Hüseyin Deniz
Köşe Yazarı
Hüseyin Deniz
 

BABAM DERDI Kİ:” IŞTEN ARTMAZ DIŞTEN ARTAR

BABAM DERDİ Kİ: “İŞTEN ARTMAZ, DİŞTEN ARTAR!”   Bazı nasihatler vardır; yıllar geçer, hayat değişir, para pulun değeri değişir ama o sözlerin değeri hiç değişmez.   Babam derdi ki:   “Borcunu başka borçla kapatma. Kazandığından daha az harca. Paranın ne düşmanı ol ne de kölesi. Paran yoksa harcama yapıp borçlanma. Her ihtimale karşı acil durum paran olsun. Planlı ve hedefli bütçe yap. Unutma; işten artmaz, dişten artar!”   Ne kadar sade, ne kadar gerçek sözler…   Bugün insanların önemli bir bölümü kazandığından fazla harcıyor. Daha fazla kazanmanın yollarını ararken, elindeki parayı nasıl yöneteceğini unutuyor. İhtiyaç ile heves birbirine karışıyor. İmkân ile gösteriş birbirine karıştırılıyor.   Cebinde olmayan parayı harcamak, aslında geleceğini bugünden tüketmektir.   Hele hele bir borcu başka bir borçla kapatmak, insanın ayağına dolanan zinciri biraz daha sıkmaktan başka bir şey değildir. Borç bazen ihtiyaçtan doğar; fakat ölçüsüz borç, insanın huzurunu da uykusunu da alır.   Babamın bir başka sözü daha vardı:   “Kazandığından az harca.”   İşte bugün en çok unuttuğumuz düstur budur.   İnsan ne kadar kazanırsa kazansın, harcaması gelirinden fazlaysa sonunda yine darda kalır. Maaşı yükselir, harcaması yükselir. Geliri artar, beklentisi artar. Bir süre sonra daha önce lüks saydığı şeyleri ihtiyaç zannetmeye başlar.   Oysa marifet çok kazanmak kadar kazandığını doğru kullanabilmektir.   Para ne düşmanımız olsun ne de efendimiz!   Paranın düşmanı olmak da doğru değildir; çünkü hayatın ihtiyaçları vardır. Fakat paranın kölesi olmak daha büyük bir felakettir. Para insanın elinde olmalı, insan paranın esiri olmamalıdır.   Parayı cebinde tutmak başka, paranın seni yönetmesine izin vermek başkadır.   Bir gün gelir; hastalık çıkar, iş bozulur, beklenmedik bir masraf kapıya dayanır. İşte o zaman kenarda duran küçük bir birikimin ne kadar büyük bir nimet olduğu anlaşılır.   Bu yüzden insan, imkânı ölçüsünde acil durum fonu oluşturmalıdır.   Her kazandığının tamamını tüketme.   Bugünün tamamını yarına bırakma.   Bir miktarını geleceğin için ayır.   Çünkü hayat her zaman aynı gitmez. Bugün bolluk olabilir, yarın darlık gelebilir. Bugün işin olabilir, yarın olmayabilir.   Tedbir tevekküle engel değildir.   Bir de bütçe meselesi var…   Bütçe yapmak cimrilik değildir. Bütçe yapmak, kazancına sahip çıkmaktır. İnsan parasının nereye gittiğini bilmiyorsa, parasının peşinden gitmek yerine borçlarının peşinden koşmaya başlar.   Ay başında bir plan yapacaksın:   Ne kadar kazanıyorum?   Ne kadar harcıyorum?   Neye gerçekten ihtiyacım var?   Neleri erteleyebilirim?   Ne kadarını biriktirebilirim?   İşte bu soruların cevabını bilen insan, parasını daha bilinçli yönetir.   İhtiyaç başka, istek başkadır.   İhtiyaç olanı alırsın; heves ettiğini ise imkânın varsa düşünürsün.   Sırf başkasında var diye almak, sırf komşun yaptı diye yapmak, sırf çevreye mahcup olmamak için borca girmek akıl kârı değildir.   Unutmayalım:   Gösteriş için yapılan harcamanın faturası, çoğu zaman huzurdan kesilir.   Bizim büyüklerimizin hayatında belki bugünkü kadar para yoktu ama kanaat vardı. Her şeyleri olmayabilirdi fakat olanın kıymetini bilirlerdi.   Bir ekmeği bölüşür, sofrayı bereketlendirirlerdi.   Bugün ise sofralar büyüdü, imkânlar çoğaldı; fakat kanaat küçüldü.   İşte babamın şu sözü burada bir kez daha kulağımda çınlıyor:   “İşten artmaz, dişten artar!”   Bu söz, insanın kazancını küçümsemek değil; harcamasına hâkim olmasını öğretmektir.   Çünkü bazen insanın zenginliği kazandığında değil, harcamadığında ortaya çıkar.   Ayağını yorganına göre uzat.   Kazancını bil.   Giderini bil.   Borçlanacaksan hesabını bil.   Biriktirebiliyorsan geleceğini düşün.   Ve en önemlisi, paranın seni yönetmesine izin verme.   Çünkü insanın asıl zenginliği cebindeki para değil; huzuru, kanaati, şerefi ve kimseye muhtaç olmadan yaşayabilmesidir.   Babaların nasihatleri boşuna söylenmez.   Bazı sözler vardır, bir ömürlük ders verir.   “Borcunu borçla kapatma…”   “Kazandığından az harca…”   “Paranın ne düşmanı ol ne kölesi…”   “Acil gününü düşün…”   “Bütçeni planla…”   Ve nihayet:   “UNUTMA EVLAT; İŞTEN ARTMAZ, DİŞTEN ARTAR!”   Bugün belki bu sözleri basit görenler vardır.   Ama hayatın faturası kapıya geldiğinde, insan büyüklerinin bir cümlesinin bile bazen koca bir kitaptan daha değerli olduğunu anlar.   Allah kimseyi borcunun altında ezmesin; kazancımıza bereket, gönlümüze kanaat, hanemize huzur versin. Hüseyin DENİZ Araştırmacı ve ilahiyatçı yazar
Ekleme Tarihi: 01 Ağustos 2026 -Cumartesi
Hüseyin Deniz

