Hüseyin Deniz
Köşe Yazarı
Hüseyin Deniz
 

YALAKALIĞIN KOKUSU, INSANLIĞIN BITTIĞI YERDEN GELIR

YALAKALIĞIN KOKUSU, İNSANLIĞIN ÇÜRÜDÜĞÜ YERDEN GELİR! Yalakalığın bu kadarına da pes doğrusu…. Bazı insanlar vardır…   Onların bir inancı yoktur; çıkarları vardır. Bir duruşları yoktur; menfaatleri vardır. Bir şahsiyetleri yoktur; karşılarında kim varsa ona göre şekil alan yüzleri vardır.   Bunlar insan değil, adeta menfaatin rüzgârıyla yön değiştiren canlı pusulalardır.   Kimin önünde eğileceklerini, kimin yanında susacaklarını, kime karşı konuşacaklarını vicdanları değil; çıkar hesapları belirler.   Papazı görünce hacı kesilenler… Hahamı görünce sinagogun kapısında saf tutanlar… İmamı görünce caminin yolunu hatırlayanlar…   İnsanın midesini bulandıran da işte budur!   Çünkü inanç; seyirlik bir gösteri değildir. Din; makam sahiplerinin gönlünü hoş etmek için boyna takılan bir madalya değildir. İbadet; güçlü gördüğünün gölgesine sığınmak, kudret sahibinin karşısında eğilip bükülmek hiç değildir.   İman, kalabalıkların önünde oynanan bir tiyatro; ahlâk ise menfaat bitince çıkarılıp bir kenara bırakılan bir elbise değildir.   İnsan, kim görürse görsün aynı insan olmalıdır.   Camide başka, kilisede başka, sinagogda başka; zenginin karşısında başka, fakirin karşısında başka; güçlünün yanında başka, mazlumun yanında başka bir yüz takınanlara sormak gerekir:   Sizin gerçek yüzünüz hangisi?   Yoksa siz, yüzünüzü aynaya göre değil; karşınızdaki kişinin makamına göre mi değiştiriyorsunuz?   Dün yere göğe sığdıramadığını bugün yerin dibine sokanlar… Dün “efendim” diye el pençe divan durduğu kişiye, bugün arkasından kin ve nefret kusanlar… Güç kimdeyse onun yanında saf tutanlar… Rüzgâr hangi yönden eserse o tarafa dönenler…   Bunların adına dava adamı denmez.   Bunların adına sadakat denmez.   Bunların adına iman, ahlâk ve şahsiyet hiç denmez.   Bunların adı, yalakalık düzeninin gönüllü neferleridir.   Yalakanın dili uzundur; fakat omurgası kısadır.   Çok konuşur ama hiçbir sözü kendisine ait değildir. Çünkü cümlelerini vicdanı değil, menfaati kurar.   Her kapının eşiğinde başka bir hâle bürünür. Her makam sahibinin karşısında başka bir dil kullanır. Her güçlüye “aslan”, her güçsüze “hiç” muamelesi yapar.   Kendisine fayda sağlayana “büyük adam” der; önünde eğilmediğine “kibirli” damgası vurur.   Oysa mesele şudur:   Yalaka, aslında karşısındakini değil; kendi şahsiyetini küçültür.   Her eğilişinde biraz daha küçülür. Her yaranma çabasında biraz daha tükenir. Her menfaat uğruna değiştirdiği sözde, kendi karakterinden bir parça daha kaybeder.   Ve gün gelir…   İnsanların karşısında hâlâ ayakta durduğunu zanneder.   Oysa çoktan kendi şahsiyetinin enkazı altında kalmıştır.   Çünkü insanı yükselten makam değildir.   Makamın içinde nasıl durduğudur.   İnsan, gücün karşısında eğilmekle büyümez. Kalabalığın alkışıyla değer kazanmaz. Birilerinin gözüne girmek için kendisini küçültmekle adam olmaz.   