Hüseyin Deniz
Köşe Yazarı
Hüseyin Deniz
 

SEVGİNİN GÜCÜ VE MAHİYETİ

SEVGİNİN GÜCÜ VE MAHİYETİ Sevmek nedir? Gözün gördüğünü beğenmesi mi, kulağın hoş bir sesi tercih etmesi mi, dilin bir tadı arzulaması mı? Beş duyunun her birinin sevdiği şeyler vardır. Göz güzeli sever, kulak ahengi, dil lezzeti, ten teması, burun hoş kokuyu… Fakat bunların hepsi duyuların tabiatla ve nesnelerle kurduğu ilişkiden ibaretse, sevgi yalnızca biyolojik bir eğilim olarak kalır. Oysa insanın kalbinde doğan sevgi, duyuların ötesine uzanan, daha aşkın bir hakikate yönelen bir kuvvettir. İnsan insanı sever; anne evladını, dost dostunu, karşı cins birbirini… Fakat bütün bu sevgilerin arkasında daha derin bir arayış vardır: mutlak olanı sevme ihtiyacı. Sevgi, insanın varoluş merkezidir. Kalp boşluk kabul etmez; mutlaka bir şeye yönelir. Sevgi ya Allah’a doğru yükselir ya da nesnelerde dağılır. Bu çağda sevginin en büyük dramı, istikametini kaybetmesidir. Sevgi artık çoğu zaman paraya yöneliyor, kariyere yöneliyor, görünürlüğe yöneliyor, başarıya yöneliyor. İnsanlar “işimi seviyorum” derken çoğu zaman gücü; “kendimi seviyorum” derken çoğu zaman egoyu; “özgürlüğü seviyorum” derken çoğu zaman sınırsız arzuyu kastediyor. Sevgi, mahbûbunu yüceltir; ama modern dünyada mahbûb çoğu zaman maddî hedeflerdir. Böyle olunca sevgi, insanı büyütmez; tüketir. Mü’min Allah’ı imanı kadar sever. Sevgi, nimeti hatırlamakla artar. İnsan kendisine iyilik yapana meyleder; kalpler iyilik görmeye programlıdır. Fakat modern insan nimeti çoğu zaman doğrudan Allah’a nispet etmiyor; sistemi, şansı, zekâyı veya kendi çabasını öne çıkarıyor. Böyle olunca sevgi yukarıya değil, yatay düzleme yayılıyor. Yaratıcıya yönelmesi gereken sevgi, yaratılmışlara dağılınca kalp yoruluyor. Çünkü sınırlı olan, sınırsız sevgi yükünü taşıyamaz. Sevginin hakikati, sevgilinin muradını kendi muradına tercih etmektir. Eğer sevgi sadece haz merkezli ise, sevilen şey arzu tatminiyle sınırlıdır. Fakat gerçek muhabbet, arzulara rağmen tercih etmektir. Allah için sevmek, O’nun sevdiğini sevmek, çirkin gördüğünü çirkin görmek demektir. Bu ise sevgiyi ahlâkî bir boyuta taşır. Sevgi sadece duygusal bir titreşim değil, iradî bir bağlılık hâline gelir. Bu çağın zayıflığı tam burada ortaya çıkar: sevgi iradeden kopmuş, sadece hisse indirgenmiştir. Bugün yalnızlık ve depresyonun yaygınlığı tesadüf değildir. İnsan sevmeden yaşayamaz. Fakat sevgi nesnelere, markalara, imajlara ve başarı grafiklerine yöneldiğinde insan gerçek bağ kuramaz. İletişimsizlik artar; çünkü insanlar birbirini değil, birbirinin sunduğu imkânları sever hâle gelir. Sevgi çıkarla karışınca güven zayıflar. Güven zayıflayınca insan yalnızlaşır. Yalnızlaşan insan daha çok nesneye yönelir; fakat nesne sevgiye cevap vermez. Böylece kısır bir döngü oluşur. Oysa ilahî mahiyette sevgi, insanı genişletir. Allah’ı sevmek, O’nun yarattıklarını O’nun için sevmeyi doğurur. Bu sevgi insanı bencillikten çıkarır, fedakârlığa götürür. Sevgi kalpte bir ateştir; ama bu ateş yakan değil arındıran bir ateştir. Kişi sevdiği uğruna sabreder, katlanır, tercih eder. Sevgi kalbi doldurduğunda başka sevgiler o kalpte hüküm süremez. Bu yüzden bir kalpte iki mutlak sevgi barınmaz. Ya dünya merkez olur ya Allah. Çağdaş insanın krizi, sevgiyi çoğaltmak isterken derinliğini kaybetmesidir. Çok şey seviliyor; fakat hiçbir şey için fedakârlık yapılmıyor. Sevgi sözde artmış, hakikatte azalmıştır. Sevgi artık çoğu zaman tüketim diline dönüşmüştür: “Seviyorum” demek “hoşuma gidiyor” demekle eş anlamlı hâle gelmiştir. Oysa muhabbet, hoşlanmaktan ibaret değildir; bağlılıktır, sadakattir, yöneliştir. Eğer insan insanı sevmeyecekse, Yaratıcıyı sevmeyecekse, sevgi sadece nesnelerde dağılacaksa, bu insanın varoluşsal sıkıntısını artırır. Çünkü sevgi insanı aşkın olana bağlayan köprüdür. Köprü yıkıldığında insan sadece yatay ilişkilerle yetinmek zorunda kalır. Bu da onu sınırlı olanın içine hapseder. Sınırlı olan ise sınırsız sevgi ihtiyacını karşılayamaz. Gerçek sevgi, kalbin Allah’ın muradına muvafakat etmesidir. Bu sevgi arttıkça insanın içi genişler, korkuları azalır, yalnızlığı hafifler. Çünkü sevgi insanı bağlar; ama bu bağ zincir değil emniyettir. Allah’ı seven, O’nunla bağ kuran insan için dünya daralmaz; aksine anlam kazanır. Nesneler değerini bulur; fakat ilahlaştırılmaz. İnsanlar sevilir; fakat putlaştırılmaz. Sevgi insanın özü, hayatın tohumu, kalbin direğidir. O tohum Allah’a yönelirse meyve verir; nesnelere dağılırsa kurur. Bu çağın ihtiyacı sevgiyi çoğaltmak değil, istikametini düzeltmektir. Çünkü sevgi doğru yere bağlandığında insanı diriltir; yanlış yere bağlandığında tüketir. Ve insan, sevgi olmadan yaşayamaz; fakat sevginin hakikatini kaybederse, yaşadığı hayatın anlamını da kaybeder. Araştırmacı ve ilahiyatçı yazar Hüseyin DENİZ
Ekleme Tarihi: 22 Mart 2026 -Pazar
Hüseyin Deniz

