Yarım Asırlık Matbaa Tarihi "NEBİL USTA"
Yarım Asırlık Matbaa Tarihi "NEBİL USTA"
Nebil Günüçer 60 yaşında. 13 yaşında yarıyıl tatilinde matbaayla tanışmış. Baskı makineleri onu çok etkilemiş...
Nebil Günüçer 60 yaşında. 13 yaşında yarıyıl tatilinde matbaayla tanışmış. Baskı makineleri onu çok etkilemiş...
Nebil Günüçer 60 yaşında. 13 yaşında yarıyıl tatilinde matbaayla tanışmış. Baskı makineleri onu çok etkilemiş. Matbaacı olmaya karar verip, ortaokulu bırakmış.
Bugün Türkiye’nin sayılı ustalarından biri. O büyürken, yaşlanırken hep baskı makineleriyle iç içe olmuş. Merakı sayesinde Türkiye’ye giren her makineyi kullanıp, tamirini yapabiliyor.
Mesleğe başladığında İstanbul’da 5 tane ofset olduğunu söylüyor. Türkiye’de matbaacılığın ve bu alandaki teknolojinin gelişimini gazetemize anlattı. İstanbul’da Davutpaşa Ortaokulu’ndaydım. Yarıyıl tatilinde Crol Metal marka makineyi görmekle hayatımın gidişatı değişti.
Eniştemin Cağaloğlu’nda matbaası vardı. Onu ziyarete gitmiştim. Makineyi ve baskı olayını gördükten sonra; matbaacı olmaya karar verdim. Eve döndüğümde aileme ben okumayacağım, matbaacı olacağım dedim. Ailem kabul etti. Eniştemin yanında çalışmaya başladım. 2 sene orada kaldım. O yıllarda İstanbul’da 5 tane ofset vardı. Öteki makinelerin çalışmasını da öğrenmek istiyordum.
Başka bir matbaaya gidip; Roland makinesinde çalışmaya başladım. Zaman geçtikçe hevesim büyüdü. Diğer makineleri de görmek için matbaa değiştirdim. Çalıştıkça merakım büyüdü. Matbaalar ve makineler bende bir tutku halini aldı. Her şeyi öğrenmek istiyordum. 1974 yılında gündüz matbaada çalışıp gece de sabaha karşı 4’te gazete makinesinde stajyer olarak çalışmaya başladım. O yılın sonunda asker oldum. Orada da Jandarma Basımevi’ndeydim. Arkadaşlarım nöbet tutarken ben ofset baskı yapıyordum.
2 yıl askeriye matbaasında çalıştıktan sonra askerlik bitiminde; soluğu Cağaloğlu’nda aldım. O dönemde de değişik makinelerle çalıştım. 1980 yılında teknolojinin değişmeye başladığını hissettik. Türkiye’ye 2 renkli makineler gelmeye başladı. Ben de bu makineleri öğrenmek için sürekli yer değiştirdim. Elbette sonuçta onların da ustası oldum.
Dünya’da hassaslık açısından 2 meslek var. Biri matbaacılık, diğeri ise tornacılık. Zaman zaman bana faydası olduğu için tornacılığı da öğrenmeye çalıştım. Çünkü bu mesleklerde 3-5 mikron aranır haldedir. Mikron kağıt kalınlığıdır. Milimlik hataların affı yoktur. Bütün iş ziyan olur. Kimi zamanlar makinelerin kapağını açar, dişlilerin dönmesindeki ahengi hayranlıkla izlerdim. Özellikle Almanlar’ın yaptıkları makineler müthişti. 1990 yılında teknoloji daha da gelişti ve makineler daha hızlı çalışmaya başladı. Avrupa’dan çok renkli makineler geldi.
Bu arada ofset film teknolojisi gelişti. 2000’li yıllarda makineler de milenyum çağını yaşadı. Saatte baskı sayısını 15.000’e çıkarttılar. Kağıt sektörü daha kaliteli bir hale geldi. 2000 yılında film işi kalktı. Direk bilgisayardan kalıplara pozlama yapılmaya başlandı. Bu yıllarda kitap ve dergi basımı son derece modern tekniklerle, hızlı bir şekilde yapılmaya başlandı. Maliyetler düştü. Korsan kitap basımı sektörü de çığ gibi büyüdü.
Sonrasında 4 renkli makineler devreye girdi. Bunlar oldukça hızlıydı ve ön arka baskı yapma nitelikleri vardı. Piyasada artık bunlar var. Buna bağlı olarak sayfaları bir araya getirip kitap yapan ( mücellithaneler) çoğaldı. Bu değişim sırasında merakım hiç eksilmedi. Tam tersine daha da arttı. Her bir tekniği ve makineyi öğrenmeye çalıştım ve öğrendim. Yani bugün Türkiye’de ve dünyada var olan tüm makineleri ve baskı tekniklerini biliyorum, bu işin ustasıyım.
Kendimi yenilemek, öğrenmek için her gün çaba harcıyorum. Küçük yaştan itibaren makine arızalarını gidererek tamir işini de öğrendim. İstanbul’da matbaalarda makineler bozulduğunda beni tamire çağırıyorlardı. Sonra adım duyuldukça benim hevesim de arttı.
İstanbul dışından da çağırılmaya başladım. İlk kez İstanbul dışında makine tamiri için gittiğim il İzmir’dir. Bir arkadaşım İzmir’de bir matbaaya Plenata marka ofset satmıştı. İzmir’de makineyi çalıştıramamışlar. Beni çağırdılar. Onlara yardımcı oldum ve ofseti çalıştırdım. O günden sonra sürekli İstanbul dışından tamir için beni aradılar. Ben de elimden geldiğince gidip tamir işleri yaptım.
Ordu’ya ilk gelişim 6 yıl önce asker arkadaşım Atilla Şimşek’in makinesini tamir içindir. O günden beri Ordu’ya gider gelirim. 10 yıl önce emekli oldum. O günden beri sadece tamir işleri yapıyorum. Bu işten kopamıyorum. Merakım da bitmedi. Yeni bir makine gelince hemen görmeye, öğrenmeye gidiyorum.
Dünyanın neresine giderseniz gidin; matbaa teknolojisi var. Bu işi öğrenen dünyanın her yerinde kendine iş bulur, ekmeğini kazanır. Gençlere tavsiyem, makinelere karşı hevesli olanlar; matbaacılığı öğrensinler ve yapsınlar. Dünyanın her yerinde geçerli olan bir meslek. Bu işi öğrendiklerinde; işsizlik veya geçinme gibi bir sorunları olmaz.
Beyaz kağıda hayat vermek, onu gazete veya kitap sayfasına çevirmek; çok farklı bir duygudur. Ya da beyaz bir sayfayı renklendirip, değişik resimler koyup bambaşka bir hale getirmek; büyülü bir iş. Bu benim her zaman hayran olduğum bir durum. Matbaacılıkta, mürekkebe bulaşan; bir daha kurtulamaz derler.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.