AĞANIN PALTOSUNU TUTAN ÇOK OLUR, ASIL HÜNER BİR GARİBİN KOLUNA GİRMEKTİR
Hayatta bazı insanlar vardır; güçlü gördüğünün yanında hemen yerini alır, makam sahibinin gölgesinde kendisine bir sandalye arar. Ağanın paltosunu tutan, zenginin kapısında bekleyen, makam sahibinin etrafında pervane olan çoktur.
Ama asıl mesele, kimsenin görmediği yerde garibin elinden tutabilmektir.
Çünkü güçlünün yanında durmak çoğu zaman menfaat ister; garibin yanında durmak ise yürek ister, vicdan ister, insanlık ister.
Bugün etrafımıza baktığımızda makam sahiplerinin etrafında kümelenenleri, güçlülerin sözünü alkışlayanları, çıkarı olduğu sürece dost görünenleri çokça görüyoruz. Bir makam yükseldiğinde çevresindeki kalabalık da büyüyor; makam elden gidince o kalabalık bir anda dağılıyor.
İşte insanın gerçek dostu, o gün belli oluyor.
Ağanın paltosunu tutan çok olur; asıl hüner, garibin koluna girmektir.
Çünkü garibin koluna girmek, onun yükünü paylaşmaktır. Onun derdini dinlemektir. Kimsenin yüzüne bakmadığı bir insanın yüzüne sevgiyle bakabilmektir. Sofrasında bir tabak eksikse kendi lokmasını bölüşebilmektir.
İslam’ın bize öğrettiği ahlak da budur.
Allah katında üstünlük; servetle, makamla, şöhretle ve insanların alkışıyla ölçülmez. Üstünlük takvadadır, güzel ahlaktadır, kul hakkından sakınmaktadır ve ihtiyaç sahibine el uzatmaktadır.
Peygamber Efendimiz ﷺ’in hayatına baktığımızda da bunun sayısız örneğini görürüz. O, toplumun zayıflarını, yetimleri, yoksulları ve kimsesizleri görmezden gelmemiş; onların yanında olmayı insanlığın ve imanın gereği olarak göstermiştir.
Bugün bize de düşen, güçlülerin kapısında beklemek değil; güçsüzün kapısını çalmaktır.
Bir yetimin başını okşamak…
Bir yaşlının hâlini sormak…
Bir hastanın ziyaretine gitmek…
Borçluya kolaylık sağlamak…
Derdini anlatacak kimsesi olmayanın yanında durmak…
İşte bunlar, insan olmanın gerçek imtihanlarıdır.
Unutmayalım:
Zenginle dost olmak kolaydır; çünkü sofrada nimet vardır.
Makam sahibiyle yan yana durmak kolaydır; çünkü orada itibar vardır.
Ama garibin yanında durmak zordur; çünkü orada çoğu zaman karşılıksız bir iyilikten başka hiçbir şey yoktur.
İşte insanın kalitesi de tam burada ortaya çıkar.
Menfaat bittiğinde yanında kim kalıyor?
Makamın düştüğünde kim kapını çalıyor?
Cebin boşaldığında kim elini tutuyor?
İşte gerçek dost, gerçek insan, gerçek dava arkadaşlığı o gün belli olur.
Bugün birilerinin paltosunu tutmak için yarışanlardan olmayalım. Yarın o palto yere düştüğünde altında kalacak insanları düşünelim.
Bir garibin koluna girin.
Belki kimse görmeyecek…
Belki kimse alkışlamayacak…
Belki adınız hiçbir yerde anılmayacak…
Ama unutmayın; insanların görmediğini Allah görür.
Ve bazen dünyada kimsenin kıymet vermediği bir iyilik, ahirette insanın karşısına dağlar gibi çıkar.
Sözün özü:
Ağanın paltosunu tutan çok olur; asıl hüner bir garibin koluna girmektir.
Çünkü makamın gölgesinde duran çoktur;
mazlumun yanında duran azdır.
Menfaatin peşinden koşan çoktur;
merhametin peşinden koşan azdır.
Güçlünün elini öpen çoktur;
garibin elinden tutan ise gerçek anlamda insan olandır.
Unutmayalım:
Dünyada en büyük makam, bir gönülde yer bulmaktır.
En büyük servet, bir garibin duasını almaktır.
En büyük şeref ise kimsenin görmediği yerde iyilik yapabilmektir.
Hüseyin DENİZ
Araştırmacı ve ilahiyatçı yazar