BABAM DERDI Kİ:” IŞTEN ARTMAZ DIŞTEN ARTAR

BABAM DERDİ Kİ: “İŞTEN ARTMAZ, DİŞTEN ARTAR!”

 

Bazı nasihatler vardır; yıllar geçer, hayat değişir, para pulun değeri değişir ama o sözlerin değeri hiç değişmez.

 

Babam derdi ki:

 

“Borcunu başka borçla kapatma. Kazandığından daha az harca. Paranın ne düşmanı ol ne de kölesi. Paran yoksa harcama yapıp borçlanma. Her ihtimale karşı acil durum paran olsun. Planlı ve hedefli bütçe yap. Unutma; işten artmaz, dişten artar!”

 

Ne kadar sade, ne kadar gerçek sözler…

 

Bugün insanların önemli bir bölümü kazandığından fazla harcıyor. Daha fazla kazanmanın yollarını ararken, elindeki parayı nasıl yöneteceğini unutuyor. İhtiyaç ile heves birbirine karışıyor. İmkân ile gösteriş birbirine karıştırılıyor.

 

Cebinde olmayan parayı harcamak, aslında geleceğini bugünden tüketmektir.

 

Hele hele bir borcu başka bir borçla kapatmak, insanın ayağına dolanan zinciri biraz daha sıkmaktan başka bir şey değildir. Borç bazen ihtiyaçtan doğar; fakat ölçüsüz borç, insanın huzurunu da uykusunu da alır.

 

Babamın bir başka sözü daha vardı:

 

“Kazandığından az harca.”

 

İşte bugün en çok unuttuğumuz düstur budur.

 

İnsan ne kadar kazanırsa kazansın, harcaması gelirinden fazlaysa sonunda yine darda kalır. Maaşı yükselir, harcaması yükselir. Geliri artar, beklentisi artar. Bir süre sonra daha önce lüks saydığı şeyleri ihtiyaç zannetmeye başlar.

 

Oysa marifet çok kazanmak kadar kazandığını doğru kullanabilmektir.

 

Para ne düşmanımız olsun ne de efendimiz!

