DOMUZ ETİ NEDEN HARAMDIR.?
İslam açısından burada en önemli nokta şudur:
Bir şeyin haram olması için insanın mutlaka onun bütün hikmetlerini bilmesi gerekmez.
Allah Teâlâ bir şeyi yasaklamışsa, mümin önce Allah’ın hükmüne teslim olur.
Çünkü insanın bilgisi sınırlıdır.
Bugün faydalı sandığımız bir şeyin zararını yarın öğrenebiliriz. Zararlı sandığımız bir şeyin başka bir yönünü ise daha sonra anlayabiliriz.
Fakat Allah’ın ilmi sınırsızdır.
Kur’an, domuz etini yalnızca yasaklamakla kalmaz; En‘âm sûresi 145. ayette onu “rics”, yani pis/murdar olarak niteler.
Buradaki mesaj açıktır:
Müslüman, sofrasına koyduğu lokmanın helâl ve temiz olmasına dikkat edecektir.
Çünkü lokma sadece mideye giren bir yiyecek değildir.
Lokma;
ahlaka,
davranışlara,
ibadete,
aile hayatına,
vicdana ve kul hakkına kadar uzanan bir meselenin parçasıdır.
⸻
SADECE ETİ Mİ?
Burada önemli bir ayrıntıya dikkat etmek gerekir.
Kur’an ayetlerinde açıkça “domuz eti” ifadesi geçmektedir. Ancak İslam hukukçuları, diğer delilleri ve ayetlerdeki nitelemeleri de değerlendirerek hükmü domuzun diğer parçalarına da genişletmişlerdir.
Diyanet’in açıklamasında, fakih ve müfessirlerin evcil veya yabani domuzun kemiği, yağı ve sütü dahil bütünüyle haram olduğuna hükmettiği belirtilmektedir. Ayrıca domuzdan yalnızca yemek amacıyla değil, başka şekillerde yararlanma konusunda da fıkhî değerlendirmeler bulunmaktadır.(kaynak diyanet il meali)
Bu nedenle Müslüman için mesele yalnızca:
“Domuz eti yiyor muyum?”
sorusundan ibaret değildir.
Asıl soru şudur:
“Tükettiğim veya kullandığım ürünün içerisinde domuz kaynaklı bir madde var mı?”
⸻
GÜNÜMÜZDE DAHA DİKKATLİ OLMALIYIZ
Bugün gıda teknolojisi çok gelişmiştir.
Et ürünleri, jelatinler, katkı maddeleri, kapsüller, kozmetik ürünleri, bazı ilaç ve yardımcı maddeler, deri ürünleri ve çeşitli endüstriyel ürünlerde hayvansal kaynaklı maddeler kullanılabilmektedir.
Bu noktada Müslümanın yapması gereken şey paniğe kapılmak değil, bilinçli tüketici olmaktır.
Ürünün içeriğini okumak,
kaynağını araştırmak,
şüpheli maddeleri sormak,
gerekirse güvenilir dinî uzmanlara danışmak gerekir.
Diyanet de domuzdan kaçınma konusunda kapsamlı bir haramlık görüşünün bulunduğunu belirtmekle birlikte, özellikle deri ve kıl gibi bazı kullanım alanlarında fıkhî görüş ayrılıklarının bulunduğunu ifade etmektedir.
Demek ki mesele kulaktan dolma bilgilerle değil, ilimle ele alınmalıdır.
⸻
“DOMUZ ETİ KISKANÇLIĞI YOK EDER” İDDİASI
Burada çok önemli bir noktaya da açıklık getirmek gerekir.
Toplumda zaman zaman:
“Domuz eti yiyen insanda kıskançlık duygusu azalır.”
“Domuz eti yiyen erkek eşini kıskanmaz.”
şeklinde sözler söylenmektedir.
Ancak bu tür ifadeleri kesin dinî hüküm veya bilimsel gerçek gibi sunmak doğru değildir.
İslam’ın domuz etini haram kılmasının temel dayanağı, “insanı kıskançlıktan uzaklaştırması” değildir.
Temel dayanak, Allah’ın açık hükmüdür.
Kur’an’ın ortaya koyduğu gerçek budur.
Dolayısıyla domuz etiyle insan karakteri arasında “kesin olarak şu davranış meydana gelir” şeklindeki iddiaları ayrıca bilimsel delillerle ispatlamak gerekir.
Haramlığın hikmeti ile haramlığın kendisi birbirine karıştırılmamalıdır.
Bu ayrım son derece önemlidir.
⸻
PEKİ, AHLAKIMIZ NEDEN BOZULUYOR?
İşte asıl üzerinde düşünmemiz gereken mesele buradadır.
Bugün toplumda aile bağlarının zayıflaması,
sadakatin azalması,
mahremiyet duygusunun yara alması,
gözlerin harama alışması,
ihanetin sıradanlaştırılması,
iffet ve haya duygusunun küçümsenmesi,
“özgürlük” adı altında her türlü sınırın kaldırılmak istenmesi…
Bütün bunları tek başına bir yiyeceğe bağlamak doğru değildir.
