CEHENNEM CEZAEVİNE BENZEMEZ!
İnsan, dünyanın en ağır cezalarını duyunca ürperir. Bir cezaevini düşünür; duvarları yüksektir, kapıları demirdendir. Fakat yine de orada bir yatak vardır, bir yastık vardır, yemek vardır, su vardır, hava alma vakti vardır. İnsan, gün gelir cezasını tamamlar ve özgürlüğüne kavuşur.
Peki ya cehennem?
Cehennem, insan aklının tasavvur edemeyeceği kadar büyük bir azap yurdudur. Orası ne bir cezaevidir ne de dünyadaki herhangi bir sıkıntıya benzer. Orada döşek de ateştir, yorgan da ateştir, elbise de ateştir, yiyecek de içecek de azabın bir parçasıdır. Ne dinlenecek bir gölge vardır ne de “Biraz dışarı çıkıp nefes alayım.” diyebileceğiniz bir kapı…
Kur’ân-ı Kerîm, cehennemi sadece haber vermek için değil, bizi ondan sakındırmak için anlatır. Ne yazık ki bugün birçok insan cehennem ayetlerini bir haber bülteni dinler gibi dinliyor. Oysa Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem), namazında cehennemle ilgili ayetleri okurken Rabbine sığınır, mübarek gözlerinden yaşlar süzülürdü. Çünkü O, anlatılan hakikatin ne kadar büyük olduğunu en iyi bilen kişiydi.
Tarih boyunca nice salih kullar ve âlimler, cehennem ayetlerini okuduklarında geceleri uyuyamamış, iştahlarını kaybetmiş, gözyaşlarına hâkim olamamışlardır. Onların korkusu ümitsizlikten değil; Allah’ın azametini ve hesabın ciddiyetini bilmelerindendi.
Rivayet edilir ki bir âlim, fırında kızaran tavukları görünce hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Esnaf şaşkınlıkla,
“Canın çektiyse buyur, bir tane vereyim.” dedi.
Âlim şu ibretlik cevabı verdi:
“Ben tavuğa ağlamıyorum. Bu tavuklar buraya kesilmiş olarak geldi ve ateşe ölü girdi. Biz ise eğer Allah korusun cehenneme düşersek ateşe diri gireceğiz. Ben kendi hâlimize ağlıyorum.”
İşte asıl düşünmemiz gereken budur.
Bugün dünya hayatının geçici zevkleri uğruna haramı helal sayanlar, namazı ihmal edenler, kul hakkını önemsemeyenler, tövbeyi sürekli erteleyenler, cehennemi sanki hiç gelmeyecek bir ihtimal gibi görüyorlar. Oysa ölüm, herkese eşit uzaklıktadır. Gençlik, makam, servet ve şöhret; kabre girerken hiçbirinin faydası olmayacaktır.
Kur’an’ın bize anlattığı cehennem bir masal değildir. O, gerçekleşecek ilahî adaletin tecelli edeceği yerdir. Aynı şekilde cennet de bir hayal değildir; Allah’ın rahmetine sığınıp salih ameller işleyen kullar için hazırlanmış ebedî mükâfattır.
Bugün hâlâ nefes alabiliyorsak, hâlâ secde edebiliyorsak, hâlâ tövbe kapısı açıksa en büyük sermayeye sahibiz demektir. Rabbimiz bizden kusursuz olmamızı değil, samimiyetle O’na yönelmemizi istemektedir.
Geliniz, cehennemi hafife alanlardan değil; onu düşünüp günahlarından vazgeçenlerden olalım. Kalplerimizi Kur’an’ın ikazlarına açalım, Peygamber Efendimizin sünnetine sarılalım ve her duamızın sonunda şu niyazı eksik etmeyelim:
“Allah’ım! Bizi cehennem azabından muhafaza eyle. Kalplerimizi imanla diri tut. Dünyayı ahiretin tarlası bilen, Senin rızan için yaşayan ve sonunda cennetine kavuşan kullarından eyle. Âmin.”
Hüseyin DENİZ
Araştırmacı ve ilahiyat yazar