Her Kim Bu Memlekette İş Yapıyor ve Kazanıyorsa; Bu Memlekete ve İnsanına da Borçlandığını Asla Unutmamalıdır
Her Kim Bu Memlekette İş Yapıyor ve Kazanıyorsa; Bu Memlekete ve İnsanına da Borçlandığını Asla Unutmamalıdır
Her Kim Bu Memlekette İş Yapıyor ve Kazanıyorsa; Bu Memlekete ve İnsanına da Borçlandığını Asla Unutmamalıdır
Her Kim Bu Memlekette İş Yapıyor ve Kazanıyorsa; Bu Memlekete ve İnsanına da Borçlandığını Asla Unutmamalıdır
Yüksel Bey, kaç yıldır bu sektörün içerisindesiniz, mesleğe nasıl başladınız?
Yaklaşık 40 yıldır bu sektörde hizmet vermekteyiz, ticaret bize dededen ve babadan kalma 1975 yılında toptanla ticarete başladık, bu güne kadar da devam ediyoruz, rahmetli dedemden rahmetli babamdan bu yana gelen bir ticaret, gıda toptancılığı olarak başladık ve bu şekilde de devam ediyoruz. Ben 1990 yılından bu yana fiilen ticaretin içerisindeyim, okul yıllarında başlamıştım, eğitimimi tamamladıktan sonra da fiilen mesaimi işimize harcadım. O gün bu gündür de ticaretin içerisindeyiz, devam ediyoruz, çok şükür bugünlere kadar geldik. Allah izin verirse de devam edeceğiz etmeye gayret edeceğiz.2010 yılında da Çaykur bayiliğini aldık ve bünyemize katarak şirketimizi bir adım daha ileriye götürmek için hep birlikte gayret ederek çalışıyoruz.
Oldukça eski bir esnafsınız, eski yıllarla bugün arasında, ne fark görüyorsunuz ticaret anlamında, eksiden nasıldı bu güne kıyaslarsanız?
Ticaret genel anlamda 90’lı yıllara göre daha zorlaştı ve rekabet çoğaldı. Eskiden selamla ve sözle alış veriş yapılırken, günümüzde çekle bile neredeyse alışveriş yapmaya kokar olduk. Eskiye göre karlılıklar çok düştü,90’lı yıllarda oldukça fazla toptancı varken, bugün bu sayı 3-5 civarına kadar düştü. O zamanları inanın özlüyor ve her geçen gün zorlaşan piyasa koşullarında mevcut sermayeyi nasıl koruyabiliriz in kaygısını taşımaya başladık. Bu sadece benim düşüncem değil, bu sektördeki arkadaşlarım da aynı görüş ve düşünce içerisindeler
Yüksel bey peki neden bu kadar zorlaştı ticaret, bu sektör neden zor durumda sizce?
Sıkıntı şu Ordu’da gereğinden fazla aynı iş kolunun olması ve ulusal sermayelerin de son zamanlarda Ordu’da oldukça kontrolsüz ve çok sayıda artmasından dolayı. Bence hal böyleyken yerli esnaf sıkıntıya düşüyor. Buna paralel olarak ta işyeri sayıları azalıyor, rekabet edemeyen esnaf bu piyasadan çekilmek kapatmak zorunda kalıyor, daha doğrusu mecbur kalıyor. Çünkü bu ulusal firmalarla ne mahalle bakkalları ne de küçük esnaf rekabet edebilir, onlarda zararın neresinden dönersen kardır mantığıyla kapatarak piyasadan çekiliyorlar.
Ulusal sermaye demişken bu ulusallar sizi nasıl etkiliyor, toptancılığın ve küçük esnafın piyasadan çekilmek zorunda kalması bu ulusal firmalara mı bağlı?
