor. Genellikle sadece birkaç kilo alınsa da bazı kadınlarda kilo artışı fazla oluyor ve bunun sonucunda obezite gibi pek çok sağlık sorunu gelişebiliyor.&nbsp;

Kaygı ve anksiyete&nbsp;

Menopoz döneminin psikolojik sorunları arasında duygu durum değişiklikleri yer alıyor. Sinirlilik, stres, kaygı ile anksiyete görülebiliyor ve sinirleri kontrol etmek daha zor bir hal alıyor. Bu durum çoğunlukla hormonlardaki bozulmalardan kaynaklansa da uykusuzluk ve yorgunluğun da rolü olabiliyor.&nbsp;

Osteoporoz

Osteoporoz, yani kemik erimesini “kemiklerin yoğunluğunun azalması ve kemiklerin kırılgan hale gelmesi” olarak tanımlayan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Baki Erdem “Menopoz döneminde, kadınların vücutlarında östrojen hormonu seviyeleri azalır. Bu hormon azalması, kemiklerin kalsiyum emilimini etkileyerek kemik yoğunluğunun azalmasına yol açar. Kemiklerin azalan yoğunluğu da kemiklerin kolayca kırılabildiği osteoporozun oluşmasına neden olabilir” diyor.&nbsp;

Halsizlik ve yorgunluk&nbsp;

Menopoza geçiş döneminde sıklıkla yaşanan uyku sorunlarına bağlı olarak kadınlarda baş ağrıları, vücut ağrısı ya da yorgunluk oluşuyor. Halsiz ve yorgun hissetme, menopozun yaygın belirtileri arasında yer alıyor.&nbsp; &nbsp;

Saç dökülmesi

Vücutta salgılanan östrojen ve progesteron hormonlarının azlığından kaynaklanan menopoz belirtileri arasında saç dökülmesi de yer alıyor. Saçlar bu dönemde sadece dökülmüyor, aynı zamanda inceliyor ve daha geç uzuyor.&nbsp;

Vajinal kuruluk&nbsp;

Vajinal kuruluk en temel menopoz sorunları arasında yer alıyor. Vücudun fizyolojik yapısının farklılık göstermesi ve östrojen seviyesinin düşmesi vajinal dokuların incelmesine ve ıslaklığın azalıp nemin kaybolmasına, yani kuruluğa neden oluyor.&nbsp;

Cinsel isteksizlik&nbsp;

Östrojen hormonunun azalmasına bağlı olarak menopoz döneminde cinsel istekte azalma da görülebiliyor. Menopoz dönemindeki her 10 kadından 8’inin bu sorunu yaşadığı belirtiliyor.&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ordumanset.net/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[MENOPOZ DÖNEMİNDE EN SIK GÖRÜLEN 10 SORUN! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 26 Aug 2024 21:34:18 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ordumanset.net/images/haber/menopoz-doneminde-en-sik-gorulen-10-sorun-003511-20240827.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ordumanset.net/images/haber/menopoz-doneminde-en-sik-gorulen-10-sorun-003511-20240827.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.ordumanset.net/images/haber/menopoz-doneminde-en-sik-gorulen-10-sorun-003511-20240827.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA["Âdetinizi geciktirmek isterken sağlığınızı riske atmayın"]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ordumanset.net/haber-adetinizi-geciktirmek-isterken-sagliginizi-riske-atmayin-20319.html</guid>
                    <link>https://www.ordumanset.net/haber-adetinizi-geciktirmek-isterken-sagliginizi-riske-atmayin-20319.html</link>
                    <description><![CDATA[Adet geciktirici ilaçların hekime danışmadan kullanılmaması gerektiğini belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Sevda Karakaya, “Adet geciktirici ilaçlar, özellikle tatiller, sınavlar veya düğün gibi özel etkinlikler öncesinde tercih edilen bir yöntemdir. Ancak gebelik şüphesi olanlar, emziren anneler ve kronik hastalığı olan kişilerin bu hapları kullanmaması gerekir” dedi.

]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Adet geciktirici ilaçların hekime danışmadan kullanılmaması gerektiğini belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Sevda Karakaya, “Adet geciktirici ilaçlar, özellikle tatiller, sınavlar veya düğün gibi özel etkinlikler öncesinde tercih edilen bir yöntemdir. Ancak gebelik şüphesi olanlar, emziren anneler ve kronik hastalığı olan kişilerin bu hapları kullanmaması gerekir” dedi.

Medical Park Ordu Hastanesi’nden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Sevda Karakaya, adet geciktirici ilaçlar hakkında açıklamalarda bulundu. Adet döngüsünün kadınların üreme sağlığı açısından önemli bir süreç olduğunu ancak bazı durumlarda bu döngüyü kontrol altına almak gerekebileceğini dile getiren Op. Dr. Karakaya; “Adet geciktirici ilaçlar, özellikle tatiller, sınavlar veya düğün gibi özel etkinlikler öncesinde tercih edilen bir yöntemdir. Ancak dikkat edilmesi gereken bazı durumlar vardır. Bu hapları gebelik şüphesi olanlar, emziren anneler ve kronik hastalığı olan kişilerin kullanmaması gerekir. Adet geciktirici ilaçları hekiminize danışmadan kullanmayın” uyarısında bulundu.

Adet geciktirici ilaçlar nedir?

Adet geciktirici ilaçların genellikle progesteron hormonunu içeren ve kadınların adet görmesini geçici olarak erteleyen ilaçlar olduğunu söyleyen Op. Dr. Karakaya; “Bu ilaçlar, vücutta doğal olarak üretilen progesteron hormonuna benzer şekilde çalışır. Progesteron hormonu, rahim iç tabakasını (endometriyum) kalınlaştırır ve adet kanamasını geciktirir” şeklinde konuştu.

Kullanımı ve dikkat edilmesi gerekenler

Adet geciktirici ilaçların doktor tavsiyesi olmadan kullanılmaması gerektiğini vurgulayan Op. Dr. Karakaya, her kadının sağlık durumunun farklı olduğunu ve adet geciktirici ilaçların kullanımının bazı durumlarda risk oluşturabileceğine dikkat çekti. Op. Dr. Karakaya, özellikle şu durumlarda dikkatli olunması gerektiğini belirtti:

· “Hamilelik şüphesi: Hamile olan veya hamilelik şüphesi bulunan kadınların bu ilaçları kullanmaması gerekir.

· Kronik hastalıklar: Kalp hastalığı, karaciğer rahatsızlıkları, migren gibi kronik hastalığı olan bireylerin doktorlarına danışmadan bu ilaçları kullanmaları önerilmez.

· Düzenli kullanım: Adet geciktirici ilaçlar, sürekli olarak kullanılmamalıdır. Sadece özel durumlarda, kısa süreli kullanım için uygundur.”

