MÜSLÜMANIN ASIK SURATLI OLMASI VE YÜZ EKŞİTMESİ
Kur’an‘ın bizlere ifade ediş şekli şu şekildedir:“Yüzünü ekşitip başını çevirdi.Görme engelli o kişi geldi diye.Ama (ey Peygamber!) Sen nereden bileceksin, belki o kendini arındıracaktı.Yahut o bir öğüt alacak, bu öğüt kendisine fayda verecekti.Sen ise kendini her bakımdan ihtiyaçsız görenle ilgileniyorsun.Onun arınmamasından sen sorumlu tutulmayacaksın ki!
Gönlünde Allah korkusu taşıyarak koşup sana geleni umursamıyorsun! Abese 1-10)
Kur’an’da,Abese Suresi, Peygamber’e doğrudan ikaz içeren nadir surelerden biridir.
Bu yönüyle bile çağdaş insan için çarpıcıdır. Çünkü modern toplumda liderler, yazarlar, yorumcular, kanaat önderleri, akademisyenler ve din adamları çoğu zaman eleştiriden azadedir.
Oysa bu sure, kur’an vahyinin muhatabını bile mutlak dokunulmaz olmadığını ilan eder.
İlk ayetlerde verilen mesaj açıktır: Hakikati arayanla, hakikate kapalı olanın değeri eşit değildir. Toplumsal statüsü yüksek ama kalbi kapalı birine gösterilen ilgi ile; sosyal olarak “önemsiz”, bedensel olarak “eksik” ama hakikate açık bir insan arasındaki tercih sorgulanır. Bu, ahlâkî bir devrimdir.
Elitizm Eleştirisi ve Sosyal Körlük: İbn Ümmü Mektûm (âmâ sahabi) hadisesi, sosyoloji açısından son derece öğreticidir: Modern toplumda: Güçlü olan görünürdür, zengin olan dinlenir, “menfaat” merkezdedir. Abese Suresi ise şunu söyler: Toplumun kıyısında olan, hakikatin merkezinde olabilir. Bu, çağdaş sosyolojide “merkez-çevre” ilişkisi, simgesel sermaye, toplumsal görünürlük tartışmalarının Kur’anî karşılığıdır. Engellilik ve dışlanma: Âmâ bir sahabinin merkeze alınması, Kur’an’ın: bedensel yeterliliği değil, niyet ve yönelişi esas aldığını gösterir. Bu, modern “engellilik çalışmaları”nın vardığı noktaya şaşırtıcı biçimde yakındır: Sorun bedende değil, toplumun bakışındadır. Abese Suresi, bu zihinsel eğilimi ahlâkî bir problemolarak ortaya koyar.
“Yüz ekşitme” metaforu: “Abese” kelimesi sadece fiziksel bir yüz hareketi değildir. Bu, içsel rahatsızlığın, zihinsel direncin, sabırsızlığın dışa vurumudur. Modern psikolojide bu, mikro-ifadeler üzerinden okunan bilinçdışı tutumlara karşılık gelir.
Kur’an’ın tavrı nettir: İnsan biyolojik olarak belirlenmiştir, ama ahlâkî olarak sorumludur. Bu, ne katı determinizmdir ne de sınırsız özgürlükiddiası, dengeci bir ontolojidir.
Abese Suresi bu olayı teolojik değil, bilinçsel bir problemolarak ele alır.
Sonuç: Abese Suresi, modern eğitim anlayışı ve din dili açısından son derece sarsıcı bir ölçüt ortaya koyar. Günümüz eğitim sistemleri çoğu zaman “başarı”, “verim”, “potansiyel” ve “gelecek getirisi” yüksek görünen bireylere odaklanırken; öğrenmeye istekli fakat sosyal, ekonomik ya da fiziksel sebeplerle “geri planda” kalanları ihmal edebilmektedir. Abese, bu yaklaşımı kökten eleştirir ve eğitimin merkezine niyet, yöneliş ve öğrenme ahlâkını yerleştirir. Din dili bakımından ise sure, öğretici konumda olanların muhataplarını statülerine göre değil, hakikate açıklıklarına göre değerlendirmesi gerektiğini hatırlatır.
Sert, yukarıdan bakan, seçici ve araçsallaştırıcı bir din dili yerine; sabırlı, kapsayıcı, kalbi önceleyen ve muhatabın ihtiyacına göre konuşan bir üslup önerir.
Bu yönüyle Abese Suresi, hem modern pedagojinin dışladığı “görünmez öğrenciyi” görünür kılar, hem de çağdaş din anlatımında sıkça rastlanan elitist, başarı odaklı ve mesafeli söylemin Kur’anî bir eleştirisini sunar.
Abdullah İbn Aktuna Allah Resulü her gördüğü yerde ayağa kalkar ve şöyledir Allah senin yüzünden beni azarladı demiştir.
Araştırmacı Vilayetçi yazar Hüseyin DENİZ