Hüseyin Deniz
Köşe Yazarı
Hüseyin Deniz
 

GÜNLERİN EN FAZİLETLİSİ CUMA GÜNÜ VE NAMAZI.

EN FAZİLETLİ GÜN CUMA GÜNÜ VE NAMAZI. Cuma namazı, Müslümanlar için sadece bir ibadet vakti değil, haftanın akışını kesen bir duraktır. Pazartesiden perşembeye koştur, cuma günü öğle vakti gelince şehir bir anlığına frene basar. Minarelerden yükselen sala, “dur ve hatırla” der insana.    Kur’an’da “Cuma günü namaz için çağrı yapıldığında alışverişi bırakıp Allah’ı anmaya koşun” diye buyrulur. Dikkat et: “Koşun” diyor. Çünkü insan, dünya işine dalınca kolay kolay yerinden kalkmaz. Toplantı, teslim tarihi, müşteri, fatura… Hepsi önemli. Ama Cuma, hepsine “bir saatliğine siz yoksunuz” deme iradesidir.    Cuma’nın güzelliği cem oluşundadır. Fabrikadaki işçi, üniversitedeki hoca, esnaf, memur, öğrenci aynı safta omuz omuza gelir. O safta rütbe, unvan, banka hesabı sökmez. Hutbe ise haftanın muhasebesidir. İmam minbere çıkar, topluma ayna tutar. Bazen Gazze’yi hatırlatır, bazen komşu hakkını, bazen de dilimizi tutmamız gerektiğini. Yani Cuma sadece Allah’la değil, toplumla da bağ kurmaktır.   Modern hayatın en büyük hastalığı unutmak. Koştururken kendimizi, değerlerimizi, nereye gittiğimizi unutuyoruz. Cuma namazı işte o unutmaya panzehirdir. Haftada bir, pusulayı tekrar eline almaktır. “Ben kimim, ne için yaşıyorum?” sorusunu kendine sorma molasıdır. Elbette Cuma’ya gelip hutbeyi duymadan çıkan da var, bedensel olarak safta durup zihnen borsada olan da. Ama bu, Cuma’nın değil, bizim eksiğimiz. Çünkü Cuma, ona niyetle geleni dönüştürür. Abdestle sadece elini yüzünü değil, haftanın yorgunluğunu da yıkarsan, selam verip camiden çıkınca içine başka bir ferahlık dolar. Özetle Cuma namazı, takvime atılmış bir işaret değil; hayatın tam ortasına bırakılmış bir davettir. Duymak isteyene, her hafta aynı saatte gelir. Cuma Neden Farz?  İlahi Bir Davet, Toplumsal Bir Sorumluluktur   İslam’da bazı ibadetler kişiye özeldir; tek başına kılınan namaz gibi. Cuma namazı ise tek başına kılınmaz. Çünkü o, sadece Allah ile kul arasındaki bir bağ değil, aynı zamanda toplumla kurulan bir bağdır. Farz oluşunun hikmeti de burada başlar. Cuma’nın farziyeti Kur’an’da açıkça bildirilir. Cuma Suresi 9. ayet der ki: “Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığında Allah’ı anmaya koşun ve alışverişi bırakın.” Ayetin dili emirdir. “Koşun” der, “bırakın” der. Fıkıhta bir ibadet hem Kur’an’la sabit hem de Hz. Peygamber’in hayatı boyunca terk etmediği bir uygulamaysa, ona farz denir. Cuma da böyledir: Peygamber Efendimiz Medine’ye hicret ettiğinde yaptığı ilk işlerden biri Cuma namazı kıldırmaktır. Ondan sonra da vefatına kadar hiç terk etmemiştir. Peki neden farz? Çünkü Cuma, dağınık zihinleri haftada bir aynı kıblede toplar. Zengin-fakir, müdür-işçi ayrımı olmadan omuz omuza saf tutturur.  Hutbe ile topluma haftalık bir yön verir; adaletten, merhametten, kul hakkından bahseder. Yani Cuma’nın farz kılınması, ferdi Allah’a yaklaştırırken toplumu da birbirine yaklaştırır.  Kimlere farz?  Temel şartlar bellidir: Akıllı, ergen, erkek, hür, mukim ve mazeretsiz olmak. Hasta, yolcu, kadın ve çocuk için farz değildir ama kılarlarsa sevabını alırlar. Mazeret bitince sorumluluk geri gelir. “İş yoğundu, toplantı vardı” gibi gerekçeler, İslam hukukunda Cuma’yı düşüren mazeretlerden sayılmaz. Çünkü ayet net: “Alışverişi bırakın.” Dünya işi duracak, ilahi davete icabet edilecek.   Bunu bir yük gibi görmek yerine şöyle düşün: Patron sana haftada bir “gel, 1 saat benimle otur, dertleşelim” dese, randevuyu erteler misin? Cuma da böyledir. Ezandan sonraki o 1 saat, haftanın 167 saatine bereket olsun diye konmuş bir parantezdir.   Dolayısıyla Cuma’nın farziyeti, sadece “kılmazsan günah” meselesi değil. Haftada bir kim olduğunu, kime ait olduğunu, nereye gittiğini hatırlama mecburiyetidir. Unutan insana, “unutma” diye ilahi bir alarmdır.    Alarm çalınca kapatmak da bir tercih, kalkıp abdest almak da. Ama unutma: Farz, tercih değil sorumluluktur. Araştırmacı ve Hayat yazarları Hüseyin DENİZ  
Ekleme Tarihi: 26 Nisan 2026 -Pazar
Hüseyin Deniz

GÜNLERİN EN FAZİLETLİSİ CUMA GÜNÜ VE NAMAZI.