 

Paranın düşmanı olmak da doğru değildir; çünkü hayatın ihtiyaçları vardır. Fakat paranın kölesi olmak daha büyük bir felakettir. Para insanın elinde olmalı, insan paranın esiri olmamalıdır.

 

Parayı cebinde tutmak başka, paranın seni yönetmesine izin vermek başkadır.

 

Bir gün gelir; hastalık çıkar, iş bozulur, beklenmedik bir masraf kapıya dayanır. İşte o zaman kenarda duran küçük bir birikimin ne kadar büyük bir nimet olduğu anlaşılır.

 

Bu yüzden insan, imkânı ölçüsünde acil durum fonu oluşturmalıdır.

 

Her kazandığının tamamını tüketme.

 

Bugünün tamamını yarına bırakma.

 

Bir miktarını geleceğin için ayır.

 

Çünkü hayat her zaman aynı gitmez. Bugün bolluk olabilir, yarın darlık gelebilir. Bugün işin olabilir, yarın olmayabilir.

 

Tedbir tevekküle engel değildir.

 

Bir de bütçe meselesi var…

 

Bütçe yapmak cimrilik değildir. Bütçe yapmak, kazancına sahip çıkmaktır. İnsan parasının nereye gittiğini bilmiyorsa, parasının peşinden gitmek yerine borçlarının peşinden koşmaya başlar.

 

Ay başında bir plan yapacaksın:

 

Ne kadar kazanıyorum?

 

Ne kadar harcıyorum?

 

Neye gerçekten ihtiyacım var?

 

Neleri erteleyebilirim?

 

Ne kadarını biriktirebilirim?

 

İşte bu soruların cevabını bilen insan, parasını daha bilinçli yönetir.

 

İhtiyaç başka, istek başkadır.

 

İhtiyaç olanı alırsın; heves ettiğini ise imkânın varsa düşünürsün.

 

Sırf başkasında var diye almak, sırf komşun yaptı diye yapmak, sırf çevreye mahcup olmamak için borca girmek akıl kârı değildir.

 

Unutmayalım:

 

Gösteriş için yapılan harcamanın faturası, çoğu zaman huzurdan kesilir.

 

Bizim büyüklerimizin hayatında belki bugünkü kadar para yoktu ama kanaat vardı. Her şeyleri olmayabilirdi fakat olanın kıymetini bilirlerdi.

 

Bir ekmeği bölüşür, sofrayı bereketlendirirlerdi.

 

Bugün ise sofralar büyüdü, imkânlar çoğaldı; fakat kanaat küçüldü.

 

İşte babamın şu sözü burada bir kez daha kulağımda çınlıyor:

 

“İşten artmaz, dişten artar!”

 

Bu söz, insanın kazancını küçümsemek değil; harcamasına hâkim olmasını öğretmektir.

 

Çünkü bazen insanın zenginliği kazandığında değil, harcamadığında ortaya çıkar.

 

Ayağını yorganına göre uzat.

 

Kazancını bil.

 

Giderini bil.

 

Borçlanacaksan hesabını bil.

 

Biriktirebiliyorsan geleceğini düşün.

 

Ve en önemlisi, paranın seni yönetmesine izin verme.

 

Çünkü insanın asıl zenginliği cebindeki para değil; huzuru, kanaati, şerefi ve kimseye muhtaç olmadan yaşayabilmesidir.

 

Babaların nasihatleri boşuna söylenmez.

 

Bazı sözler vardır, bir ömürlük ders verir.

 

“Borcunu borçla kapatma…”

 

“Kazandığından az harca…”

 

“Paranın ne düşmanı ol ne kölesi…”

 

“Acil gününü düşün…”

 

“Bütçeni planla…”

 

Ve nihayet:

 

“UNUTMA EVLAT; İŞTEN ARTMAZ, DİŞTEN ARTAR!”

 

Bugün belki bu sözleri basit görenler vardır.

 

Ama hayatın faturası kapıya geldiğinde, insan büyüklerinin bir cümlesinin bile bazen koca bir kitaptan daha değerli olduğunu anlar.

 

Allah kimseyi borcunun altında ezmesin; kazancımıza bereket, gönlümüze kanaat, hanemize huzur versin.

Hüseyin DENİZ

Araştırmacı ve ilahiyatçı yazar

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ordumanset.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.