SEVGİNİN GÜCÜ VE MAHİYETİ

SEVGİNİN GÜCÜ VE MAHİYETİ Sevmek nedir? Gözün gördüğünü beğenmesi mi, kulağın hoş bir sesi tercih etmesi mi, dilin bir tadı arzulaması mı? Beş duyunun her birinin sevdiği şeyler vardır. Göz güzeli sever, kulak ahengi, dil lezzeti, ten teması, burun hoş kokuyu… Fakat bunların hepsi duyuların tabiatla ve nesnelerle kurduğu ilişkiden ibaretse, sevgi yalnızca biyolojik bir eğilim olarak kalır. Oysa insanın kalbinde doğan sevgi, duyuların ötesine uzanan, daha aşkın bir hakikate yönelen bir kuvvettir. İnsan insanı sever; anne evladını, dost dostunu, karşı cins birbirini… Fakat bütün bu sevgilerin arkasında daha derin bir arayış vardır: mutlak olanı sevme ihtiyacı.

Sevgi, insanın varoluş merkezidir. Kalp boşluk kabul etmez; mutlaka bir şeye yönelir. Sevgi ya Allah’a doğru yükselir ya da nesnelerde dağılır. Bu çağda sevginin en büyük dramı, istikametini kaybetmesidir. Sevgi artık çoğu zaman paraya yöneliyor, kariyere yöneliyor, görünürlüğe yöneliyor, başarıya yöneliyor. İnsanlar “işimi seviyorum” derken çoğu zaman gücü; “kendimi seviyorum” derken çoğu zaman egoyu; “özgürlüğü seviyorum” derken çoğu zaman sınırsız arzuyu kastediyor. Sevgi, mahbûbunu yüceltir; ama modern dünyada mahbûb çoğu zaman maddî hedeflerdir. Böyle olunca sevgi, insanı büyütmez; tüketir.

