Hüseyin Deniz
Köşe Yazarı
Hüseyin Deniz
 

VAH MEMLEKETIMIN HALINE SOYAN SOYANA

VAH MEMLEKETİMİN HÂLİNE SOYAN SOYANA. Kimi dostum diyor kimi ahbap diyor maşallah memlekette malı götürmenin yolunu çok iyi biliyorlar İnsan bazen malını hırsızdan değil, kendi gafletinden kaybeder.   Çok meşhur bir  “Üç Hırsız” hikâyesi bunu çok çarpıcı bir şekilde anlatır. Bir köylü önce keçisini, sonra eşeğini, en sonunda da üzerindeki elbiselerini kaybeder. Bu olay şu şekilde gelişir:   Bir gün bir köylü, satmak üzere eşeğiyle keçisini şehre götürüyordu. Keçinin boynunda küçük bir çıngırak vardı. Yolda onu gören üç hırsız, kolay bir av bulduklarını düşündü.   İlk hırsız: — Keçiyi çalacağım, hem de köylü farkına bile varmayacak, dedi.   İkinci hırsız: — Ben de eşeğini alırım, diye ekledi.   Üçüncü hırsız ise gülümseyerek: — Bunlar kolay işler. Ben adamın üstündeki elbiseleri bile alırım, dedi.   İlk hırsız sessizce keçiye yaklaştı. Boynundaki çıngırağı çıkarıp eşeğin kuyruğuna bağladı. Sonra da keçiyi alıp uzaklaştı.   Bir süre sonra köylü arkasına baktığında keçisinin ortadan kaybolduğunu fark etti. Panikle onu aramaya başladı.   Tam o sırada ikinci hırsız yanına yaklaştı:   — Ne arıyorsun?   — Keçimi çaldılar! diye cevap verdi köylü.   Hırsız sahte bir telaşla:   — Az önce şu ormana doğru koşan bir adam gördüm. Yanında da bir keçi vardı. Hâlâ yetişebilirsin! dedi.   Köylü hemen peşine düştü. Gitmeden önce de eşeğini hırsıza emanet etti. Köylü gözden kaybolur kaybolmaz, hırsız eşeği alıp uzaklaştı.   Köylü saatler sonra geri döndüğünde ne keçisini bulabildi ne de eşeğini…   Çaresizlik içinde ağlayarak yoluna devam etti.   Derken bir bataklığın kenarında oturan, hıçkıra hıçkıra ağlayan bir adam gördü.   — Ne oldu sana? diye sordu.   Adam iç çekerek cevap verdi:   — Şehre götürmem için bana altın dolu bir kese emanet edilmişti. Dinlenmek için burada oturdum. Uyuyakalmışım. Kese suya düşmüş. Onu çıkarana yirmi altın vereceğim.   Köylünün gözleri parladı. Kendi kendine:   “Belki de Tanrı kaybettiklerimin karşılığını bana böyle verecek,” diye düşündü.   Hemen elbiselerini çıkarıp bataklığa daldı. Dakikalarca aradı ama ortada ne altın vardı ne kese…   Sudan çıktığında ise son darbeyle karşılaştı.   Elbiseleri de yok olmuştu.   Çünkü üçüncü hırsız görevini tamamlamıştı.   O gün köylü sadece keçisini ve eşeğini kaybetmedi.   Açgözlülüğün, saflığın ve kolay kazanç umudunun insana nelere mal olabileceğini de acı bir şekilde öğrendi.      Çünkü her defasında karşısındakine sorgulamadan inanır ve kolay yoldan kaybettiklerini geri kazanacağını zanneder.   Hayat da böyledir. Deprem zamanında aynen öyle oldu ahbaplar derneği ve Haluk Levent’in başında olduğu bu dernek yüklü paraları toplayıp insanları kandırarak duygu sömürüsü yaparak çatır çatır yediler   Kimi zaman bir yalan, bir vaat, bir menfaat sözü insanın aklını örter. Gerçeği araştırmak yerine duyduğuna inanır. Tedbir yerine umutla hareket eder. Sonunda ise elindekinden de olur.   Bugün de toplum olarak en büyük ihtiyacımız; aklımızı, vicdanımızı ve sağduyumuzu kaybetmemektir. Her söylenene inanmamak, her gösterilen yola sapmamak ve kolay kazanç hayaline kapılmamaktır.   Atalarımız boşuna, “Bedava peynir sadece fare kapanında olur.” dememiştir.   Unutmayalım ki insanı en çok aldatan, çoğu zaman karşısındaki değil; kendi hırsı, aceleciliği ve gafletidir.   Allah bizlere hakkı hak bilip ona uymayı, batılı batıl bilip ondan uzak durmayı nasip eylesin.   Çünkü aklını koruyan, malını da istikbalini de korur. Hüseyin DENİZ Araştırmacı ve ilahiyatçı yazar
Ekleme Tarihi: 15 Temmuz 2026 -Çarşamba
Hüseyin Deniz

VAH MEMLEKETIMIN HALINE SOYAN SOYANA

VAH MEMLEKETİMİN HÂLİNE

SOYAN SOYANA.

