ALLAH’TAN NASIL KORKMANIZ GEREKİYORSA, ÖYLE KORKUN!
Hayâ giderse edep gider, edep giderse ahlâk çöker, ahlâk çökerse toplumun temeli sarsılır!
Aziz dostlarım…
Bugün hepimizin yeniden düşünmesi gereken bir meseleyi konuşalım: Hayâ, edep, mahremiyet ve Allah korkusu!
Çünkü mesele yalnızca bir kıyafet meselesi değildir. Mesele, insanın kendisini Allah’ın huzurunda bilmesi; nefsine, gözüne, diline, bedenine ve davranışlarına sahip çıkmasıdır.
Allah Resûlü (s.a.s.), “Hayâ imandandır.” buyurmuştur. Diyanet kaynaklarında da bu hadisin, hayânın insanı günahlardan uzaklaştıran ve imanın hayata yansımasını sağlayan önemli bir ahlâkî değer olduğunu vurguladığını görüyoruz. (Diyanet)
HAYÂ, SADECE UTANMAK DEĞİLDİR!
Hayâ; insanın yalnız insanların karşısında değil, kimsenin görmediği yerde bile Allah’ın kendisini gördüğünü bilerek yaşamasıdır.
Asıl hayâ budur!
Kapılar kapandığında değişmeyen insan…
Telefonun başında yalnızken harama bakmayan insan…
Kimsenin görmediği yerde emanete ihanet etmeyen insan…
Sosyal medyada herkesin yaptığını yapmayı marifet saymayan insan…
İşte gerçek hayâ sahibi insan odur.
Çünkü Allah’tan hakkıyla hayâ etmek; yalnızca başkalarının ayıplarından utanmak değil, bütün organları günahlardan korumak, dünyanın geçici nimetlerine aldanmamak ve ölümü-hesabı unutmamaktır. Allah Resûlü’nün hayâ anlayışı tam da bu derin sorumluluğa işaret eder. (Hadislerle İslam)
ŞEYTANIN İLK HEDEFİ: MAHREMİYET
Kur’an-ı Kerim, Âdem ve Havva validemizin kıssasından hareketle çok önemli bir uyarı yapıyor:
“Ey Âdemoğulları! Şeytan, anne babanızı ayıp yerlerini birbirine göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi sizi de aldatmasın…” (A‘râf, 7/27). (Diyanet Kur’an-ı Kerim)
Demek ki mesele yeni değildir.
Şeytanın yöntemi eskidir.
Önce mahremiyeti sıradanlaştırır…
Sonra hayâyı gericilik gibi gösterir…
Ardından haramı normalleştirir…
Sonunda insan, dün utanacağı şeyleri bugün savunmaya başlar!
İşte tehlike tam burada başlar.
KUR’AN SADECE KADINA DEĞİL, ÖNCE ERKEĞE DE SESLENİYOR
Burada çok önemli bir noktayı özellikle ifade etmek gerekir:
Kur’an’ın iffet ve hayâ emri yalnızca kadınlara yönelik değildir.
Yüce Rabbimiz önce mümin erkeklere, gözlerini haramdan sakınmalarını ve iffetlerini korumalarını emreder; hemen ardından mümin kadınlara da aynı şekilde gözlerini haramdan sakınmalarını ve iffetlerini korumalarını bildirir. (Nûr, 24/30-31). (diyanet Kur’an-ı Kerim)
Öyleyse ey erkekler!
Önce gözünüze sahip çıkın!
Bir kadının kıyafetini eleştirmeden önce kendi bakışınızı sorgulayın.
Bir genç kızın hayâsından söz etmeden önce kendi nefsinize bakın.
Çünkü harama bakmak da imtihandır, haramı teşhir etmek de!
İslam’ın ahlâk anlayışı, kadını suçlayıp erkeği görmezden gelmek değildir. Kadına da erkeğe de iffet, edep ve sorumluluk yüklemektir.
GENÇLERİMİZİ KAYBETMEYELİM!
Bugün çocuklarımız ve gençlerimiz büyük bir kültürel bombardıman altında.
Telefon ekranları, sosyal medya, diziler, reklamlar ve internet dünyası onların zihnine her gün binlerce görüntü taşıyor.
Her gördüğünü örnek alan bir nesil yetiştiremeyiz.
Her moda olan doğru değildir.
Her meşhur olan güzel değildir.
Her özgürlük söylemi ahlâk değildir.
Her çağdaşlık iddiası medeniyet değildir.
Medeniyet; insanın bedenini teşhir etmesi değil, karakterini inşa etmesidir.
İnsanın değerini üzerindeki kıyafetin markası değil, ahlâkı belirler.
ANCAK SUÇU SADECE GENÇLERDE ARAMAYALIM!
Burada anne babalara da büyük bir sorumluluk düşüyor.
Çocuğuna telefon alan ama onunla konuşmayan…
Kıyafetini alan ama ahlâkını anlatmayan…
Okula gönderen ama Allah’ı, hesabı, haramı, helali öğretmeyen…
“Benim çocuğum her şeyi bilir” deyip onu başıboş bırakan anne baba, yarın ortaya çıkan sonuç karşısında yalnızca gençleri suçlayamaz.
Çocuklarımızı sokak değil, önce aile yetiştirmelidir.
Ahlâk sadece okuldan beklenmez.
Ahlâk sadece imamdan beklenmez.
Ahlâk sadece öğretmenden beklenmez.
Ahlâk önce evde başlar!