“Yan etkileri olabilir”

Op. Dr. Sevda Karakaya adet geciktirici ilaçların kullanımı ve açabileceği bazı yan etkileri ise şöyle sıraladı;

· “Baş ağrısı,

· Mide bulantısı,

· Göğüslerde hassasiyet,

· Ruh hali değişiklikleri,

· Adet sonrası kanama düzensizlikleri.”

“Doktor tavsiyesi ile hareket edilmeli”

Adet geciktirici ilaçların uygun kullanımının genellikle güvenli olduğunu, ancak herhangi bir yan etki veya rahatsızlık durumunda hemen bir uzmana başvurulması gerektiğini işaret eden Op. Dr. Sevda Karakaya, “Adet geciktirici ilaçlar, kadınların belirli dönemlerde yaşamlarını kolaylaştırmak için başvurdukları bir yöntemdir. Ancak bu ilaçların kullanımı konusunda dikkatli olunması, doktor tavsiyesi ile hareket edilmesi önemlidir. Sağlığınız her şeyden önce gelir; bu nedenle, bu tür ilaçları kullanmadan önce mutlaka bir uzmana danışınız” diyerek sözlerini sonlandırdı.
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ordumanset.net/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA["Âdetinizi geciktirmek isterken sağlığınızı riske atmayın" - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 20 Aug 2024 05:53:12 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ordumanset.net/images/haber/adetinizi-geciktirmek-isterken-sagliginizi-riske-atmayin-085442-20240820.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ordumanset.net/images/haber/adetinizi-geciktirmek-isterken-sagliginizi-riske-atmayin-085442-20240820.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.ordumanset.net/images/haber/adetinizi-geciktirmek-isterken-sagliginizi-riske-atmayin-085442-20240820.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[“Menopoza girmek istemiyorum” diyenler dikkat!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ordumanset.net/haber-menopoza-girmek-istemiyorum-diyenler-dikkat-20313.html</guid>
                    <link>https://www.ordumanset.net/haber-menopoza-girmek-istemiyorum-diyenler-dikkat-20313.html</link>
                    <description><![CDATA[Ter basmasından uyku bozukluğuna kadar pek çok belirtisiyle menopoz, 45 yaş sonrası “geliyorum” diyor.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Ter basmasından uyku bozukluğuna kadar pek çok belirtisiyle menopoz, 45 yaş sonrası “geliyorum” diyor. Araştırmalar, menopoza girme yaş aralığının 45-55 yaş olduğunu gösterirken, yaşadığımız coğrafyaya göre farklılıklar gösterebiliyor. Dünya ortalaması 51 yaş iken, ülkemizde kadınlar 47-48 yaş arasında menopoza giriyor. Fakat pek çok kadın menopoza girmek istemiyor! Peki bu reddedişin ya da istememenin nedeni nedir? Bu soruyu yanıtlayan Acıbadem Fulya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Hüsnü Görgen, toplumda menopoz hakkındaki yanlış algılara, eksik ve hatalı bilgilere dikkat çekerek, şunları söylüyor: “Toplumda menopozla ilgili oldukça fazla yanlış bilgi ve olumsuz algı var. Bazı kadınlar bunlardan etkileniyor. Menopoza adeta bir hastalık, yaşamını zehreden bir süreç, kurtulamayacağı sıkıntılarının başlangıcı gibi bakıyor. Oysa menopoz kadın hayatının bir parçası, bir dönemidir. Bu süreci bir hastalık, yaşlılık ve kadınsal duyguların bittiği bir dönem gibi görmemeliyiz. Doğurganlık sona erse de kadınlar cinsellik dahil her türlü kadınlık fonksiyonlarını yerine getirebilir, bu döneme ilişkin oluşan sıkıntılarla kolayca baş edebilirler. Menopoza giren kadınlar dengeli beslenir ve egzersiz yaparlarsa, sigara ile alkolden uzak dururlarsa, düzenli muayenelerini ihmal etmezlerse, uygun tedaviyle kaliteli ve sağlıklı bir yaşam sürebilirler” diyor. Kadının menopozla ilgili doğru bilgileri edinmesinin çok önemli olduğunu vurgulayan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Hüsnü Görgen, doğru sanılan hatalı bilgileri şöyle açıklığa kavuşturuyor.&nbsp;

Menopoz yaşı geciktirilebilir. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Menopoz hakkında yanlış bilgilere sahip pek çok kadının, bu süreci geciktirmek ya da yaşamamak için aklına gelen ilk cümle, “menopoza girmek istemiyorum’ oluyor. Oysa bu mümkün değil! Zira, her kadın dünyaya belirli bir yumurtalık rezervi ile geliyor. Bu rezervin sona yaklaşması menopozun başladığı anlamına geliyor. Menopozun başlamaması için yumurtalıkların yumurta üretmeye devam etmesi gerekiyor. Fakat yumurtalıklarda bulunan yumurta hücreleri tedavi ile yeniden yapılamıyor. Dolayısıyla menopoz geciktirilemiyor. Yumurta üretilememesi nedeniyle artık vücudun üretmediği progesteron ve östrojen hormonları dışardan verilebiliyor.&nbsp;

Menopoz yaşlılıktır. YANLIŞ!&nbsp;

DOĞRUSU: Menopoz bir yaşlılık belirtisi değildir, nedeni basit; insan ömrü uzuyor. Kadınlar yaşamlarının yaklaşık yarısını menopoz sonrası dönemde yaşıyor. Örneğin 80 yaşında bir kadın, hayatının yaklaşık 30 yılından fazlasını menopoz sonrası dönemde geçiriyor. Geçmiş dönemler dikkate alındığında, insan ömrü bu kadar uzun değilken, menopoz bir yaşlılık süreci olarak da düşünülebilirdi. Oysa günümüzde uzayan yaşam, menopoz yaklaşımının yeniden ele alınmasını gerektiriyor. Hayat kalitesini düşürmeden yaşanabilecek yeni bir sürecin başlangıcı haline geliyor. Kadının vücudunun bir döneminin bitip yeni bir döneminin başladığı bu süreçte, gerekli muayene ve tetkikler yapıldıktan sonra, uygun hormon tedavileriyle yaşam kalitesi yükseltilebiliyor.