Kimi dostum diyor kimi ahbap diyor maşallah memlekette malı götürmenin yolunu çok iyi biliyorlar

İnsan bazen malını hırsızdan değil, kendi gafletinden kaybeder.

 

Çok meşhur bir  “Üç Hırsız” hikâyesi bunu çok çarpıcı bir şekilde anlatır. Bir köylü önce keçisini, sonra eşeğini, en sonunda da üzerindeki elbiselerini kaybeder.

Bu olay şu şekilde gelişir:

 

Bir gün bir köylü, satmak üzere eşeğiyle keçisini şehre götürüyordu. Keçinin boynunda küçük bir çıngırak vardı. Yolda onu gören üç hırsız, kolay bir av bulduklarını düşündü.

 

İlk hırsız:

— Keçiyi çalacağım, hem de köylü farkına bile varmayacak, dedi.

 

İkinci hırsız:

— Ben de eşeğini alırım, diye ekledi.

 

Üçüncü hırsız ise gülümseyerek:

— Bunlar kolay işler. Ben adamın üstündeki elbiseleri bile alırım, dedi.

 

İlk hırsız sessizce keçiye yaklaştı. Boynundaki çıngırağı çıkarıp eşeğin kuyruğuna bağladı. Sonra da keçiyi alıp uzaklaştı.

 

Bir süre sonra köylü arkasına baktığında keçisinin ortadan kaybolduğunu fark etti. Panikle onu aramaya başladı.

 

Tam o sırada ikinci hırsız yanına yaklaştı:

 

— Ne arıyorsun?

 

— Keçimi çaldılar! diye cevap verdi köylü.

 

Hırsız sahte bir telaşla:

 

— Az önce şu ormana doğru koşan bir adam gördüm. Yanında da bir keçi vardı. Hâlâ yetişebilirsin! dedi.

 

Köylü hemen peşine düştü. Gitmeden önce de eşeğini hırsıza emanet etti. Köylü gözden kaybolur kaybolmaz, hırsız eşeği alıp uzaklaştı.

 

Köylü saatler sonra geri döndüğünde ne keçisini bulabildi ne de eşeğini…

 

Çaresizlik içinde ağlayarak yoluna devam etti.

 

Derken bir bataklığın kenarında oturan, hıçkıra hıçkıra ağlayan bir adam gördü.

 

— Ne oldu sana? diye sordu.

 

Adam iç çekerek cevap verdi:

 

— Şehre götürmem için bana altın dolu bir kese emanet edilmişti. Dinlenmek için burada oturdum. Uyuyakalmışım. Kese suya düşmüş. Onu çıkarana yirmi altın vereceğim.

 

Köylünün gözleri parladı. Kendi kendine:

 

“Belki de Tanrı kaybettiklerimin karşılığını bana böyle verecek,” diye düşündü.

 

Hemen elbiselerini çıkarıp bataklığa daldı. Dakikalarca aradı ama ortada ne altın vardı ne kese…

 

Sudan çıktığında ise son darbeyle karşılaştı.

 

Elbiseleri de yok olmuştu.

 

Çünkü üçüncü hırsız görevini tamamlamıştı.

 

O gün köylü sadece keçisini ve eşeğini kaybetmedi.

 

Açgözlülüğün, saflığın ve kolay kazanç umudunun insana nelere mal olabileceğini de acı bir şekilde öğrendi.

 

 

 Çünkü her defasında karşısındakine sorgulamadan inanır ve kolay yoldan kaybettiklerini geri kazanacağını zanneder.

 

Hayat da böyledir.

Deprem zamanında aynen öyle oldu ahbaplar derneği ve Haluk Levent’in başında olduğu bu dernek yüklü paraları toplayıp insanları kandırarak duygu sömürüsü yaparak çatır çatır yediler

 

Kimi zaman bir yalan, bir vaat, bir menfaat sözü insanın aklını örter. Gerçeği araştırmak yerine duyduğuna inanır. Tedbir yerine umutla hareket eder. Sonunda ise elindekinden de olur.

 

Bugün de toplum olarak en büyük ihtiyacımız; aklımızı, vicdanımızı ve sağduyumuzu kaybetmemektir. Her söylenene inanmamak, her gösterilen yola sapmamak ve kolay kazanç hayaline kapılmamaktır.

 

Atalarımız boşuna, “Bedava peynir sadece fare kapanında olur.” dememiştir.

 

Unutmayalım ki insanı en çok aldatan, çoğu zaman karşısındaki değil; kendi hırsı, aceleciliği ve gafletidir.

 

Allah bizlere hakkı hak bilip ona uymayı, batılı batıl bilip ondan uzak durmayı nasip eylesin.

 

Çünkü aklını koruyan, malını da istikbalini de korur.

Hüseyin DENİZ

Araştırmacı ve ilahiyatçı yazar

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ordumanset.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.