Tabiî ki ulusal firmalar çok etkili oldu, şöyle izah edeyim; her yerde aynı iş kolundan işyerleri yan yana 50 metre arayla ulusallar açıldı, arada belirli bir mesafe olmayınca da rekabet ister istemez oluyor, daha doğrusu olmak zorunda kalıyor. Burada küçük esnaf maalesef bu firmalarla bırakın rekabet etmeyi var olan müşterisini ister istemez kaybetmek zorunda kalıyor, çünkü fiyatlar o esnafımızın alışının neredeyse altında olunca yapacak bir şey kalmıyor ve rekabet edemeyince de maalesef ya kapatmak ya da başka bir yere taşınmak zorunda kalıyor. Boş buldukları her yere bir işyeri açılmaya başlanınca ister istemez ulusalların geldiği mahalle ve cadde ,sokaklarda var olan yerli esnaf sıkıntıya düştü, düşüyor ya da düşecek. Belli bir mesafe veya uzaklık olmaksızın açılan ve halen de açılmaya devam eden iş yerleri küçük esnafı zorluyor. Ordu’da diyelim ki 500 tane bakkal varsa bu 500 bakkalın görevini 15-20 tane ulusal görüyor, tabi bu durum silsile yoluyla birbirini izliyor. Toptancılar bakkal ve marketlere mal sattığı için ,bu bakkal ve marketler ortadan kalkınca ister istemez toptancılıkta azalıyor, böyle devam ederse azalmaya da devam edecek gibi görünüyor. Ulusallar aynı bizim gibi fabrikalardan mal aldıkları için bizim gibi toptancılardan ürün almıyorlar, onlar alırken de oldukça yüklü miktarlarda tüm Türkiye’de bulunan şubelerine ürün ve adetli miktarlarda aldıkları için bizden daha avantajlı alarak tüketiciye daha ucuz ürün verebiliyorlar. Bu durumda orta ve küçük ölçekli esnafımızı da zorlamaya başlıyor, sonrasında da rekabet edemeyince de piyasadan çekilmek durumunda kalıyorlar.
Siz fiilen 23 yıldır bu sektörün içerisindesiniz eskiden nasıl yapıyordunuz bu ticareti ne değişti o günden bugüne sorun ne sizce?
Eskiden her şey bizde bulunurdu ve de mevcuttu, gelen bakkallar bütün ihtiyaçlarını bizden temin edebilirdi, ama zaman içerisinde çağında gerekliliklerine göre yaptığımız ticarette çeşitliliğimiz ona göre daha farklılaştı, farklı farklı bölümlere geçti. Bugün çok daha farklı bir hal aldı, bugün bayiliklere ve distribütörlüklere kaydı, bunun içinde eskisi gibi çeşitliliğimiz kalmadı. Eskiden 5000 ürünle hizmet verirken bugün yaklaşık 1500-2000 ürünle hizmet veriyoruz. Distribitörler çok daha fazla olduğu için. Eskiden ticaret yapılırken çek, senet, kredi kartı gibi kavramlar ve böyle bir anlayış yoktu ,herkes birbiriyle güvene dayalı ticaret yapardı. Ama bugüne geldiğimizde insanların çekine bile itibar edemiyorsunuz ,çünkü ortada bir çekin yükümlülüğü ve buna bağlı olarak da sorumluluğu yok ,onun içindir ki çok daha dikkatli ve mutlaka referanslı ve kefilli ticaret yapmaya çalışıyoruz. Eskiye göre ticaret çok daha zorlaştı gün geçtikçe de zorlaşmaya devam ediyor. Bir de bunun yanına rekabet eklenince kimse bugün eskiye göre ben karlı satıyorum diyemez çünkü kimsenin bırakın karı, satmayı, maliyetleri karşılayacak durumu yok. Zaten olmadığı için de esnaf sıkıntıya düşüyor. Bu defa ana sermayesini kullanmaya başlıyor , tabi o da varsa. Yoksa Allah korusun ciddi sorunlarla karşı karşıya kalıyor aileler, insanlar. Allah sıkıntıda olan bütün esnaf arkadaşlarımın yar ve yardımcısı olsun, esnaf insan normal vatandaş gibi de olmuyor itibar ve güveni kaybettiğinizde maalesef çok vahim sonuçlar ortaya çıkıyor ve toparlarsak ticaret her anlamda eskiye göre zor sadece bizim sektör için değil bu bence bütün sektörler için aynı şeyi söylersek yanlış konuşmuş olmayız .Diğer sektördeki arkadaşlarımızla da konuştuğumuzda onlarda aşağı yukarı aynı durumdan şikayet ediyorlar. Rekabet ortamı eskiye göre çok çok daha fazla olduğu için neredeyse maliyetine hatta bazı durumlarda maliyetin altında bile satış yapmak durumunda kalıyoruz .Bunun sonucunda da karlılık düşüyor karlılık düşüncede maliyetleri karşılamakta zorlanıyorsunuz , bu defa maliyeti düşürmek için kısıtlama ve tasarruf tedbirleri alıyorsunuz , devamında da bazı istemediğiniz üzüleceğiniz yada üzeceğiniz sonuçlar ortaya çıkıyor.
