KADINLARIN ÇALIŞMASI FARE ZEHİRİ MİDİR?
Son zamanlarda bazı çevrelerde, kadınların çalışması sanki toplum için bir tehditmiş gibi gösterilmeye çalışılıyor. Hatta bu mesele öyle abartılıyor ki, sanki kadının emeği, alın teri ve topluma katkısı “fare zehri” gibi sunuluyor. Oysa bu yaklaşım ne İslam’ın ruhuyla bağdaşır ne de tarihimizin hakikatleriyle.
İslam, kadını hayattan koparan değil; onu iffet, vakar ve sorumluluk içinde hayatın merkezinde tutan bir dindir. Kadının çalışmasına dinen engel olacak bir hüküm yoktur. Esas olan, çalışmanın helal dairede olması, kadının onurunu koruması ve aile düzenini yıkmamasıdır. Bu ölçü erkek için de kadın için de geçerlidir. Yani mesele “kadın çalışır mı, çalışmaz mı?” sorusundan önce, “Nasıl çalışır, hangi şartlarda çalışır?” sorusudur.
İslam tarihine baktığımızda bunun en açık örneklerinden biri Hz. Hatice Validemizdir. O, Mekke’nin saygın tüccarlarından biriydi. Ticaret yapıyor, mal gönderiyor, insanlarla alışveriş yürütüyordu. Üstelik dürüstlüğü, güvenilirliği ve asaletiyle tanınıyordu. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de onun ticaret işlerinde görev almış, daha sonra da onunla evlenmiştir. Eğer kadının çalışması başlı başına yanlış olsaydı, İslam’ın ilk ve en mübarek hanımlarından biri olan Hz. Hatice’nin hayatı nasıl açıklanacaktı?
Yine Hz. Âişe Validemiz, sadece bir müminler annesi değil; aynı zamanda ilim ve rivayet sahasında ümmetin en büyük kaynaklarından biridir. Binlerce hadis onun mübarek ağzından nakledilmiş, sahabiler ona gelip dinî meselelerde soru sormuştur. Bu da bize şunu gösterir: Kadın, İslam toplumunda sadece evin içinde değil; ilimde, öğretimde, danışmada ve gerektiğinde toplumsal hizmette de yer alabilir.
Bugün de kadınlarımız öğretmenlikten doktorluğa, hemşirelikten akademisyenliğe, eczacılıktan mühendisliğe kadar pek çok alanda büyük hizmetler vermektedir. Onların emeğini küçümsemek, topluma katkılarını yok saymak adaletle bağdaşmaz. Çünkü bir toplumun kalkınması, kadın ve erkeğin birlikte, birbirini tamamlayarak çalışmasıyla mümkündür.
Elbette İslam, kadının çalışmasını sınırsız ve ölçüsüz bir serbestlik olarak da görmez. Mahremiyet, edep, aile sorumluluğu ve helal kazanç gibi temel ilkeler vardır. Fakat bu ilkeler, kadının çalışmasına engel değil; aksine onu daha anlamlı, daha değerli ve daha bereketli kılan ölçülerdir.
Unutmayalım ki İslam, kadını değersizleştiren değil; ona hak, haysiyet ve sorumluluk veren bir dindir. Kadının çalışmasını “fare zehri” gibi göstermek, hem dine hem de kadının emeğine haksızlıktır. Asıl zehir; cehalet, önyargı ve dinin ruhunu dar kalıplara hapsetmektir.
Sonuç olarak, kadınların çalışması bir tehdit değil; doğru şartlarda olduğunda bir rahmettir, bir berekettir, bir toplumsal güçtür. Hz. Hatice’nin ticareti, Hz. Âişe’nin ilmi bize bunu açıkça öğretmektedir. İslam’ın ölçüsü bellidir: Helal dairede, edep içinde, aileyi ve toplumu koruyarak çalışmak. İşte gerçek denge budur.
Kadın sağlıcakla…!
Hüseyin DENİZ
Araştırmacı ve ilahiyatçı yazar