Menopozda cinsellik biter. YANLIŞ!&nbsp;

DOĞRUSU: En sık rastlanan korkulardan biri bu; ”cinsel hayat bitecek”. Oysa menopozda cinsellik bitmiyor. Aktif ve haz alınabilecek bir cinsellik mümkün. Cinsel ilişki sırasında kuruluk, vajinada daralma, yanma, tahriş ve ilişki sonrasında damlama gibi sık rastlanan bu sorunlar kolayca tedavi edilebiliyor.&nbsp; Yaygın inanışın aksine, menopoz sürecinde cinsel yaşamın daha da kaliteli yaşanabileceğine değinen Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Hüsnü Görgen, ”Normal cinsel yaşamına devam eden kadınlarda bu belirtiler daha az görülüyor. İlişki sıklığı azalan kadınlarda ise sorunlar daha hızlı ilerliyor. Hatta östrojen alımı ile vajen dokusundaki incelme ve cinsel ilişki kalitesini bozan diğer faktörler önleneceği için cinsel yaşamın kalitesi artıyor” diyor. Tabii bir de artık doğum kontrol ihtiyacının olmamasından kaynaklanan rahatlık da yaşanıyor.&nbsp;

Hormon kullanılmamalıdır. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Kadınların korkulu rüyası olan ateş basması ve terleme gibi menopoz şikayetlerini her kadın yaşamıyor. Bazı kadınlar bu sorunları yoğun yaşarken, bazıları ise çok hafif yaşıyor. Kadından kadına farklılık gösteren bu belirtilerin azaltılması ya da giderilmesi mümkün. Bunun için hormon kullanılıyor. Ancak her kadın için bu tedavi uygun olmayabiliyor. Özellikle meme kanseri riski yüksek olan ve kalp hastası kadınlarda hormon tedavisi riskli olabileceğinden doktor kontrolünde alternatif tedaviler uygulanıyor. Ayrıca hormon eksikliği vajinal kuruluğa yol açıyorsa, vajinal yoldan kullanılan ve bir hormon olan östrojen tableti uzun yıllar kullanılabiliyor.&nbsp;

Menopoz kadınlığın sonudur. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Asla! Kadınlık algısı yalnızca fizyolojik değildir, sosyal ve psikolojik yönleri de vardır. Menopoz kadının sadece yumurta rezervinin bitmesi ve buna bağlı olarak östrojen hormonunun eksikliğidir. Bu süreçte, kadın sadece çocuk doğurma imkanını kaybediyor.&nbsp; Doğurganlık dışında, kadınlar cinsellik de dahil her türlü kadınlık fonksiyonlarını yerine getirebiliyorlar.&nbsp;

Erken menopozda hormon kullanılmamalıdır. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Erken menopoz 40 yaşından önce adetin kesilmesi anlamına geliyor, ancak buna “menopoz” dememek gerekiyor. Nasıl ki tiroit bezi çalışmadığında tiroit hormonu veriliyorsa, 40 yaşından önce yumurtalık fonksiyonları duran kadınlara da doğal menopoz yaşına kadar östrojen takviye ediliyor. Böylece erken menopoza girenler,&nbsp; olması gereken doğal menopoz yaşına kadar bu takviye ile destekleniyor.&nbsp;

Menopoz kilo aldırır. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Östrojen eksikliğinin şişmanlıkla doğrudan ilişkisi bulunmuyor. Menopoza giren bir kadın dengeli beslenerek ve kalori hesabını iyi tutarak kilosuna dikkat ederse, sporunu yaparsa daha az sorun yaşıyor. Hem kemik erimesini engellemesi, hem vücut postürünü düzeltmesi açısından spor önemli fayda sağlıyor ve kilo alımının önüne geçiyor.&nbsp;&nbsp;

Jinekolojik muayeneye gerek yoktur. YANLIŞ!&nbsp;

DOĞRUSU: Düzenli jinekolojik muayene hayatın her döneminde önemini koruyor. Çünkü, bu dönemde sadece menopozla ilgili şikayetler değil, aynı zamanda jinekolojik pek çok hastalık da erkenden saptanabiliyor. Özellikle meme, rahim, yumurtalık ve vulva kanserlerinin erken belirtileri tespit edilerek, tedavinin başarısı yükseltilebiliyor.&nbsp;

Kadınlar anneleriyle aynı yaşta menopoza girerler. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Zaman zaman menopoza girme yaşında anne ile kızı arasında uyum olsa da, bu mutlak bir kural değildir. Zira, menopoz yaşını etkileyen pek çok faktör vardır. Bunlar; kilo, sigara ve alkol kullanımı, kronik hastalıklar, geçirilen ameliyatlar, radyoterapi veya kemoterapi tedavisi görülmesi, yüksek stres ile doğum sayısıdır.&nbsp;

Menopoz döneminde adet olunmadığı için kirli kan atılmaz. YANLIŞ!

DOĞRUSU: Kadınların adet&nbsp; döneminde kanamalarının olmasıyla kirli kandan kurtulduklarını düşünüp rahatladıklarından bahseden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Hüsnü Görgen, şunları söylüyor: “Adet, rahim içi dokusunun yumurtalıklardan salgılanan hormonlarla kalınlaşarak her ay gebelik için hazırlanması anlamına geliyor; gebe kalınmazsa rahim içi dokusu adet kanaması ile atılıyor, yenisi için tekrar kalınlaşıyor. Menopoz sonrası yumurtalıklar hormon salgılamadıkları için adet kanaması da olmuyor. Dolayısıyla menopoz döneminde kanamanın olmaması doğal bir sonuçtur ve endişe edilmemelidir”.&nbsp;&nbsp;

&nbsp;

&nbsp;

&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ordumanset.net/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[“Menopoza girmek istemiyorum” diyenler dikkat! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 15 Aug 2024 20:35:44 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ordumanset.net/images/haber/menopoza-girmek-istemiyorum-diyenler-dikkat-233644-20240815.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ordumanset.net/images/haber/menopoza-girmek-istemiyorum-diyenler-dikkat-233644-20240815.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.ordumanset.net/images/haber/menopoza-girmek-istemiyorum-diyenler-dikkat-233644-20240815.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Sünnet işlemi mutlaka ehil kişiler tarafından yapılmalı!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ordumanset.net/haber-sunnet-islemi-mutlaka-ehil-kisiler-tarafindan-yapilmali-20312.html</guid>
                    <link>https://www.ordumanset.net/haber-sunnet-islemi-mutlaka-ehil-kisiler-tarafindan-yapilmali-20312.html</link>
                    <description><![CDATA[Sünnet işlemi en iyi şartlarda yapılsa bile bazı sorunlar görülebileceğini belirten uzmanlar, bu sorunların erken veya geç dönemde görülebileceğine dikkat çekiyor.

]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Sünnet işlemi en iyi şartlarda yapılsa bile bazı sorunlar görülebileceğini belirten uzmanlar, bu sorunların erken veya geç dönemde görülebileceğine dikkat çekiyor.

Sünnet sonrası şişlik ve ağrı yaşanmasının normal olduğunu dile getiren Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Murat Koca, “Ancak, bu ağrı şiddetli ise, çok fazla şişme yapıyorsa veya şekil değişikliği, renk değişiklikleri gibi durumlar gözleniyorsa dikkat edilmelidir.” uyarısında bulundu.

Merdiven altı olarak tabir edilen, işin ehli olmayan kişiler tarafından yapılan sünnetlerde ise tüm komplikasyonların ortaya çıkabileceğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Murat Koca, “Bu tür sünnetler, penis ucunda hasara, enfeksiyonlara, kanamalara veya yaralanmalara neden olabilir. Sünnet işlemi mutlaka ehil kişiler tarafından yapılmalıdır.” dedi.