Yüksel Bey sorunları az çok anlattınız ya da anlatmaya çalıştınız ,peki Ordu’da toptancılık ,bakkal ve marketçilik nasıl olmalı, sorunu çok iyi bildiğinizi gördüm buna bağlı olarak bu sorunun bir de çözümü olmalı bu çözüm nasıl olur ,mevcutta kalan esnafın ayakta kalması için neler yapılmalıdır ?
Şimdi bir defa bu büyük marketlerin açılış ve kapanış saatleri de çok önemli ,bu işyerleri sabah 08:00 da açılıyorlar gece 22:00-23:00 a kadar devam ederek hiç durmadan ara vermeden çalışıyorlar. Açılış ve kapanış saatlerine mutlaka bir düzen getirilmelidir. Hatta bu işyerleri hafta sonu da açıklar bu durumu bir kanun ya da yasayla düzenlemeler yapılarak bir düzene konulmalı. Bence burada aslında çalışanlar da mağdur oluyor. Markette sabahın 8’ inden gecenin 11’ine kadar çalışıyor, bunun cumartesisi yok pazarı yok. Bu insanların da bir sosyal yaşam standartı olmalı, bu insanların da kendilerine ve ailelerine ayıracağı zamanları olmalı. Maalesef hala bir market yasası çıkarılamadı hafta sonuna nöbetçi market konulabilir ,nöbetçi marketler olursa hiç olmazsa dağılımda biraz daha adaletli olur. Çalışan kesimde Pazar gününü değerlendirmiş olur. İnsanlarda o nöbetçi markete giderek ihtiyaçlarını karşılamış, o mağazayı da tanıma fırsatı bulmuş olur. Hiç değilse arada kalan işyerleri de hiç değilse haftanın o günü kendisini kurtarmış olur diye düşünüyorum.
Peki Yüksel Bey, bugünü değerlendirecek olursak Ordu’da ekonomi ne durumda sizce nasıl bir değerlendirme yaparsınız? Neler oluyor neler bitiyor, nasıl olur ya da olması lazım sizce ?
Aslında Ordu ekonomisi tamamıyla fındığa dayalıdır ,çünkü çalışan işçi çok az . Ordu’da memur ve emeklilerin parasının dışında şu anda para dönmüyor. Fındığa dayalı bir ekonomimiz olduğu için fındık mahsulü iyi olursa fiyatı da iyi olursa vatandaşın eline para geçmiş oluyor ve vatandaşımız da bu parayla ihtiyaçlarını alıyor, düğününü yapıyor, nişanını takıyor, evini yaptırıyor, eşyasını, arabasını değiştiriyor. Sonuç itibarı ile piyasaya belli miktarlarda para girmiş oluyor, bu para da ister istemez bütün esnafımıza dağılmış oluyor ve haliyle herkes çekini, senetini rahatlıkla ödeyerek sıkıntısız bir şekilde işini devam ettirebiliyor. Ama fındık az olduğu zaman haliyle piyasaya para girmiyor. Kimse de ödemesini yapamıyor buna bağlı olarak ta borçlanma yoluna gidiyorlar.Bir Kayseri’yi ,bir Eskişehir’i düşünün; bu illerde fabrika çok daha fazla olduğu için insanlar çalışıyorlar ve şehre sıcak para akışı giriyor, insanlar da bu almış olduğu parayı içeride harcamak suretiyle esnafa nefes aldırıyorlar. Bizde bu durum maalesef 2-3 firma dışında yok, bunlar da Çamsan, Soya ve Sagra. Bunların dışında kurumsal başka bir fabrika olmadığı için de tamamen insanımızın fındığın gözüne bakmaktan başka çaresi kalmıyor ve fındığa dayalı bir ekonomimiz olmuş oluyor ,insanlar da mecburen fındığın başını bekliyorlar.
