aya değil, sadece alkışlayanlara bakar hâle gelir.
Eskiler ne güzel söylemiş:
“Kel kafaya şimşir tarak…”
Yani ortada ne bir meziyet vardır ne de övünülecek bir durum… Ama kişi öyle bir havaya girer ki sanki dünyanın merkezi kendisi sanır. Oysa insanın gerçek değeri; gösterişinde değil, tevazusunda saklıdır.
Bugün bazı kimselere bakıyoruz;
Dün sıradan bir hayat yaşarken, bugün biraz para pul ve makam görünce burnu Kaf Dağı’na çıkıyor.
Selam vermeyi küçüklük sayıyor,
İnsanlara tepeden bakıyor,
Kendisini bulunmaz Hint kumaşı zannediyor.
Be adam!
Biz senin esameni de biliriz, evveliyatını da biliriz.
Nereden geldiğini, hangi yollardan geçtiğini unutma.
Dün kapısında beklediğin insanların bugün yüzüne bakmaz hâle gelmek sana büyüklük kazandırmaz.
Asıl büyüklük;
Makam sahibi olunca değişmemektedir.
İmkân bulunca şımarmamaktadır.
İnsanların gönlünü kırmadan yaşayabilmektedir.
Kibirli insanın en büyük yanlışı şudur:
Kendisini herkesten üstün görür ama aslında insanların gözünde küçüldüğünün farkında değildir.
Çünkü toplum, mütevazı insanı bağrına basar; böbürlenen kişiden ise zamanla uzaklaşır.
Unutulmamalıdır ki;
Bugün alkışlananlar yarın unutulur,
Bugün kibirle yürüyenler yarın yalnız kalır.
Dünya kimseye baki değildir.
Onun için insan;
Ne malıyla övünmeli,
Ne makamıyla böbürlenmeli,
Ne de çevresine karşı kibir abidesi kesilmelidir.
Zira kibir, insanı yükseltmez…
Tam aksine, içten içe çürütür.
Ve sonunda insanlar arkasından şu sözü söyler:
“Kel kafaya şimşir tarak…”
Hüseyin DENİZ
Araştırmacı ve ilahiyatçı yazar