Kayseri’de 7 yaşındaki bir çocuğun kaçak sünnet nedeniyle cinsel organını kaybetmesi sonucu dikkatler yetkisiz kişilerce yapılan sünnet işlemine çevrildi.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Murat Koca, sünnet işleminde oluşabilecek sorunlara değindi ve sünnet işleminin işin ehli kişiler tarafından yapılması gerektiğini vurguladı.

“En iyi şartlarda bile bazı sorunlar ortaya çıkabilir”&nbsp;

Sünnet, işleminin işin ehli kişiler tarafından yapılmasının önemine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Murat Koca, “En iyi şartlarda bile bazı sorunlar ortaya çıkabilir. Bu sorunlar arasında kanama, enfeksiyon ve skar dokusu veya nedbe dokusu oluşumu yer alabilir.” dedi.

Sünnet işleminin neden olabileceği sorunların erken ve geç dönem olarak ikiye ayrıldığını ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Murat Koca sözlerini şöyle sürdürdü:

“Erken dönemde, sünnet sonrası kanama, enfeksiyon, peniste yaralanma, idrar çıkış kanalında yağlanma ve fazla deri alınması gibi problemler görülebilir. Geç dönemde ise idrar çıkış yolunda darlık veya yapışıklık, nedbe dokusu nedeniyle daralma, şekil bozukluğu, derinin uzun ya da kısa bırakılması ve yara iyileşmesinde bozukluk gibi sorunlar ortaya çıkabilir. Ayrıca, fistül adı verilen bazı takıntılı hadiseler de meydana gelebilir. Çocuğun psikolojik olarak etkilenmesi de önemli bir konudur ve bu da psikolojik sorunlara yol açabilir.”

Fazla ödem ve kanama varsa, bu durum sorun olduğunu gösterir!&nbsp;

Sünnet sonrası şişlik ve ağrı yaşanmasının normal olduğunu dile getiren Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Murat Koca, “Ancak, bu ağrı şiddetli ise, çok fazla şişme yapıyorsa veya şekil değişikliği, renk değişiklikleri gibi durumlar gözleniyorsa dikkat edilmelidir.” uyarısında bulundu.

Ağrının kişinin ağrı eşiğine bağlı olarak farklılık gösterebileceğini ve bir miktar şişlik oluşabileceğini de sözlerine ekleyen Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Murat Koca, şöyle devam etti:

“Fazla ödem ve kanama varsa, bu durum sorun olduğunu gösterir ve tedavi gerektirir. Kanama varsa, durdurulmalı; enfeksiyon varsa, tedavi edilmelidir. Peniste bir yaralanma varsa, ehil kişiler tarafından yapılan cerrahi müdahalelerle düzeltilmelidir. Ayrıca, deri fazla bırakıldıysa veya şekil bozukluğu oluştuysa, bu durumların düzeltilmesi için ikinci bir sünnet veya cerrahi müdahale gerekebilir.”

“Uygun şartlar sağlanırsa yenidoğan sünneti yapılabilir”

Yenidoğan sünnetine de değinen Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Murat Koca, “Yenidoğan sünnetinin artıları arasında, ileride yaşanabilecek sorunların önlenmesi, çocuğun psikolojik olarak etkilenmemesi ve iyileşmenin daha hızlı olması yer alır. Enfeksiyon riski de daha düşüktür. Ancak, penisin doğumsal anomalileri gibi durumlar, hipospadias veya epispadias gibi doğumsal kusurların tespit edilmesi gerekir. Ayrıca, ailenin genetik hastalıkları göz önünde bulundurulmalı ve kan tahlilleri yapılmalıdır. Yenidoğan sünneti, uygun şartlar sağlandığında yapılabilir.” dedi.

Sünnet işleminde ideal yaşın genellikle 4 yaşına kadar veya 7 yaşından sonrası olarak tavsiye edildiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Murat Koca, “Özellikle 4 ile 6 yaş arası çocuklar, psikolojik olarak daha fazla etkilenebilir, bu yüzden uyutularak yapılması tercih edilir.” şeklinde konuştu.

Yetkisiz kişilerce yapılan sünnetlerde olası tüm sorunlar görülebilir&nbsp;

Merdiven altı olarak tabir edilen, işin ehli olmayan kişiler tarafından yapılan sünnetlerde ise olası tüm komplikasyonların ortaya çıkabileceğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Murat Koca, “Bu tür sünnetler, penis ucunda hasara, enfeksiyonlara, kanamalara veya yaralanmalara neden olabilir. Bu yüzden sünnet işlemi mutlaka ehil kişiler tarafından yapılmalıdır ve küçük bir tetkik veya kan tahlili yapılması gereklidir. Ailelerin bu konuda dikkatli olması ve sünnet öncesi gerekli analizlerin yapılması önemlidir.” diyerek sözlerini tamamladı&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ordumanset.net/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Sünnet işlemi mutlaka ehil kişiler tarafından yapılmalı! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 15 Aug 2024 20:33:41 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ordumanset.net/images/haber/sunnet-islemi-mutlaka-ehil-kisiler-tarafindan-yapilmali-233519-20240815.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ordumanset.net/images/haber/sunnet-islemi-mutlaka-ehil-kisiler-tarafindan-yapilmali-233519-20240815.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.ordumanset.net/images/haber/sunnet-islemi-mutlaka-ehil-kisiler-tarafindan-yapilmali-233519-20240815.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Göz Kapağı Ameliyatları Yaygınlaşıyor]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ordumanset.net/haber-goz-kapagi-ameliyatlari-yayginlasiyor-20311.html</guid>
                    <link>https://www.ordumanset.net/haber-goz-kapagi-ameliyatlari-yayginlasiyor-20311.html</link>
                    <description><![CDATA[Göz kapağı ameliyatlarının son yıllarda giderek yaygınlaştığını belirten Kaşkaloğlu Göz Hastanesi hekimlerinden Prof. Dr. Ayşe Yağcı, bu operasyonun hem sağlık hem de kozmetik nedenleriyle tercih edildiğini söyledi.

]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Göz kapağı ameliyatlarının son yıllarda giderek yaygınlaştığını belirten Kaşkaloğlu Göz Hastanesi hekimlerinden Prof. Dr. Ayşe Yağcı, bu operasyonun hem sağlık hem de kozmetik nedenleriyle tercih edildiğini söyledi.

Şikayetlerin çoğunlukla yaşa bağlı veya doğuştan gelen yapısal bozukluklar nedeniyle estetik kaygılar ve torbalanma üzerine olduğunu dile getiren Prof. Dr. Yağcı, blefaroplasti (göz kapağı estetiği) ameliyatları ile tedavi gerçekleştirildiğini ifade etti.