Peki Ordulu bir iş adamı olarak ve Ordu’nun bir çocuğu olduğunuz için soruyorum, sizce Ordu ekonomisinin canlanması için neler yapılmalı ?
Ordu ekonomisin hareketlenmesi ve istihdamın artması için fabrikalar açılması lazım, biz turizme yöneleceğiz diyoruz .Biz dumanlı mı yoksa dumansız mı sanayileşeceğiz, önce bunu belirlememiz gerekiyor. Biz dumansız sanayi olmayı seçtik ama maalesef turizm için de gerekli yatırımlar ve önlemlerde alındığını söyleyemeyiz. Yayla ve dağ turizmi var fakat bunlar içinde fazla bir şey yapıldığını söyleyemeyiz, bu konudan da yoksun olduğumuz için de faydalanamıyoruz. Örneğin Boztepe’miz var fakat buraya ben yeterince hizmet verilmediğini düşünüyorum. Boztepe’ye insanların ailece gelip pikniğini yapacağı güzel bir mesire yeri haline getirilerek, burada insanların ihtiyaçlarını giderecekleri sosyal tesisler yapılmalı. Bunu hemen yanı başımızda Fatsa çok iyi yapmış, tamamıyla belediyenin üstlenip yaptığı ve vatandaşın ücretsiz olarak yararlandığı bir çamlık gibi neden yapılmasın. Sonuçta Boztepe’ye dışarıdan gelen insanların ve iç turizmde de bizlerin vazgeçilmezimiz haline gelmesi gereken bir yeri bizler, Ordulular olarak ne kadar kullanıyor ve hangi hizmeti alıyoruz. Bu sorunun cevabını kendimize bir verelim sonra da dışarıdan gelen turistin tercih etmesini gerektirecek neler yaptık bunları bir gözden geçirelim, sonuçta biz bu memleketin çocuklarıyız burada yapılan her güzel çalışmayı takdir etmeli ve yapılmayan çalışmaları da eleştirerek yapılmasını sağlamalıyız .Şehrimize gelen turisti burada tutmanın yollarını bulmamız lazım ve bunu da çok acil yapmalıyız, gelen bakıp geçmemeli tabi eğer turizm kenti olacaksak.
Bu sektörün içerisinde olan biri olarak mevcuttaki ya da bu işe yeni başlayacak olan yatırımcılara neler söyler, neler tavsiye edersiniz?
