MÜNAFIKLIK!!!
Ne bileyim insanların içini?
Kim iyi, kim kötü… Kim samimi, kim sahte… Kim dost, kim düşman… İnsanların yüzlerine bakarak artık bunları anlamak mümkün değil.
Şeytanı, meleği, ifriti, cini… Hepsi beyazlara bürünmüş gibi! Kimin ne olduğunu, ne düşündüğünü, hangi niyetle yaklaştığını seçemiyoruz.
Velhasıl, eskiden iki yüzlü insanlar vardı. Şimdi ise hangi yüzüne konuşacağımızı bilemediğimiz insanlar var!
Maskeler çoğaldıkça yüzler birbirine benziyor. Gülüşler sahte, sözler süslü, davranışlar menfaat kokuyor. İnsanların gerçek karakteri ise ancak menfaat bittiğinde ortaya çıkıyor.
Çünkü menfaat varken herkes dosttur. Herkes kardeştir. Herkes iyi insandır. Herkes yanınızdadır. Fakat menfaat sona erdiğinde maskeler düşer, gerçek yüzler ortaya çıkar.
İşte o zaman anlarsınız; kimin sizi gerçekten sevdiğini, kimin sadece işine geldiği için yanınızda durduğunu…
Münafıklık, insanın diliyle kalbinin, sözüyle özünün, görünüşüyle gerçeğinin birbirinden farklı olmasıdır. Kur’an-ı Kerim, münafıkların tehlikesine dikkat çekmiş ve onların dış görünüşlerine aldanılmaması gerektiğini bildirmiştir.
Çünkü insanı sadece dış görünüşüyle değerlendirmek büyük bir yanılgıdır.
Bir insan güzel konuşabilir ama kötü niyet taşıyabilir.
Dindar görünebilir ama Allah’tan korkmayabilir.
Dost gibi yaklaşabilir ama fırsatını bulduğunda sırtınızdan vurabilir.
Ahlaktan bahsedebilir ama kendi hayatında ahlaktan eser olmayabilir.
İnsan, söylediği sözlerle değil; zor zamanda gösterdiği tavırla tanınır.
Karakter; herkes sizi alkışlarken değil, kimse görmezken ortaya çıkar.
Şahsiyet; menfaat elde ederken değil, menfaat kaybederken belli olur.
İman; sadece dilde söylenen sözlerle değil, hayatın her alanında yaşanan hakikatle anlaşılır.
Ne yazık ki bugün insanların birçoğu, olduğu gibi görünmüyor; göründüğü gibi de olmuyor.
Bir başka yüzüyle dost, bir başka yüzüyle düşman…
Bir başka yüzüyle dindar, bir başka yüzüyle günahkâr…
Bir başka yüzüyle merhametli, bir başka yüzüyle zalim…
Bu yüzden insan, önce kendisine bakmalıdır.
Ben kimim?
Benim sözüm ile özüm aynı mı?
İnsanların yanında başka, yalnız kaldığımda başka biri miyim?
Allah’ın huzurunda taşıdığım kimlik ile insanların karşısında taşıdığım kimlik aynı mı?
Çünkü en büyük tehlike, başkalarının maskesini görmek değil; kendi maskemizi fark edememektir.
İnsan önce karakter sahibi olmalı…
Şahsiyet sahibi olmalı…
Sözüne güvenilir, emanete sadık, adaletten ayrılmaz, hakkı söylemekten korkmaz olmalıdır.
Zira insanın gerçek değeri; makamıyla, parasıyla, şöhretiyle, çevresinin kalabalığıyla ölçülmez.
İnsanın gerçek değeri, kimse görmezken nasıl bir insan olduğuyla ölçülür.
Ben de bazen bu kadar maskenin, bu kadar sahte gülüşün, bu kadar menfaat ilişkisinin arasında kendimi bulamıyorum.
Ama şunu biliyorum:
Herkes değişse de insan değişmemeli.
Herkes menfaati için eğilse de insan hak karşısında eğilmeli.
Herkes maske taksa da insan yüzünü Allah’a karşı saklayamayacağını unutmamalı.
Çünkü insan herkesi kandırabilir…
Ama Allah’ı kandıramaz.
Günün sonunda bütün maskeler düşecek, bütün hesaplar görülecek, bütün gizli niyetler ortaya çıkacaktır.
O gün insanın yanında ne parası olacak, ne makamı, ne şöhreti…
Sadece imanı, ameli ve gerçek şahsiyeti kalacaktır.
Öyleyse gelin; insanlara güzel görünmeye değil, Allah’ın huzurunda güzel bir insan olmaya çalışalım.
Çünkü dünyada herkesin gözünü boyayabilirsiniz…
Fakat ahirette hiçbir maske sizi kurtaramaz.
Araştırmacı-Yazar
Hüseyin DENİZ