İnsanı insan yapan; kimsenin görmediği yerde de doğru kalabilmesidir.   Bugün söylediğini yarın inkâr etmemektir. Menfaati bitince dostluğunu bitirmemektir. Güçlüye karşı eğilip, güçsüze karşı kabarmamaktır.   Çünkü gerçek şahsiyet, insanın kimseye ihtiyacı olmadığı zaman değil; ihtiyacı olduğu hâlde eğilmediği zaman ortaya çıkar.   Yalakalık, insanın önce dilini çürütür.   Sonra karakterini…   En sonunda da şahsiyetini.   İnsan, bir süre sonra kendi yalanlarına öyle alışır ki; hangi yüzünün gerçek olduğunu kendisi de unutur.   Bir gün dindar görünür… Bir gün çağdaş… Bir gün milliyetçi… Bir gün demokrat… Bir gün mazlumun yanında…   Ama bütün bu görüntülerin altında tek bir gerçek vardır:   Menfaat nerede ise o da oradadır.   İşte bu yüzden bazı insanların kalabalıklar içinde bile yalnız kalması şaşırtıcı değildir.   Çünkü insanları kandırabilirsiniz; ama karakterinizin kokusunu gizleyemezsiniz.   Yalakalığın kokusu, insanlığın çürüdüğü yerden gelir.   Ve unutmayın:   Her önünde eğildiğiniz insan sizi adam yerine koymaz.   Bazen sizi sadece kullanır.   Her “evet” dediğiniz kişi sizi sevmez.   Bazen sadece itiraz etmeyecek kadar küçüldüğünüz için sizi yanında tutar.   Her kapıya göre şekil alan insan ise hiçbir kapının gerçek sahibi olamaz.   Çünkü kişiliğini kiraya verenlerin, sonunda kendilerine ait bir yüzleri kalmaz.   İnsan, makamın önünde değil; hakikatin önünde eğilmelidir.   İnsanın önünde değil; Allah’ın huzurunda secde etmelidir.   Çünkü makamlar geçer…   Güç el değiştirir…   Para tükenir…   Dünya döner…   Dün alkışlayanlar bugün sırtını döner.   Dün önünde eğilenler, yarın başka bir kapının eşiğinde diz çöker.   Fakat insanın ardında bıraktığı karakter, onun en uzun ömürlü mirasıdır.   Ve gün gelir…   Kimin ne olduğu ortaya çıkar.   Maskeler düşer.   Sözler susar.   Makamlar kaybolur.   Kalabalıklar dağılır.   İşte o zaman insan, kendisiyle baş başa kalır.   Ve aynaya baktığında şunu görür:   Bir ömür başkalarının gözüne girmek için yaşamış; fakat kendi gözünde değerini kaybetmiştir.   Bizim sözümüz, şahsiyetini menfaate satmayanlara…   Duruşunu makamın önünde eğmeyenlere…   İnandığını kalabalıkların alkışına göre değiştirmeyenlere…   Kimin karşısında olursa olsun insanlığını koruyanlara…   Çünkü insan her kapıya göre şekil değiştirmemelidir.   Kapılar değişebilir; fakat insanın omurgası değişmemelidir.   Rüzgârlar yön değiştirebilir; fakat insanın yönü hakikatten şaşmamalıdır.   Ve son söz:   Yalakalıkla kazanılan makam, menfaatle kurulan dostluk, gösterişle yapılan ibadet ve çıkar uğruna değiştirilen inanç; insanı büyütmez.   Sadece küçülmesini geciktirir.   Çünkü bazıları yükseldiğini zanneder…   Oysa yalnızca daha yüksek bir yerden düşmek için çıkmıştı Kalın sağlıcakla..! Hüseyin DENİZ Araştırmacı ve ilahiyat yazar
Ekleme Tarihi: 28 Temmuz 2026 -Salı
Hüseyin Deniz

YALAKALIĞIN KOKUSU, INSANLIĞIN BITTIĞI YERDEN GELIR

YALAKALIĞIN KOKUSU, İNSANLIĞIN ÇÜRÜDÜĞÜ YERDEN GELİR!

