ANLATTIĞINI İNSAN ÖNCE KENDİSİ YAŞAMALIDIR.
İnsan vardır, sözü çoktur; insan vardır, sözü az ama hâli ibrettir.
Asıl mesele konuşmak değil, konuştuğunu yaşamaktır. Hele söz din adına söyleniyorsa, insanın önce kendi hayatına bakması gerekir.
Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur:
“Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük bir gazap sebebidir.”
(Saf, 2-3)
Bu ayet, hepimize ağır bir sorumluluk yüklemektedir.
İnsanlara sabrı anlatıp kendisi en küçük sıkıntıda isyan ediyorsa, kul hakkından söz edip başkasının hakkına giriyorsa, doğruluktan bahsedip yalan söylüyorsa, dünyaya bağlanmamak gerektiğini anlatıp dünyalık peşinde koşuyorsa; sözünün tesiri nasıl olsun?
Tebliğin en güçlü dili, insanın yaşadığı hayattır.
İnsan, anlattığını yaşarsa sözü gönüllere girer. Yaşamadığını anlatırsa, söz dudaktan çıkar ama kalbe ulaşmaz.
Çünkü insanlar artık sadece ne söylediğimize değil, nasıl yaşadığımıza bakıyor.
HZ. SÜLEYMAN’A VERİLEN HAYAT DERSİ
Hazreti Süleyman’ın (a.s.) hayatında anlatılan ibretli bir kıssa vardır.
Rivayet edilen bu kıssada, Hazreti Süleyman’ın oğlunun vefatı karşısında büyük bir üzüntü yaşadığı, gözyaşı döktüğü anlatılır.
Bunun üzerine insan suretinde iki melek gelir ve aralarında bir dava olduğunu söyleyerek Hazreti Süleyman’ın huzuruna çıkarlar.
Birisi der ki:
“Bu adam benim tarlama girdi, ektiğim ekinleri çiğnedi.”
Diğeri ise kendisini şöyle savunur:
“Ben yolda gidiyordum. Fakat yolun her iki tarafı ekilmişti. Geçecek başka bir yer bulamayınca mecburen ekinlerin üzerinden geçtim.”
Hazreti Süleyman (a.s.) adama dönerek:
“Yolun üzerine ekin ekilir mi? İnsanların geçeceği yere neden ekin ektin?” diye sorar.
İşte tam o sırada diğer taraf, Hazreti Süleyman’a unutulmayacak bir ders verir:
“Ey Süleyman! Ölüm de bir yoldur. O yoldan yalnızca senin oğlun değil, bütün canlılar geçecektir. Sen neden ölüm karşısında bu kadar üzülüyorsun?”
İşte insanın kendisine dönüp bakması gereken yer tam burasıdır.
Başkalarına sabrı anlatmak kolaydır.
Asıl marifet, sabır gerektiğinde sabretmektir.
Başkalarına ölümü hatırlatmak kolaydır.
Asıl marifet, ölümün bir gün kendi kapımızı da çalacağını unutmamaktır.
Başkalarına ahireti anlatmak kolaydır.
Asıl mesele, ahirete gidecekmiş gibi yaşamaktır.
Bugün sana yarın bana….
Ölüm, kimseye torpil geçmez.
Ne zengine bakar, ne fakire…
Ne makam sahibine bakar, ne makam bekleyene…
Ne genç dinler, ne yaşlı…
Bugün bir başkasının cenazesini omuzlayan eller, yarın kendi tabutunun üzerine uzanabilir.
Bugün “Allah rahmet eylesin” dediğimiz insanın yerine, yarın bizim için aynı sözler söylenebilir.
Bugün sana, yarın bana…
Dünya hayatı bir imtihandır.
Doğumla başlayan yolculuk, ölümle sona ermiyor; asıl yolculuk ondan sonra başlıyor.
Öyleyse insan, başkasına verdiği nasihati önce kendi nefsine vermelidir.
“Namaz kıl” diyorsan, namazın hayatında görünmeli.
“Helal kazan” diyorsan, kazancında helal-haram hassasiyeti olmalı.
“Kul hakkından sakın” diyorsan, sen de kul hakkından sakınmalısın.
“Ölümü unutma” diyorsan, sen de ölümü unutmamalısın.
Çünkü en etkili vaaz, insanın kendi hayatıdır.
Sözün güzeli kulağa, güzel yaşantı ise kalbe ulaşır.
Unutmayalım:
Yaşamadığımız bir hakikati başkasına anlatmak kolaydır; fakat anlattığımız hakikati kendi hayatımıza taşımak gerçek imtihandır.
Rabbim bizleri söylediğiyle yaptığı birbirini tutan kullarından eylesin.
Anlattığını yaşayan, yaşadığını samimiyetle anlatan kullarından eylesin.
Dünyadan ahirete göçerken son nefesimizi imanla vermeyi, hesabımızı kolaylaştırmayı ve akıbetimizi hayır eylemeyi nasip etsin.
Bugün sana, yarın bana…
Ölüm yolunun hepimizin geçeceği bir yol olduğunu unutmadan yaşayalım.
Allah son nefesimizi kelime-i şehadetle, gönlümüzü imanla, akıbetimizi hayırla güzelleştirsin. Âmin.
Hüseyin DENİZ
Araştırmacı ve İlahiyatçı Yazar