Öncelikle hangi işi yaparsanız yapın, yaptığınız işi seveceksiniz ya da sevdiğiniz işi yapacaksınız. Ancak böyle başarılı olursunuz, hiç kimse size sevmediğiniz bir işi yaptıramaz metazoriyle yapılan işlerden de hiçbir zaman verim alınamaz. Alınsa da sonu gelmez. İş yerindeki başarının bazı yolları var, bunların başında bence kurumsallaşma geliyor, küreselleşmenin getirdiği sıkı rekabet yetenekli insan kaynağına olan ihtiyacı da artırıyor. Bütün dünyada iş verenler gelecek 10 yıl içinde artan yatırımlar ve iş olanaklarına karşın yaşlanan nüfus nedeniyle yetenek açığıyla karşı karşıya ,iş verenler en çok çalışılmak istenen şirketler arasına girmek için rekabet ediyoruz. Yeteneği çekmenin ve elde tutmanın yolu ise mutlu çalışanlar ve verimli iş yerleri yaratmaktan geçtiğine inanıyorum. Yapılan bazı araştırmalar mutlu ve firmaya bağlı çalışanların daha üretken ve kurumlar için daha iyi sonuçlar ortaya koyduğunu gösteriyor. Mutlu çalışanlar mutsuz çalışanlara kıyasla %60-70 daha verimli performans gösterebiliyorlar, sosyal medya üzerinden işyerinde mutluluk nedir diye sorulduğunda iş yerinde mutluluk çalışanların; iş yerinde mutluluğunu etkileyen önemli faktörler ortaya çıkarıyor, buna göre işi sevmek, mutluluğun en önemli koşulu. İş arkadaşları ve yöneticileriyle anlaşabilmek ve uyum içinde çalışmak , eğlenerek çalışmak ve değerli olduğunu hissettirmek ister istemez başarılı olmayı getirecektir. Gençlerin ve mevcutta çalışan herkesin öncelikle işini sevmeleri gerekiyor, bence işin sırrı bu. Sonrasında da yapacakları işle ilgili eğitimlerini de tamamlayarak kendi eksiklerini tamamlamaları gerekiyor, eğitim olamadan kimse bu konjonktürde başarılı olamaz, olma ihtimali de yok. Artık çağın gerektiği gibi yenilikçi olma, ileri görüşlü olmak zorundasınız. Daha net bir ifadeyle kurumsallaşmak ve profesyonelleşmek zorundasınız. Ordu’daki birçok şirket aile şirketi, dolayısıyla, baba ile amca veya kardeş birbirleriyle iş yaparken çocuklar büyüdükten sonra bu sermaye ister istemez bölünüyor. Bölündüğü zaman tabiî ki ister istemez güçte zayıflıyor, ticaret güç demektir. Paranız, güçlü sermayeniz yoksa işiniz zor, para ticaretin ana unsurudur. Paranız olmadığı zaman ticarette yapmanız zorlaşır, onun için mutlaka kurumsallaşmalı ve mutlaka işinin uzmanı ve ehil kişilerle çalışmalıyız. Kurumsallaşamayan şirketler de zaman içerisinde kapanıyor ve piyasadan çekiliyor.
Son olarak Ordu’daki esnaf arkadaşlarınıza ve meslektaşlarınıza neler söylersiniz?
Benim en önemli ricam ve isteğim, Ordu halkından mutlaka yerel işletmelere sahip çıkmaları ve mümkün olduğunca Ordu esnafından alışveriş yapmalarını istiyor ve temenni ediyorum. Biz mübarek Ramazan ayı içerisindeyiz, dolayısıyla Ramazan’ın getirdiği bir bereket ve bolluk var. Yardımseverler , işadamlarımız ve arkadaşlarımız yardım kolileri hazırlatarak; hem biz yerli esnafa hem de ihtiyaç sahibi insanlara katkıda bulunuyorlar. Bu tabi bizi ve bizim gibi bütün yerli firmaları memnun ettiği kadar, ihtiyacı olan insanları da şüphesiz memnun ediyor. Bizler de yapılan bu yardımlara kendimizi de dahil ederek, insanımıza ve hemşerilerimize faydalı olmak için her etkinliğe ve her yardıma elimizden geldiğince müdahil olmaya gayret ediyoruz, edeceğiz, etmekte zorundayız. Çünkü biz bu memleketin insanıyız. Düğünde, cenazede, bayramda hep bir aradayız, hep birlikte ve her zaman yüz yüze bakacağız. Biz Ordu’da kazanıyorsak, Ordu’ ya ve Ordu insanına borçlandığımızın da bilincini hiçbir zaman kaybetmedik. Asla da kaybetmeyeceğiz. Her kim bu memlekette iş yapıyor ve kazanıyorsa; bu memlekete ve insanına da borçlandığını asla unutmamalıdır. Başta siz olmak üzere gazetenize de çalışanlarınıza da böyle bir imkan vererek bizim ve Ordu sorunlarına yer vererek, sosyal sorumluluk projelerini de yerine getirdiğiniz için teşekkür eder halkın sesi olma vizyonunuzu ve tarafsızlığınızı her zaman korumanız dileğiyle, yayın hayatınızda başarılar dilerim.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.