Yalakalığın bu kadarına da pes doğrusu….

Bazı insanlar vardır…

 

Onların bir inancı yoktur; çıkarları vardır.

Bir duruşları yoktur; menfaatleri vardır.

Bir şahsiyetleri yoktur; karşılarında kim varsa ona göre şekil alan yüzleri vardır.

 

Bunlar insan değil, adeta menfaatin rüzgârıyla yön değiştiren canlı pusulalardır.

 

Kimin önünde eğileceklerini, kimin yanında susacaklarını, kime karşı konuşacaklarını vicdanları değil; çıkar hesapları belirler.

 

Papazı görünce hacı kesilenler…

Hahamı görünce sinagogun kapısında saf tutanlar…

İmamı görünce caminin yolunu hatırlayanlar…

 

İnsanın midesini bulandıran da işte budur!

 

Çünkü inanç; seyirlik bir gösteri değildir.

Din; makam sahiplerinin gönlünü hoş etmek için boyna takılan bir madalya değildir.

İbadet; güçlü gördüğünün gölgesine sığınmak, kudret sahibinin karşısında eğilip bükülmek hiç değildir.

 

İman, kalabalıkların önünde oynanan bir tiyatro; ahlâk ise menfaat bitince çıkarılıp bir kenara bırakılan bir elbise değildir.

 

İnsan, kim görürse görsün aynı insan olmalıdır.

 

Camide başka, kilisede başka, sinagogda başka; zenginin karşısında başka, fakirin karşısında başka; güçlünün yanında başka, mazlumun yanında başka bir yüz takınanlara sormak gerekir:

 

Sizin gerçek yüzünüz hangisi?

 

Yoksa siz, yüzünüzü aynaya göre değil; karşınızdaki kişinin makamına göre mi değiştiriyorsunuz?

 

Dün yere göğe sığdıramadığını bugün yerin dibine sokanlar…

Dün “efendim” diye el pençe divan durduğu kişiye, bugün arkasından kin ve nefret kusanlar…

Güç kimdeyse onun yanında saf tutanlar…

Rüzgâr hangi yönden eserse o tarafa dönenler…

 

Bunların adına dava adamı denmez.

 

Bunların adına sadakat denmez.

 

Bunların adına iman, ahlâk ve şahsiyet hiç denmez.

 

Bunların adı, yalakalık düzeninin gönüllü neferleridir.

 

Yalakanın dili uzundur; fakat omurgası kısadır.

 

Çok konuşur ama hiçbir sözü kendisine ait değildir.

Çünkü cümlelerini vicdanı değil, menfaati kurar.

 

Her kapının eşiğinde başka bir hâle bürünür.

Her makam sahibinin karşısında başka bir dil kullanır.

Her güçlüye “aslan”, her güçsüze “hiç” muamelesi yapar.

 

Kendisine fayda sağlayana “büyük adam” der;

önünde eğilmediğine “kibirli” damgası vurur.

 

Oysa mesele şudur:

 

Yalaka, aslında karşısındakini değil; kendi şahsiyetini küçültür.

 

Her eğilişinde biraz daha küçülür.

Her yaranma çabasında biraz daha tükenir.

Her menfaat uğruna değiştirdiği sözde, kendi karakterinden bir parça daha kaybeder.

 

Ve gün gelir…

 

İnsanların karşısında hâlâ ayakta durduğunu zanneder.

 

Oysa çoktan kendi şahsiyetinin enkazı altında kalmıştır.

 

Çünkü insanı yükselten makam değildir.

 

Makamın içinde nasıl durduğudur.

 

İnsan, gücün karşısında eğilmekle büyümez.

Kalabalığın alkışıyla değer kazanmaz.

Birilerinin gözüne girmek için kendisini küçültmekle adam olmaz.

 

İnsanı insan yapan; kimsenin görmediği yerde de doğru kalabilmesidir.