EN FAZİLETLİ GÜN CUMA GÜNÜ VE NAMAZI.

Cuma namazı, Müslümanlar için sadece bir ibadet vakti değil, haftanın akışını kesen bir duraktır. Pazartesiden perşembeye koştur, cuma günü öğle vakti gelince şehir bir anlığına frene basar. Minarelerden yükselen sala, “dur ve hatırla” der insana. 

 

Kur’an’da “Cuma günü namaz için çağrı yapıldığında alışverişi bırakıp Allah’ı anmaya koşun” diye buyrulur. Dikkat et: “Koşun” diyor. Çünkü insan, dünya işine dalınca kolay kolay yerinden kalkmaz. Toplantı, teslim tarihi, müşteri, fatura… Hepsi önemli. Ama Cuma, hepsine “bir saatliğine siz yoksunuz” deme iradesidir. 

 

Cuma’nın güzelliği cem oluşundadır. Fabrikadaki işçi, üniversitedeki hoca, esnaf, memur, öğrenci aynı safta omuz omuza gelir. O safta rütbe, unvan, banka hesabı sökmez. Hutbe ise haftanın muhasebesidir. İmam minbere çıkar, topluma ayna tutar. Bazen Gazze’yi hatırlatır, bazen komşu hakkını, bazen de dilimizi tutmamız gerektiğini. Yani Cuma sadece Allah’la değil, toplumla da bağ kurmaktır.

 

Modern hayatın en büyük hastalığı unutmak. Koştururken kendimizi, değerlerimizi, nereye gittiğimizi unutuyoruz. Cuma namazı işte o unutmaya panzehirdir. Haftada bir, pusulayı tekrar eline almaktır. “Ben kimim, ne için yaşıyorum?” sorusunu kendine sorma molasıdır.

Elbette Cuma’ya gelip hutbeyi duymadan çıkan da var, bedensel olarak safta durup zihnen borsada olan da. Ama bu, Cuma’nın değil, bizim eksiğimiz. Çünkü Cuma, ona niyetle geleni dönüştürür. Abdestle sadece elini yüzünü değil, haftanın yorgunluğunu da yıkarsan, selam verip camiden çıkınca içine başka bir ferahlık dolar.

Özetle Cuma namazı, takvime atılmış bir işaret değil; hayatın tam ortasına bırakılmış bir davettir. Duymak isteyene, her hafta aynı saatte gelir.

Cuma Neden Farz? 

İlahi Bir Davet, Toplumsal Bir Sorumluluktur

 

İslam’da bazı ibadetler kişiye özeldir; tek başına kılınan namaz gibi. Cuma namazı ise tek başına kılınmaz. Çünkü o, sadece Allah ile kul arasındaki bir bağ değil, aynı zamanda toplumla kurulan bir bağdır. Farz oluşunun hikmeti de burada başlar.

Cuma’nın farziyeti Kur’an’da açıkça bildirilir. Cuma Suresi 9. ayet der ki: “Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığında Allah’ı anmaya koşun ve alışverişi bırakın.” Ayetin dili emirdir. “Koşun” der, “bırakın” der. Fıkıhta bir ibadet hem Kur’an’la sabit hem de Hz. Peygamber’in hayatı boyunca terk etmediği bir uygulamaysa, ona farz denir. Cuma da böyledir: Peygamber Efendimiz Medine’ye hicret ettiğinde yaptığı ilk işlerden biri Cuma namazı kıldırmaktır. Ondan sonra da vefatına kadar hiç terk etmemiştir.

Peki neden farz? Çünkü Cuma, dağınık zihinleri haftada bir aynı kıblede toplar. Zengin-fakir, müdür-işçi ayrımı olmadan omuz omuza saf tutturur. 

Hutbe ile topluma haftalık bir yön verir; adaletten, merhametten, kul hakkından bahseder. Yani Cuma’nın farz kılınması, ferdi Allah’a yaklaştırırken toplumu da birbirine yaklaştırır. 

Kimlere farz? 

Temel şartlar bellidir: Akıllı, ergen, erkek, hür, mukim ve mazeretsiz olmak. Hasta, yolcu, kadın ve çocuk için farz değildir ama kılarlarsa sevabını alırlar. Mazeret bitince sorumluluk geri gelir. “İş yoğundu, toplantı vardı” gibi gerekçeler, İslam hukukunda Cuma’yı düşüren mazeretlerden sayılmaz. Çünkü ayet net: “Alışverişi bırakın.” Dünya işi duracak, ilahi davete icabet edilecek.

 

Bunu bir yük gibi görmek yerine şöyle düşün: Patron sana haftada bir “gel, 1 saat benimle otur, dertleşelim” dese, randevuyu erteler misin? Cuma da böyledir. Ezandan sonraki o 1 saat, haftanın 167 saatine bereket olsun diye konmuş bir parantezdir.

 

Dolayısıyla Cuma’nın farziyeti, sadece “kılmazsan günah” meselesi değil. Haftada bir kim olduğunu, kime ait olduğunu, nereye gittiğini hatırlama mecburiyetidir. Unutan insana, “unutma” diye ilahi bir alarmdır. 

 

Alarm çalınca kapatmak da bir tercih, kalkıp abdest almak da. Ama unutma: Farz, tercih değil sorumluluktur.

Araştırmacı ve Hayat yazarları Hüseyin DENİZ

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ordumanset.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.