AĞIT VE MATEM CAHİLİYESİ
İnsan hayatının en büyük hakikatlerinden biri ölümdür. Ölümü hatırlayan insan, dünyaya aldanmaz; ahiret için hazırlık yapar. Bu sebeple İslam dini, kabir ziyaretini ibret almak ve ölümü hatırlamak için tavsiye etmiştir.
Ancak Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), İslam’ın ilk yıllarında kabir ziyaretini bir süre yasaklamıştır. Bunun sebebi, cahiliye döneminden kalma yanlış uygulamaların devam etmesiydi. Bazı kimseler kabirlere gittiklerinde elbiselerini yırtıyor, yüzlerini tokatlıyor, saçlarını yoluyor, feryat edip kendilerine zarar veriyorlardı. İslam ise insanın bedenini Allah’ın bir emaneti olarak görmüş ve bu tür davranışları uygun bulmamıştır.
İslam gönüllere yerleşip insanlar dinlerini öğrendikten sonra Peygamber Efendimiz kabir ziyaretine izin vermiş, hatta bunun hikmetini şöyle ifade etmiştir: “Kabirleri ziyaret ediniz. Çünkü kabir ziyareti size ahireti hatırlatır.”
Yüce Allah da Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:
“Mal, evlat ve akraba çokluğu ile övünmek sizi oyaladı. Nihayet kabirleri ziyaret edinceye kadar…” (Tekâsür Suresi)
Kabir ziyareti; gösteriş için değil, ibret almak, faniliği hatırlamak, ölenlere dua etmek ve kişinin kendi nefsini muhasebe etmesi içindir.
Ne var ki her yıl Muharrem ayında, özellikle Aşûre gününde, Kerbelâ hadisesinin acısını yaşatmak amacıyla bazı toplulukların bedenlerine vurması, kendilerine zarar vermesi, elbiselerini yırtması ve aşırı matem gösterilerinde bulunması İslam âlimleri arasında farklı şekillerde değerlendirilmiştir. İslam’ın genel ilkeleri ise, insanın kendisine zarar vermemesini ve acının ölçülü bir şekilde yaşanmasını esas alır. Çünkü can da beden de Allah’ın insana emanetidir.
Şüphesiz Kerbelâ hadisesi İslam tarihinin en acı olaylarından biridir. Hazreti Hüseyin (radıyallahu anh), Peygamber Efendimizin sevgili torunu ve Ehl-i Beyt’in mümtaz bir ferdidir. Onun ve beraberindeki masum insanların şehit edilmesi, Müslümanların yüreğinde derin bir yara açmıştır. Bu acıyı hiçbir vicdan sahibi Müslüman tasvip edemez. Kerbelâ, insanlık tarihine düşülmüş kara bir lekedir.
Ancak Hazreti Hüseyin’i sevmek; onun sabrını, takvasını, adalet anlayışını ve Allah’a bağlılığını örnek almakla olur. Sevgi, insanın kendisine zarar vermesiyle değil; onun uğruna yaşadığı değerlere sahip çıkmasıyla anlam kazanır.
Müslümanın görevi, geçmişin acılarından ibret almak; fakat bu acıları dinin ölçülerini aşan davranışlara dönüştürmemektir. Çünkü İslam, aşırılığı değil itidali; feryadı değil sabrı; kendine zarar vermeyi değil Allah’ın emanetine sahip çıkmayı emretmektedir.
Rabbimiz bizlere Ehl-i Beyt sevgisini gönlümüzde daim kılsın; onların güzel ahlakını, imanını ve teslimiyetini yaşamayı nasip eylesin. Geçmişten ibret alan, Kur’an ve sünnetin rehberliğinden ayrılmayan bir ümmet olmayı hepimize lütfetsin.
Hüseyin DENİZ
Araştırmacı ve ilahiyatçı yazar