GÖZ KAPAĞININ İŞLEVSELLİĞİ DÜZELTİLİYOR

Göz kapağı ameliyatları hakkında bilgi veren Prof. Dr. Ayşe Yağcı: “Bu operasyon sadece estetik kaygılarla değil görmenin iyileştirilmesi amacıyla da yapılabilmektedir. Göz kapağı sarkması veya torbalanması gözün normal açılmasını veya kapakların tamamen kapanmasını engelleyebilir. Bu durumda ameliyat ile görme alanını açarak veya göz kapaklarının işlevselliğini düzelterek görme iyileştirmesi sağlayabilir.Özellikle üst göz kapağının sarkması bazı durumlarda göz kuruluğu veya gözde yorgunluğa neden olabilir. Bu durumda yine ameliyat ile, göz kapağının işlevselliği düzeltilerek göz sağlığını korumak amaçlanır. Doğuştan gelen anomaliler, göz kapağı anormallikleri veya yapısal bozukluklar nedeniyle yapılan ameliyatlar, göz kapağının doğru şekilde işlev görmesini sağlar” diye konuştu.

Prof. Dr. Yağcı şöyle devam etti: “ Ameliyatın amacı genellikle hastanın görünümünü iyileştirmek veya göz sağlığını korumak olarak özetlenebilir. Göz kapağı ameliyatları uzman bir doktor tarafından yapılır ve kişinin bireysel durumuna ve ihtiyaçlarına göre belirlenen bir tedavi planı doğrultusunda gerçekleştirilir”

&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ordumanset.net/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Göz Kapağı Ameliyatları Yaygınlaşıyor - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 15 Aug 2024 20:32:21 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ordumanset.net/images/haber/goz-kapagi-ameliyatlari-yayginlasiyor-233321-20240815.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ordumanset.net/images/haber/goz-kapagi-ameliyatlari-yayginlasiyor-233321-20240815.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.ordumanset.net/images/haber/goz-kapagi-ameliyatlari-yayginlasiyor-233321-20240815.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[İnternet kullananlar dikkat! ]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ordumanset.net/haber-internet-kullananlar-dikkat-20310.html</guid>
                    <link>https://www.ordumanset.net/haber-internet-kullananlar-dikkat-20310.html</link>
                    <description><![CDATA[Akıllı telefonlarla birlikte milyarlarca bilgi parmaklarımızın ucundayken, bunca veriye maruz kalmanın hem bireysel hem de sosyal açıdan etkileri giderek büyüyor.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Akıllı telefonlarla birlikte milyarlarca bilgi parmaklarımızın ucundayken, bunca veriye maruz kalmanın hem bireysel hem de sosyal açıdan etkileri giderek büyüyor. İncelediği araştırmalardan hareketle internet başta olmak üzere, gün boyunca bilgiye maruz kalmanın, zamanla psikolojik yük haline geldiğine&nbsp; işaret eden B2Press, bilgi yükünün etkilerini, bununla mücadele etmenin yollarını açıkladı.&nbsp;

Dijital platformların ve teknolojinin hayatımızın önemli bir parçası haline gelmesiyle birlikte çağın en dinamik dönemlerinden birine tanık olunuyor. Ancak, akıllı telefonlarla birlikte milyarlarca bilgi parmaklarımızın ucundayken, bunca veriye maruz kalmanın hem bireysel hem de sosyal açıdan etkileri de giderek artıyor. İncelediği bilimsel araştırmalardan hareketle, gün boyunca bilgi edinmenin zamanla psikolojik yük haline geldiğini belirten Online PR Servisi B2Press ise bilgi yükünün etkilerini, bununla mücadele etmenin yollarını açıkladı.&nbsp;

Aşırı bilgi yükü, duygusal ve bilişsel bozukluğa yol açıyor

İnternet, hem bireylerin hem de ekonomilerin önemli bir parçası haline gelirken, bilgi akışına yön vererek dünyanın dört bir yanındaki insanların paylaşım şeklini dönüştürmeye devam ediyor. B2Press’in aktardığı bilgilere göre, 2023 itibarıyla küresel nüfusun üçte ikisinin internet kullanıcısı olduğu bir çağda, her yaştan kişinin interneti kullanmasının en yaygın nedeninin bilgi edinmek olduğu görülüyor. Ancak, dijital çağın en büyük güçlerinden biri olan bilgi, aşırı yüklenmeye yol açtığı zaman, yalnızca duygusal ve bilişsel olumsuz etkilerin yanı sıra ekonomiyi de sarsıyor.&nbsp;

Bilgi yükü, Romanya’nın bir yıllık geliri kadar zarara neden oluyor

B2Press’in analiz ettiği araştırmalar kapsamında ekonomistler, kişisel ve toplumsal düzeyde oluşan bilgi yükünün dünya çapında yaklaşık 1 trilyon dolarlık zarar yarattığını öne sürüyor. Bu rakam, Romanya’nın 2023’te 962,83 milyar dolar olan GSYİH’sına eşit. Bunun temelinde bireylerin psikolojisindeki negatif duygulardan farklı alanların dolaylı olarak etkilenmesi bulunuyor. Bilgi yükünden duygusal sağlığı bozulan bireylerin iş performansının düşüşe geçtiği izlenirken, uzmanlar disiplinlerarası bu etkileşimin incelenmesi için daha fazla araştırma yapılması gerektiğine dikkat çekiyor. Öyle ki aşırı bilgi yükünün her zamankinden daha fazla ciddiye alınması gerektiği, çünkü dönemin en büyük sorunu olduğu iddia ediliyor.&nbsp;

