İSLAM SAMİMİYET VE TESLİMİYETTİR
Bir Alman Türkiye’ye gelir.
Meraklı gözlerle camilere, minarelere bakar. Bir Müslüman yanına yaklaşır ve sorar:
— Kardeşim, yabancı mısın?
— Evet, Almanım.
— Camilere neden böyle meraklı meraklı bakıyorsun?
— Müslüman olmayı düşünüyorum. Bunların Allah’ın evi olduğunu söylüyorlar. Doğru mu?
— Madem Müslüman olmak istiyorsun, daha ne bekliyorsun?
Adam mahcup bir şekilde:
— Müslüman olmanın şartlarını tam bilmiyorum, der.
Bizimki de işi biraz fazla basite indirerek:
— Çok kolay! Camiye gireceksin, Kelime-i Şehadet getireceksin, bir de kurban keseceksin. Hepsi bu kadar!
Adam:
— Hepsi bu kadar mı?
— Evet, hepsi bu kadar!
Adam hemen abdestini alır, camiye girer, Kelime-i Şehadet getirir. Sonra da büyükçe bir kurbanlık alır ve caminin avlusunda hayvanı kesmeye çalışır.
Fakat bir türlü başaramaz.
Oradan geçen biri dayanamaz:
— Kardeşim, bıçak mı kesmiyor, yoksa sen mi kesmeyi bilmiyorsun? Hayvanı mundar edeceksin!
Adam:
— Peki ne yapmalıyım?
— İçeride namaz kılan Müslümanlar var. Onlardan yardım iste.
Adam kanlı elbisesiyle, elinde bıçak caminin içine girer ve yüksek sesle sorar:
— İçinizde Müslüman var mı?
Cemaat, elinde bıçak ve üstü başı kanlı bu adamı görünce korkar. Hep birlikte imamı gösterirler.
İmam da şaşkınlık ve korku içinde:
— Beni Müslüman olarak gösteriyorsunuz ama… İki rekât namaz kıldırdım diye hemen Müslüman mı olduk?
İşte hikâyenin asıl ibretlik tarafı burada başlıyor.
Müslümanlık sadece bir isim değildir. İman, sadece dil ile söylenen birkaç kelimeden ibaret değildir. İslam; samimiyettir, teslimiyettir, sadakattir ve Allah’ın emirlerine boyun eğmektir.
Kelime-i Şehadet söylemek, imanın kapısını açar; fakat o kapıdan girdikten sonra insanın hayatını Allah’ın rızasına göre şekillendirmesi gerekir.
Namaz kılıp ahlâkı terk etmek, oruç tutup kul hakkına girmek, Kur’an okuyup adaletten uzaklaşmak, dilimizle Müslüman olduğumuzu söylerken davranışlarımızla bunun tam tersini yapmak, üzerinde ciddi şekilde düşünmemiz gereken bir çelişkidir.
Bugün hepimizin kendisine sorması gereken soru şudur:
“Ben Müslümanlığı sadece söylüyor muyum, yoksa gerçekten yaşıyor muyum?”
Çünkü İslam, işimize geldiğinde hatırladığımız; nefsimize ağır geldiğinde rafa kaldırdığımız bir hayat tarzı değildir.
Allah’ın emri hoşumuza gidiyorsa kabul edip hoşumuza gitmiyorsa görmezden gelmek, teslimiyet değil; nefsin dinini yaşamaktır.
İman, insanın hayatına dokunmalıdır.
Evinde, işinde, ticaretinde, komşuluğunda, ailesinde, dostluğunda, düşmanlığında, kazancında ve harcamasında kendisini göstermelidir.
Kul hakkına dikkat etmeyen, emanete sahip çıkmayan, yalan söyleyen, haksızlık yapan, insanları küçümseyen bir kimsenin sadece “Ben Müslümanım” demesi, Müslümanlığın sorumluluğunu yerine getirdiği anlamına gelmez.
Elbette hiç kimsenin imanını ölçmek, kimin Müslüman olup olmadığına hüküm vermek bizim haddimiz değildir. Kalpleri bilen yalnızca Allah’tır.
Fakat kendimizi sorgulamak hepimizin görevidir.
Çünkü mesele başkasının Müslümanlığını tartışmak değil, kendi Müslümanlığımızın hesabını verecek kadar samimi olabilmektir.
Bugün Müslümanlığımızı yeniden düşünme zamanıdır.
İslam; sadece camide değil, hayatın tamamında yaşanır.
Sadece secdede değil, insanlarla ilişkimizde de Allah’tan korkmaktır.
Sadece dilimizle “iman ettim” demek değil, gerektiğinde nefsimizden, menfaatimizden ve yanlışlarımızdan vazgeçebilmektir.
Unutmayalım:
İman sözle başlar, samimiyetle güçlenir, teslimiyetle hayat bulur ve güzel ahlâkla kendisini gösterir.
Allah bizleri adı Müslüman olanlardan değil, İslam’ı samimiyetle yaşayanlardan eylesin.
Allah sonumuzu hayreylesin.
Araştırmacı ve İlahiyatçı Yazar
Hüseyin DENİZ