İslam’ın ahlak anlayışı çok daha geniştir.
Kur’an insana iffeti, haya duygusunu, sadakati, emaneti, doğruluğu ve aileyi korumayı öğretir.
Dolayısıyla toplumun ahlaki yapısını konuşacaksak, sadece tabağa değil;
kalbe, göze, dile, kazanca, aileye ve eğitime de bakmalıyız.
Çünkü insanı sadece yediği değil, inandığı, düşündüğü, baktığı, dinlediği ve yaşadığı hayat da şekillendirir.
⸻
HELÂL LOKMA, TEMİZ HAYAT
İslam’ın yiyecek konusundaki hassasiyeti boşuna değildir.
Kur’an:
“Ey insanlar! Yeryüzündeki helâl ve temiz şeylerden yiyin…” buyurur. (Bakara, 2/168)
Bir başka ayette ise:
“Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yiyin ve Allah’a şükredin.” (Bakara, 2/172)
buyrulmaktadır. (Diyanet Kur’an)
Demek ki Müslüman için mesele sadece karnını doyurmak değildir.
Ne yediğine dikkat etmek de kulluğun bir parçasıdır.
Kazancın helâl olacak.
Lokman helâl olacak.
Sofran temiz olacak.
Niyetin temiz olacak.
Dilinden çıkan söz temiz olacak.
Kalbindeki düşünceler temiz olacak.
Çünkü İslam, insanın hayatını parçalara ayırmaz.
Sofrada Müslüman, iş yerinde Müslüman, ailede Müslüman, sokakta Müslüman, ticarette Müslüman olmak gerekir.
⸻
HARAMA GİDEN YOLU KÜÇÜMSEMEYELİM
Bir insanın:
“Bir kereden bir şey olmaz.”
“Bunda ne var?”
“Kim anlayacak?”
“Zaten herkes yapıyor.”
demesi, haram karşısındaki hassasiyetin kaybolmaya başladığını gösterir.
Oysa mümin için ölçü çoğunluğun yaptığı değildir.
Ölçü Allah’ın koyduğu hükümdür.
Bir şey toplumda yaygınlaşınca helâl olmaz.
Bir şey moda hâline gelince meşru olmaz.
Bir şey ekonomik olarak kazançlı hâle gelince temiz olmaz.
Helâl, Allah’ın helâl kıldığıdır. Haram da Allah’ın haram kıldığıdır.
⸻
ZARURETİN DE BİR ÖLÇÜSÜ VARDIR
Kur’an’ın bu konudaki hükmü aynı zamanda İslam’ın kolaylık ve merhamet yönünü de gösterir.
Bakara 173. ayette, insanın gerçek bir zaruret içinde kalması durumunda, haksızlığa sapmamak ve sınırı aşmamak şartıyla günah olmayacağı bildirilmiştir. (Diyanet Kur’an)
Yani İslam’ın haram anlayışı, insanı çaresiz bırakmak üzerine kurulmuş değildir.
Fakat zaruret ile keyif birbirine karıştırılmamalıdır.
Zaruret, harama mazeret üretmenin adı değildir.
⸻
MÜSLÜMANIN SOFRASINDA BİR ÖLÇÜ OLMALIDIR
Bugün market rafları sayısız ürünle dolu.
Ambalaj güzel olabilir.
Reklam etkileyici olabilir.
Fiyat cazip olabilir.
Ama Müslüman önce şunu sormalıdır:
“Bu helâl mi?”
İşte gerçek bilinç budur.
Çünkü Müslüman için hayatın ölçüsü sadece:
“Canım istiyor mu?”
değildir.
Asıl soru:
“Allah bundan razı mı?”
olmalıdır.
⸻
SON SÖZ
Domuz eti konusunda Kur’an’ın hükmü açıktır.
Allah Teâlâ bunu farklı surelerde açıkça haram kılmıştır. Bu nedenle Müslümanın görevi, haramı küçümsememek ve helâl-haram konusunda bilinçli yaşamaktır. (Diyanet Kur’an)
Fakat bunun yanında şunu da unutmamalıyız:
Toplumdaki ahlaki bozulmanın bütün sebeplerini tek bir yiyeceğe bağlamak doğru değildir.
Ahlak;
ailede,
okulda,
camide,
sokakta,
ekranda,
arkadaş çevresinde,
kazançta,
eğitimde
ve en önemlisi insanın kendi vicdanında şekillenir.
Müslüman, tabağını olduğu kadar kalbini de temiz tutmalıdır.
Çünkü mesele yalnızca ne yediğimiz değil; yediğimiz lokmanın bizi nasıl bir insan olmaya götürdüğüdür.
Helâl lokma, temiz vicdan; temiz vicdan, güzel ahlak ister.
Ve unutmayalım:
Allah’ın haram kıldığına “neden?” diye itiraz etmek yerine, önce “Rabbim bunu yasakladı; ben bundan nasıl uzak durabilirim?” diyebilmek teslimiyetin gereğidir.
Araştırmacı ve ilahiyatçı yazar
Hüseyin DENİZ