Çocuk, babasının namazından…
Annesinin edebinden…
Ailesinin konuşmasından…
Büyüklerinin davranışından…
Gördüğü örneklerden öğrenir.
ALLAH’TAN KORKMAK, ALLAH’TAN KAÇMAK DEĞİL; ALLAH’A KARŞI SORUMLULUK DUYMAKTIR
“Allah korkusu” denildiğinde bazıları bunu yalnızca ceza korkusu zannediyor.
Oysa takvâ; Allah’ın huzurunda olduğunu bilmek, O’nun emirlerine saygı göstermek, günahlardan sakınmak ve hesabı unutmamaktır.
Allah’tan korkan insan, kul hakkından korkar.
Allah’tan korkan insan, haram kazançtan korkar.
Allah’tan korkan insan, gözünü haramdan sakınır.
Allah’tan korkan insan, diline sahip çıkar.
Allah’tan korkan insan, kimsenin hakkını yemez.
Allah’tan korkan insan, yalnız kaldığında da dürüsttür.
Çünkü bilir ki:
İnsan görmese de Allah görüyor.
İnsan duymasa da Allah duyuyor.
İnsan bilmese de Allah biliyor.
“AÇILMAK ÖZGÜRLÜK, HAYÂ GERİCİLİK” DENİLEREK TOPLUM İNŞA EDİLEMEZ!
Özgürlük; insanın nefsinin esiri olması değildir.
Özgürlük, nefsine “dur” diyebilmektir.
Asıl güçlü insan, her istediğini yapan değil; yanlış olduğu için yapmayandır.
Asıl özgür insan, arzularının peşinden sürüklenen değil; iradesine sahip çıkandır.
Bugün hayâyı küçümseyen, mahremiyeti değersizleştiren, iffeti eski moda gibi gösteren anlayışlara karşı gençlerimize bağırarak değil, ikna ederek, sevdirerek ve güzel örnek olarak sahip çıkmalıyız.
Çünkü gençliği azarlamak kolaydır.
Gençliği kazanmak ise emek ister!
AKİF’İN SÖZLERİNİ DEĞİL, AKİF’İN DERDİNİ ANLAMALIYIZ
Mehmet Âkif Ersoy’un Batı medeniyetine yönelik eleştirilerinde asıl mesele kıyafetten çok, ahlâk ve medeniyet anlayışıdır.
Bir toplumun gelişmişliği, insanların ne kadar açılıp saçıldığıyla ölçülmez.
Bir milletin medeniyeti;
adaletiyle,
ahlâkıyla,
ailesiyle,
eğitimiyle,
vicdanıyla,
merhametiyle,
insana verdiği değerle ölçülür.
Kur’an da bize yalnızca bedenimizi örten elbiseyi değil, ondan daha üstün olan “takvâ elbisesini” hatırlatıyor. (A‘râf, 7/26). (Diyanet Kur’an-ı Kerim)
HAYÂ GİDERSE NE OLUR?
Hayâ giderse utanma duygusu zayıflar.
Utanma giderse günah sıradanlaşır.
Günah sıradanlaşırsa haram normal görünür.
Haram normal görünürse aile yara alır.
Aile yara alırsa toplum sarsılır.
İşte bunun için hayâ bir ayrıntı değildir. Hayâ, insanın içindeki alarmdır!
O alarm sustuğunda insan, yanlışın içinde doğruyu aramaya başlar.
SON SÖZÜMÜZ GENÇLERE, ANNE-BABALARA VE HEPİMİZE!
Ey genç!
Sana “dünyadan kop” demiyoruz.
Sana dünyanın içinde değerlerini kaybetme diyoruz.
Moda takip et ama ahlâkını modaya teslim etme.
Teknolojiyi kullan ama teknoloji seni kullanmasın.
Özgürlüğünü yaşa ama nefsinin kölesi olma.
Güzel giyin ama güzelliğin sadece bedenden ibaret olmadığını unutma.
Bedenin örtüsü elbise, ruhun örtüsü hayâdır.
Ey anne baba!
Çocuğunun cebine para koyduğun kadar gönlüne de iman koy.
Elinden telefonunu almakla yetinme; ona doğruyu yanlıştan ayırmayı öğret.
Ey erkek!
Önce kendi gözünü koru.
Ey kadın!
İffetini ve mahremiyetini koru.
Ey toplum!
Çocuklarımızı suçlamadan önce onlara nasıl bir dünya bıraktığımızı düşün.
Ve ey Müslüman!
Unutma:
Hayâ imandandır.
Edep insanın süsüdür.
İffet insanın şerefidir.
Takvâ insanın zırhıdır.
Allah Resûlü’nün ifadesiyle hayâ, imanın bir şubesidir; arsızlık insanı çirkinleştirirken hayâ insanı güzelleştirir. (Hadislerle İslam)
Öyleyse gelin, hayâyı küçümsemeyelim, iffeti hor görmeyelim, gençlerimizi başıboş bırakmayalım.
Çünkü bir nesli kaybetmek, yalnızca birkaç genci kaybetmek değildir.
Bir nesli kaybetmek, bir milletin geleceğini kaybetmektir!
Ve unutmayalım:
Allah’tan nasıl korkmamız gerekiyorsa öyle korkalım;
insanlardan utanırken Allah’tan utanmayı unutmayalım.
Çünkü insanın gerçek imtihanı, kimsenin görmediği yerde başlar.
Araştırmacı ve İlahiyatçı Yazar
Hüseyin DENİZ