AÇ KALIN AMA SİLAHSIZ KALMAYIN!
Dünya yeniden silahlanıyor…
Bir yanda ekonomik krizler, yüksek enflasyon, enerji sıkıntıları ve hayat pahalılığı; diğer yanda ise ülkelerin her geçen gün milyarlarca doları savunma sanayisine ayırdığı bir dönemden geçiyoruz. Bugün devletlerin gündeminde yalnızca ekonomi değil; güvenlik, caydırıcılık ve millî savunma da ilk sıralarda yer almaktadır.
Son gerçekleştirilen NATO Zirvesi de bunun en açık göstergelerinden biri olmuştur. Zirvede üye ülkeler, değişen dünya dengeleri karşısında ortak savunmanın güçlendirilmesi, askerî iş birliğinin artırılması ve olası tehditlere karşı birlikte hareket edilmesi yönünde önemli değerlendirmelerde bulunmuşlardır.
Kamuoyunda sıkça dile getirilen “Aç kal ama silahsız kalma.” sözü, aslında devletlerin güvenlik anlayışını özetleyen çarpıcı bir değerlendirmedir. Elbette hiçbir milletin aç kalması kabul edilemez. Asıl hedef; güçlü ekonomiyle birlikte güçlü bir savunma sanayisine sahip olmaktır. Çünkü tarih göstermiştir ki, bağımsızlığını koruyamayan devletler ne ekonomik kalkınmalarını sürdürebilmiş ne de geleceklerini güvence altına alabilmişlerdir.
Türkiye, son yıllarda savunma sanayisinde attığı adımlarla dikkat çeken ülkeler arasında yer almaktadır. Yerli ve millî savunma projeleri, insansız hava araçları, savaş gemileri, füze sistemleri ve hava savunma yatırımları, ülkemizin dışa bağımlılığını azaltma hedefinin önemli parçalarıdır.
Ancak Türkiye’nin Rusya’dan tedarik ettiği S-400 hava savunma sistemi, NATO içerisinde uzun süre tartışmalara neden olmuştur. Amerika Birleşik Devletleri, S-400 sistemlerinin NATO altyapısıyla uyumlu olmadığını belirterek Türkiye’nin F-35 programına yeniden tam olarak katılabilmesi için bu meselenin çözülmesini istemektedir. Türkiye ise millî güvenlik ihtiyaçlarını ve kendi savunma politikalarını esas aldığını ifade etmektedir.
Uluslararası ilişkilerde dostluklar kadar devletlerin çıkarları da belirleyicidir. Bu nedenle ülkeler, güvenliklerini sağlamak adına zaman zaman zor kararlar almak durumunda kalmaktadır. Güçlü diplomasi kadar güçlü ekonomi, güçlü teknoloji ve güçlü savunma da bağımsızlığın temel unsurlarıdır.
Ancak unutulmaması gereken çok önemli bir hakikat vardır: Silah, barışı koruyabildiği ölçüde anlam taşır. Asıl hedef savaş değil, savaşın önlenmesidir. Güç sahibi olmak; zulmetmek için değil, haksızlığa karşı durabilmek ve milletin huzurunu koruyabilmek içindir.
Bugün dünyaya baktığımızda görüyoruz ki, barışı en çok isteyenler bile güçlü ordular kurmak zorunda kalmaktadır. Çünkü caydırıcılık, savaşın önlenmesinde önemli bir etkendir. Güçlü olmayanın sözü çoğu zaman duyulmaz; güçlü olan ise barış masasında daha etkili olur.
Millet olarak dileğimiz; çocuklarımızın savaş sesleriyle değil, ilimle, sanatla ve huzurla büyüdüğü bir dünya kurulmasıdır. Bunun yolu ise hem ekonomik kalkınmayı sürdürmekten hem de millî güvenliği sağlam temeller üzerine inşa etmekten geçmektedir.
Son söz olarak…
Barışı koruyabilmenin yolu; akıllı diplomasi, güçlü ekonomi ve caydırıcı savunmadan geçer. Gerçek zafer ise silahların konuşmadığı, adaletin ve insanlığın hâkim olduğu bir dünyayı kurabilmektir.
Hüseyin DENİZ
Araştırmacı ve ilahiyatçı yazar.