Bilgi yükü, üretkenliği ve performansı azaltıyor

“Bireylerin çok fazla bilgi aldıklarını hissettikleri, görevlerini yerine getirme yeteneklerini engelleyen olumsuz bir psikolojik durum” şeklinde tanımlanan aşırı bilgi yüklenmesinin çıktılarını araştıran Online PR Servisi B2Press’in aktardıklarına göre, dijitalleşmenin odağında gelişen böylesi bir durum pek çok başka sonucu da beraberinde getiriyor. İş ve çalışma ortamlarında verimliliğin, üretkenliğin azalması ilk sıralarda yer alırken; öğrencilerde de benzer bulgulara rastlanıyor. Bilgi yükünün öğrencilerde unutkanlık, kararsızlık ve konsantrasyon eksikliği ile doğrudan bağlantılı olduğu kaydediliyor. Üstelik, tüm bu sonuçlarla birlikte bireylerin olay ya da durumlara karşı öfke gibi aşırı tepki içeren davranışlarda bulunma eğilimi sergilediği görülüyor. Bilgi yüküyle başa çıkmak için ise yeni bilgilerle karşılaşıldığında filtrelemek, bilgi kaynakları konusunda seçici olmak, önemli bilgilere öncelik vermek gibi adımların psikolojik ya da bilişsel olumsuz etkilerin engelleyebileceğine işaret ediliyor. Ayrıca, maruz kalınan bilgileri sınıflandırmak, zihin haritaları oluşturmak gibi yöntemlerin de iyileştirici gücü olabileceği belirtiliyor.&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ordumanset.net/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[İnternet kullananlar dikkat!  - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 15 Aug 2024 20:30:32 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ordumanset.net/images/haber/internet-kullananlar-dikkat-233139-20240815.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ordumanset.net/images/haber/internet-kullananlar-dikkat-233139-20240815.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.ordumanset.net/images/haber/internet-kullananlar-dikkat-233139-20240815.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[“Evcil hayvan, ruh sağlığına iyi geliyor”]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ordumanset.net/haber-evcil-hayvan-ruh-sagligina-iyi-geliyor-20269.html</guid>
                    <link>https://www.ordumanset.net/haber-evcil-hayvan-ruh-sagligina-iyi-geliyor-20269.html</link>
                    <description><![CDATA[Medical Park Ordu Hastanesi Psikoloji Bölümü’nden Psikolog İrem Naz Kırım evcil hayvanların ruh sağlığı üzerindeki olumlu etkileri ile ilgili açıklamalarda bulundu.
]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ 
Hayvanlarla ilgilenmenin birçok kişi için oldukça doğal ve pozitif bir durum olduğunun altını çizen Psikolog İrem Naz Kırım, “Hayvanlar sadakatleri, koşulsuz sevgileri ve anlayışları ile insanlar üzerinde derin bir etki bırakabilirler. Bu bağlanmanın olumlu yönleri arasında stres azaltma, depresyon ve anksiyeteyi hafifletme, yalnızlığı gidermek ve genel olarak ruh sağlığını iyileştirme sayılabilir” dedi.
Medical Park Ordu Hastanesi Psikoloji Bölümü’nden Psikolog İrem Naz Kırım evcil hayvanların ruh sağlığı üzerindeki olumlu etkileri ile ilgili açıklamalarda bulundu.
“Evcil hayvan sahiplerinin tansiyon ve kolesterolü daha düşük oluyor”
Evcil hayvanların özellikle depresyon ve anksiyete yaşayan kişiler için önemli bir destek kaynağı olabileceğinin altını çizen Psikolog Kırım; “Onlar, sahiplerine koşulsuz sevgi ve bağlılık sunar, bu da kişinin kendini değerli ve kabul edilmiş hissetmesine yardımcı olur. Harvard Tıp Okulu'nun bir yayını, evcil hayvan sahiplerinin daha düşük tansiyona, daha düşük kolesterol seviyelerine ve daha az stres hormonu kortizol seviyelerine sahip olduğunu belirtir. American Heart Association, evcil hayvan sahipliğinin kalp sağlığına iyi geldiğini ve kalp hastalığı riskini azalttığını öne sürer. Centers for Disease Control and Prevention (CDC), evcil hayvan sahiplerinin daha düşük stres seviyelerine ve artan fiziksel aktiviteye sahip olduğunu belirtir.” Şeklinde konuştu.&nbsp;
“Stres ve anksiyeti azaltıyor, depresyonu hafifletiyor”
Evcil hayvanlarla etkileşimin, stres hormonu olan kortizol seviyesini düşürebildiğinin altını çizen Psikolog Naz Kırım; “Aynı zamanda, oksitosin ve serotonin gibi iyi hissetme hormonlarının salınımını artırabilir. Bu hormonlar, kişinin rahatlamasına ve huzur bulmasına yardımcı olur. Örneğin, bir köpeği sevmek veya onunla oyun oynamak, kişinin anksiyete seviyelerini düşürebilir. Evcil hayvanlar, sahibine koşulsuz sevgi ve kabul sunar, bu da depresyon belirtilerini hafifletmeye yardımcı olabilir. Bir evcil hayvanla ilgilenmek, sorumluluk duygusu geliştirir ve günlük bir rutin sağlar, bu da depresif düşünceleri azaltabilir” ifadelerini kullandı.
“Yalnızlık ve sosyal izolasyonun azalmasına yardımcı oluyor”
Evcil hayvanların, yalnızlık hissini azalttığını ve sosyal etkileşim fırsatları sunduğunu söyleyen Psikolog Kırım, şu bilgileri paylaştı:
“Köpek gezdirmek gibi aktiviteler, kişinin yeni insanlarla tanışmasına ve sosyal bağlantılar kurmasına yardımcı olabilir. Psikologlar, özellikle yaşlılar ve sosyal izolasyon yaşayan kişiler için evcil hayvanların önemli bir sosyal destek kaynağı olduğunu vurgular. Evcil hayvanlarla kurulan duygusal bağ, empati ve şefkat duygularını artırabilir. Çocukların hayvanlarla büyümesi, duygusal zeka gelişimine katkıda bulunabilir ve empati yeteneklerini güçlendirebilir.”

&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ordumanset.net/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[“Evcil hayvan, ruh sağlığına iyi geliyor” - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 25 Jul 2024 06:58:13 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ordumanset.net/images/haber/evcil-hayvan-ruh-sagligina-iyi-geliyor-095839-20240725.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ordumanset.net/images/haber/evcil-hayvan-ruh-sagligina-iyi-geliyor-095839-20240725.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.ordumanset.net/images/haber/evcil-hayvan-ruh-sagligina-iyi-geliyor-095839-20240725.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Otizmli bireylerde duyusal hassasiyetler uyku kalitesini etkiliyor ]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ordumanset.net/haber-otizmli-bireylerde-duyusal-hassasiyetler-uyku-kalitesini-etkiliyor-20246.html</guid>
                    <link>https://www.ordumanset.net/haber-otizmli-bireylerde-duyusal-hassasiyetler-uyku-kalitesini-etkiliyor-20246.html</link>
                    <description><![CDATA[Otizmli bireylerde farklı nedenlerle ortaya çıkabilen uyku sorunları, sadece kişinin değil ailesinin günlük yaşamını da doğrudan etkiliyor. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Otizmli bireylerde farklı nedenlerle ortaya çıkabilen uyku sorunları, sadece kişinin değil ailesinin günlük yaşamını da doğrudan etkiliyor. Yataş Uyku Kurulu Üyesi Uzman Fizyoterapist Yonca Görgül, otizm ve uyku arasındaki ilişkiyi, uyku sorunlarının nedenlerini ve otizmli bireyler için kaliteli uykuya ulaşmanın yollarını anlatıyor.