 

Bugün söylediğini yarın inkâr etmemektir.

Menfaati bitince dostluğunu bitirmemektir.

Güçlüye karşı eğilip, güçsüze karşı kabarmamaktır.

 

Çünkü gerçek şahsiyet, insanın kimseye ihtiyacı olmadığı zaman değil; ihtiyacı olduğu hâlde eğilmediği zaman ortaya çıkar.

 

Yalakalık, insanın önce dilini çürütür.

 

Sonra karakterini…

 

En sonunda da şahsiyetini.

 

İnsan, bir süre sonra kendi yalanlarına öyle alışır ki; hangi yüzünün gerçek olduğunu kendisi de unutur.

 

Bir gün dindar görünür…

Bir gün çağdaş…

Bir gün milliyetçi…

Bir gün demokrat…

Bir gün mazlumun yanında…

 

Ama bütün bu görüntülerin altında tek bir gerçek vardır:

 

Menfaat nerede ise o da oradadır.

 

İşte bu yüzden bazı insanların kalabalıklar içinde bile yalnız kalması şaşırtıcı değildir.

 

Çünkü insanları kandırabilirsiniz; ama karakterinizin kokusunu gizleyemezsiniz.

 

Yalakalığın kokusu, insanlığın çürüdüğü yerden gelir.

 

Ve unutmayın:

 

Her önünde eğildiğiniz insan sizi adam yerine koymaz.

 

Bazen sizi sadece kullanır.

 

Her “evet” dediğiniz kişi sizi sevmez.

 

Bazen sadece itiraz etmeyecek kadar küçüldüğünüz için sizi yanında tutar.

 

Her kapıya göre şekil alan insan ise hiçbir kapının gerçek sahibi olamaz.

 

Çünkü kişiliğini kiraya verenlerin, sonunda kendilerine ait bir yüzleri kalmaz.

 

İnsan, makamın önünde değil; hakikatin önünde eğilmelidir.

 

İnsanın önünde değil; Allah’ın huzurunda secde etmelidir.

 

Çünkü makamlar geçer…

 

Güç el değiştirir…

 

Para tükenir…

 

Dünya döner…

 

Dün alkışlayanlar bugün sırtını döner.

 

Dün önünde eğilenler, yarın başka bir kapının eşiğinde diz çöker.

 

Fakat insanın ardında bıraktığı karakter, onun en uzun ömürlü mirasıdır.

 

Ve gün gelir…

 

Kimin ne olduğu ortaya çıkar.

 

Maskeler düşer.

 

Sözler susar.

 

Makamlar kaybolur.

 

Kalabalıklar dağılır.

 

İşte o zaman insan, kendisiyle baş başa kalır.

 

Ve aynaya baktığında şunu görür:

 

Bir ömür başkalarının gözüne girmek için yaşamış; fakat kendi gözünde değerini kaybetmiştir.

 

Bizim sözümüz, şahsiyetini menfaate satmayanlara…

 

Duruşunu makamın önünde eğmeyenlere…

 

İnandığını kalabalıkların alkışına göre değiştirmeyenlere…

 

Kimin karşısında olursa olsun insanlığını koruyanlara…

 

Çünkü insan her kapıya göre şekil değiştirmemelidir.

 

Kapılar değişebilir; fakat insanın omurgası değişmemelidir.

 

Rüzgârlar yön değiştirebilir; fakat insanın yönü hakikatten şaşmamalıdır.

 

Ve son söz:

 

Yalakalıkla kazanılan makam, menfaatle kurulan dostluk, gösterişle yapılan ibadet ve çıkar uğruna değiştirilen inanç; insanı büyütmez.

 

Sadece küçülmesini geciktirir.

 

Çünkü bazıları yükseldiğini zanneder…

 

Oysa yalnızca daha yüksek bir yerden düşmek için çıkmıştı

Kalın sağlıcakla..!

Hüseyin DENİZ

Araştırmacı ve ilahiyat yazar

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ordumanset.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.