Mü’min Allah’ı imanı kadar sever. Sevgi, nimeti hatırlamakla artar. İnsan kendisine iyilik yapana meyleder; kalpler iyilik görmeye programlıdır. Fakat modern insan nimeti çoğu zaman doğrudan Allah’a nispet etmiyor; sistemi, şansı, zekâyı veya kendi çabasını öne çıkarıyor. Böyle olunca sevgi yukarıya değil, yatay düzleme yayılıyor. Yaratıcıya yönelmesi gereken sevgi, yaratılmışlara dağılınca kalp yoruluyor. Çünkü sınırlı olan, sınırsız sevgi yükünü taşıyamaz.

Sevginin hakikati, sevgilinin muradını kendi muradına tercih etmektir. Eğer sevgi sadece haz merkezli ise, sevilen şey arzu tatminiyle sınırlıdır. Fakat gerçek muhabbet, arzulara rağmen tercih etmektir. Allah için sevmek, O’nun sevdiğini sevmek, çirkin gördüğünü çirkin görmek demektir. Bu ise sevgiyi ahlâkî bir boyuta taşır. Sevgi sadece duygusal bir titreşim değil, iradî bir bağlılık hâline gelir. Bu çağın zayıflığı tam burada ortaya çıkar: sevgi iradeden kopmuş, sadece hisse indirgenmiştir.

Bugün yalnızlık ve depresyonun yaygınlığı tesadüf değildir. İnsan sevmeden yaşayamaz. Fakat sevgi nesnelere, markalara, imajlara ve başarı grafiklerine yöneldiğinde insan gerçek bağ kuramaz. İletişimsizlik artar; çünkü insanlar birbirini değil, birbirinin sunduğu imkânları sever hâle gelir. Sevgi çıkarla karışınca güven zayıflar. Güven zayıflayınca insan yalnızlaşır. Yalnızlaşan insan daha çok nesneye yönelir; fakat nesne sevgiye cevap vermez. Böylece kısır bir döngü oluşur.

Oysa ilahî mahiyette sevgi, insanı genişletir. Allah’ı sevmek, O’nun yarattıklarını O’nun için sevmeyi doğurur. Bu sevgi insanı bencillikten çıkarır, fedakârlığa götürür. Sevgi kalpte bir ateştir; ama bu ateş yakan değil arındıran bir ateştir. Kişi sevdiği uğruna sabreder, katlanır, tercih eder. Sevgi kalbi doldurduğunda başka sevgiler o kalpte hüküm süremez. Bu yüzden bir kalpte iki mutlak sevgi barınmaz. Ya dünya merkez olur ya Allah.

Çağdaş insanın krizi, sevgiyi çoğaltmak isterken derinliğini kaybetmesidir. Çok şey seviliyor; fakat hiçbir şey için fedakârlık yapılmıyor. Sevgi sözde artmış, hakikatte azalmıştır. Sevgi artık çoğu zaman tüketim diline dönüşmüştür: “Seviyorum” demek “hoşuma gidiyor” demekle eş anlamlı hâle gelmiştir. Oysa muhabbet, hoşlanmaktan ibaret değildir; bağlılıktır, sadakattir, yöneliştir.

Eğer insan insanı sevmeyecekse, Yaratıcıyı sevmeyecekse, sevgi sadece nesnelerde dağılacaksa, bu insanın varoluşsal sıkıntısını artırır. Çünkü sevgi insanı aşkın olana bağlayan köprüdür. Köprü yıkıldığında insan sadece yatay ilişkilerle yetinmek zorunda kalır. Bu da onu sınırlı olanın içine hapseder. Sınırlı olan ise sınırsız sevgi ihtiyacını karşılayamaz.

Gerçek sevgi, kalbin Allah’ın muradına muvafakat etmesidir. Bu sevgi arttıkça insanın içi genişler, korkuları azalır, yalnızlığı hafifler. Çünkü sevgi insanı bağlar; ama bu bağ zincir değil emniyettir. Allah’ı seven, O’nunla bağ kuran insan için dünya daralmaz; aksine anlam kazanır. Nesneler değerini bulur; fakat ilahlaştırılmaz. İnsanlar sevilir; fakat putlaştırılmaz.

Sevgi insanın özü, hayatın tohumu, kalbin direğidir. O tohum Allah’a yönelirse meyve verir; nesnelere dağılırsa kurur. Bu çağın ihtiyacı sevgiyi çoğaltmak değil, istikametini düzeltmektir. Çünkü sevgi doğru yere bağlandığında insanı diriltir; yanlış yere bağlandığında tüketir. Ve insan, sevgi olmadan yaşayamaz; fakat sevginin hakikatini kaybederse, yaşadığı hayatın anlamını da kaybeder.

Araştırmacı ve ilahiyatçı yazar Hüseyin DENİZ

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ordumanset.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.