&nbsp;

Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB), sosyal etkileşimde, iletişimde ve davranışlarda zorluklarla karakterize edilen gelişimsel bir bozukluk olarak tanımlanıyor. Otizmli bireylerde sıklıkla karşılaşılan sorunlardan birinin de uyku problemleri olduğuna dikkat çeken Yataş Uyku Kurulu Üyesi Uzman Fizyoterapist Yonca Görgül, otizmli bireylerde uyku sorunlarının nedenlerini şöyle sıralıyor:&nbsp;

&nbsp;

Melatonin Üretimindeki Bozukluklar: Melatonin, vücudun biyolojik saatini düzenleyen bir hormondur. Otizmli bireylerde melatonin üretimi ve salınımında düzensizlikler görülebilir, bu da uykuya dalmayı zorlaştırabilir.
Duyusal Hassasiyetler: Otizmli bireyler, çevresel ve vücuttan gelen duyusal uyaranlara karşı aşırı duyarlı olabilirler. Bu hassasiyetler, sesler, ışıklar, koku veya dokular gibi faktörlerin uykuya geçişi zorlaştırmasına neden olabilir.
Rutin Değişiklikleri: Otizmli bireyler, günlük rutinlerinde değişikliklere karşı hassas olabilirler. Uyku rutininin değişmesi, uyku kalitesini olumsuz etkileyebilir.
Anksiyete ve Stres: Otizmli bireylerde yaygın olarak görülen anksiyete ve stres, uykuya dalmayı ve uykuda kalmayı zorlaştırabilir.
Sağlık Sorunları: Gastrointestinal sorunlar, epilepsi veya diğer sağlık sorunları da uyku kalitesini etkileyebilir.
&nbsp;

Giyilebilir teknolojiler otizmli bireylerin uyku sorunlarına yönelik kişisel çözümler sunuyor&nbsp;

Otizmli bireylerdeki uyku sorunlarının sadece kişiyi değil ailesinin günlük yaşamını da etkilediğini söyleyen Uzm. Fzt. Görgül, uyku sorunlarının üstesinden gelmenin otizmli bireylerin genel sağlık ve yaşam kalitesini artırmak için kritik öneme sahip olduğunun altını çiziyor. Bu alandaki güncel araştırmalar ve teknolojik yeniliklerin gelecekte daha etkili çözümler sunma konusunda umut vadettiğini belirten Uzm. Fzt. Görgül, “Otizm ve uyku ilişkisi üzerine son dönemde yapılan bir araştırma, otizmli çocuklarda melatonin düzeylerinin ölçülmesi ve melatonin takviyelerinin etkinliğinin değerlendirilmesi üzerine odaklanmıştır. Bu araştırma, melatonin takviyelerinin doğru kullanıldığında uyku kalitesini önemli ölçüde artırabileceğini gösteriyor. Ayrıca, dijital sağlık teknolojilerinin uyku takibi ve yönetiminde nasıl kullanılabileceğine dair yenilikler, örneğin; giyilebilir uyku takip cihazları ve mobil uygulamalar, otizmli bireylerde uyku düzenlerinin izlenmesini ve optimize edilmesini sağlıyor. Bu tür teknolojilerin, otizmli bireylerin uyku sorunlarına yönelik kişiselleştirilmiş çözümler sunma potansiyeli bulunuyor. Ancak verilen stratejilerin tam anlamıyla yerini bulması için kişiselleştirilmiş bir programın bir ergoterapist ya da duyu bütünleme eğitimi almış bir fizyoterapist tarafından hazırlanması büyük önem taşıyor” diyor.

&nbsp;

Otizmli bireylerde duyusal hassasiyetleri azaltacak yatak ve yastıklar tercih edilmeli

Otizmli bireylerin daha kaliteli bir uyku deneyimi yaşayabilmesi için düzenli uyku rutinleri oluşturmanın önemine dikkat çeken Uzm. Fzt. Görgül, her gece aynı saatte yatmak ve sabah aynı saatte kalkmak, vücudun biyolojik saatini düzenlemeye yardımcı olabileceğini söylüyor. Uyku öncesi rutinlerin, kitap okuma, sıcak bir banyo gibi rahatlatıcı aktivitelerle desteklenmesinin de faydalı olabileceğini belirtiyor. “Uyku ortamının çocuğun duyusal profiline uygun olacak şekilde sessiz, karanlık olması oda sıcaklığının optimal seviyede olması, yatak, yastık ve çarşaf seçiminin yine uygun dokularda olması önemlidir” diyen Uzm. Fzt. Görgül, duyusal hassasiyetleri azaltacak yatak ve yastıklar tercih edilmesi gerektiğini ifade ediyor. Otizmli bireylerde doktor kontrolünde, melatonin takviyeleri kullanılabileceğini de anlatan Uzm. Fzt Görgül, önerilerini şöyle sürdürüyor: “Otizmli bireylerde duyusal entegrasyon terapisi gibi yöntemler, duyusal hassasiyetleri azaltarak uyku kalitesini artırabilir. Bu tür terapiler, bir ergoterapist veya ayres duyu bütünleme eğitimi almış bir fizyoterapist tarafından uygulanabilir. Anksiyete ve stresi azaltmak için gevşeme teknikleri, mindfulness ve derin nefes alma egzersizleri gibi yöntemler kullanılabilir. Ayrıca uyku sorunlarının altında yatan sağlık sorunları (örneğin, gastrointestinal problemler veya epilepsi) varsa, bunların tedavi edilmesi uyku kalitesini iyileştirebilir.”
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ordumanset.net/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[Otizmli bireylerde duyusal hassasiyetler uyku kalitesini etkiliyor  - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 11 Jul 2024 08:29:55 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ordumanset.net/images/haber/otizmli-bireylerde-duyusal-hassasiyetler-uyku-kalitesini-etkiliyor-113053-20240711.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ordumanset.net/images/haber/otizmli-bireylerde-duyusal-hassasiyetler-uyku-kalitesini-etkiliyor-113053-20240711.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.ordumanset.net/images/haber/otizmli-bireylerde-duyusal-hassasiyetler-uyku-kalitesini-etkiliyor-113053-20240711.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[BİPOLAR BOZUKLUKTA MANİ DÖNEME DİKKAT!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.ordumanset.net/haber-bipolar-bozuklukta-mani-doneme-dikkat-20245.html</guid>
                    <link>https://www.ordumanset.net/haber-bipolar-bozuklukta-mani-doneme-dikkat-20245.html</link>
                    <description><![CDATA[Yapılan çalışmalar bipolar bozukluk hastalığının dikkat eksikliği, hiperaktive, anksiyete, algılanan stres ve dürtüsel davranış bozuklukları, alkol ve madde bağımlılığı ile ilişkili olduğunu göstermektir.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Yapılan çalışmalar bipolar bozukluk hastalığının dikkat eksikliği, hiperaktive, anksiyete, algılanan stres ve dürtüsel davranış bozuklukları, alkol ve madde bağımlılığı ile ilişkili olduğunu göstermektir. Bipolar bozukluk, ataklar dışında kişinin normal hayatını sürdürebildiği bir hastalıktır. Tedavi süresinde amaç atakların önceden oluşmasını engellemektir. Hastalık her yaşta görülebilir ancak 10’lu yaşların sonu, 20’li yaşların başlarında genellikle başlamaktadır. Kadın ve erkekte eşit oranda görülmektedir. Geçirilen yoğun ve stresli dönemler, cinsel ve duygusal bir istismar, bir ilişkinin bitişi, yakın birisinin kaybı ya da beyin travmaları tetikleyici faktörler arasında yer alır. Uykusuzluk, çocukluk çağındaki dikkat eksikliği ve hiperaktivite, beyinde kimyasal dengesizliklerin olması durumlarında risk daha yüksektir. Kişilerde en çok bipolar bozukluk mani dönemde belirti vermekte ve kişide geri dönüşü olmayan sonuçlara sebep olabilmektedir. Memorial Diyarbakır Hastanesi Klinik Psikolog Tülinay Seçkin, bipolar bozukluk ve mani dönem hakkında bilgi verdi.&nbsp;

&nbsp;

Uzman yardımı çok önemli&nbsp;

&nbsp;

Bipolar, diğer adıyla iki uçlu duygu durum bozukluğu kişinin duygu durumu başta olmak üzere; sosyal ve kişisel hayatındaki aktivitelerinde bozulmalara neden olan bir psikolojik hastalıktır. DSM-5’ e göre bipolar bozukluğun 3 tipi bulunmaktadır. Bipolar-1 bozukluk, bipolar-2 bozukluk ve siklotimi bozukluk olarak 3 gruba ayırılabilmektedir. Bipolar-1 bozukluk genellikle hasta manik bir dönem geçirirse tanı olarak konur. Bu tanı, hastanın hayatı boyunca manik, hipomanik, depresif ya da karma dönemler geçirebileceğini, bu dönemlerin süresinin belirsiz aralarla tekrarlayacağını gösterebilmektedir. Bipolar-2 bozuklukta yalnızca manik depresif ve hipomanik dönemler geçirilmektedir. Mani ve karma nöbetler bulunmamaktadır. Siklotimide ise hasta, hipomanik ve majör depresif boyuta ulaşmayan daha hafif depresif belirtiler gösterir ancak bunlar sürekli yineler, hastanın normal kaldığı dönemler ya yoktur ya da iki aylık süreyi geçmemektedir. Mani döneminde, taşkın ya da asabi duygu durumu, enerji ve etkinliklerinde artma, hızlı ve basınçlı konuşma, hızlı uçuşan düşünceler, uyku azlığı, öz güvende artış, dikkat dağınıklığı, alkol ve madde kullanımında artış, dikkatsiz cinsel hayatı, kontrolsüz para harcama gibi belirtiler gösterilmektedir. Depresif ve çökkünlük döneminde ise yukarıdaki belirtilerin tam tersini gösterilebilmektedir. Depresif dönemde hastada mutsuzluk, karamsarlık, öz güvende azalma, değersiz hissetme, abartılı suçluluk veya pişmanlık duyguları, yaptığı işlerden zevk alamama, uykusuzluk gibi değişiklikler, ölüm ve intihar düşünceleri görülebilmektedir. Karma dönem ise manik ve depresif belirtilerin karışık bulunduğu dönemdir. Örneğin hasta çok konuşup düşünce uçuşması yaşarken, bunun yanında suçluluk ve öz kıyım düşünceleri de bulunabilmektedir.&nbsp;

&nbsp;

Mani dönemde oluşan belirtiler&nbsp;

&nbsp;

Mani döneminde yoğun ve taşkın bir duygu ya da asabiyetin diğer belirtilere eşlik ettiği görülür. Uçuşan düşünceler, yüksek sesle sürekli akışkan açıklamalar, zaman zaman sözcük oyunları, şakalar, kafiyeli konuşmalarla birlikte kendine aşırı bir güven, aşırı konuşkan olma, konudan konuya hızlı geçme, aşırı harcamalar ve dikkatsiz araba kullanımı, tedbirsiz cinsel ilişkilere girme, aşırı enerjik olma ve hızlı bir şekilde öfkelenme gibi belirtiler görülür. Aile öyküsünde bipolar bozukluk olması, özellikle ebeveynlerin 21 yaş öncesi bipolar bozukluk tanısı alması, genetik faktörler, uyarıcı maddelerin kullanılması, yoğun stres bipolar bozukluğu tetiklemektedir. Duygu durum dengeleyici ilaçlar bu açıdan önemlidir. Atak dönemlerinde eğer depresif dönemdeyse hasta genellikle anti depresanlarla duygu durum düzenleyici ilaçlarla tedavi sağlayabilir, manik dönemde psikotik belirtiler varsa antipsikotik ilaçlardan yararlanılmaktadır. Buna ek olarak hasta bilişsel davranışçı terapinin psikoeğitiminden faydalanabilmektedir. Psikoeğitim içeriği, hastanın sorun çözme, işlevsellik kazanma ve duygu durumu ölçümü üzerine etkili olmaktadır. İntihar oranlarının riski de bu dönemde yüksektir. Ataklar en az 1 yıl süren iş kaybına ve işlevsel bozulmalara yol açabilir. Bipolar bozuklukta kişinin ailesinin ve yakınlarının desteği çok önemlidir.&nbsp;

&nbsp;

Bipolar bozukluğu önlemek için bu noktalar önemli

&nbsp;

Stresli ortamlardan uzak durulmalı, düzenli ve yeterli uyku uyunmalı, düzenli olarak egzersizler yapılmalı, öfke kontrolüne dair egzersizler öğrenilmeli, sağlıklı ve dengeli bir beslenme düzeni oluşturulmalı, alkolden uzak durulmalıdır. Ataklar, olağandışı neşe, coşku, çabuk tepki verme, dışa vurulan duygularda abartılı artış, unutkanlık, enerji azlığı, cinsel istekte ve alkol kullanımında artış gibi belirtiler mani dönemine ait atak belirtileri iken, unutkanlık, enerji azlığı, zevk alamama, umutsuz ve karamsar olma, ölüm ya da intihar düşünceleri ise depresif döneme ait atak belirtileridir. Yeterli ve düzenli uyumak, ani uyku değişikliklerinden kaçınmak, doktordan habersiz ilacı kesmemek, dengeli ve sağlıklı beslenmek, stresli ortamlardan kaçınmak ve düzenli egzersiz yapmak, doktor kontrollerini aksatmamak, alkolden uzak durmak atağa iyi gelebilecek önlemler arasındadır. Hastalık genel olarak tekrarlayıcı bir hastalıktır. Koruyucu ilaçların uzun süre kullanılması ve hastalık hakkında hastanın bilgi sahibi olması gerekmektedir. Tekrarlayan ataklarında hastanın doktora başvurması, hastalığın gidişatını olumlu yönde etkilemektedir.&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;

&nbsp;

&nbsp;

&nbsp;
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.ordumanset.net/saglik-haberleri">Sağlık</category><dc:creator><![CDATA[BİPOLAR BOZUKLUKTA MANİ DÖNEME DİKKAT! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 11 Jul 2024 08:27:33 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.ordumanset.net/images/haber/bipolar-bozuklukta-mani-doneme-dikkat-112859-20240711.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.ordumanset.net/images/haber/bipolar-bozuklukta-mani-doneme-dikkat-112859-20240711.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.ordumanset.net/images/haber/bipolar-bozuklukta-mani-doneme-dikkat-112859-20240711.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item></channel></rss>