İSLAM’IN OLMADIĞI YERDE İNSAN CANAVARLAŞIR, ZULÜM HÂKİM OLUR
İnsan, Allah’ın kendisine akıl, vicdan ve irade verdiği yüce bir varlıktır. Fakat insanı insan yapan değerler terk edildiğinde; merhametin yerini öfke, adaletin yerini çıkar, vicdanın yerini zulüm aldığında ortaya insan suretinde bir vahşet çıkar.
İşte İslam’ın asıl mesajı burada karşımıza çıkar.
İslam sadece camide kılınan namazdan, tutulan oruçtan, dil ile söylenen sözlerden ibaret değildir. İslam; adalettir, emanettir, merhamettir, kul hakkıdır, yetimin hakkını korumaktır, mazlumun yanında durmaktır.
Kur’an-ı Kerim, “Şüphesiz Allah adaleti, iyiliği ve yakınlara yardım etmeyi emreder; hayasızlığı, fenalığı ve azgınlığı yasaklar.” buyurur. (Nahl, 90)
Öyleyse bugün kendimize sormamız gereken çok ağır bir soru vardır:
Biz İslam’ın neresindeyiz?
Diline “Allah” deyip elinden zulüm çıkanın, camide saf tutup kul hakkına girenin, ibadeti gösterişe çevirip insanları küçümseyenin, makamı fırsata, emaneti ganimete dönüştürenin İslam’ın ruhunu ne kadar taşıdığı sorgulanmalıdır.
Çünkü İslam, insanı sadece secdede değil; ticarette, ailede, siyasette, adalette, komşulukta, yöneticilikte ve insan ilişkilerinde de imtihan eder.
Bir insanın yetimin hakkını yememesi İslam’dır.
Güçsüzü ezmemesi İslam’dır.
Mazlumun feryadını duyması İslam’dır.
Kendisine yapılmasını istemediğini başkasına yapmaması İslam’dır.
Haksızlık karşısında susmaması İslam’dır.
Ve en önemlisi, gücü eline geçirdiğinde zulmetmemesi İslam’ın ahlakındandır.
Bugün dünyanın birçok yerinde savaşlar, katliamlar, açlıklar, adaletsizlikler ve mazlumların gözyaşları varsa, insanlığın en büyük krizlerinden biri de vicdan krizidir.
Silahlar çoğalıyor, fakat merhamet azalıyor.
Servet büyüyor, fakat paylaşmak küçülüyor.
Binalar yükseliyor, fakat insanlık alçalıyor.
Teknoloji ilerliyor, fakat vicdan geriliyor.
Çünkü mesele yalnızca medeniyet kurmak değildir. Mesele, o medeniyetin içine insanlığı koyabilmektir.
İslam’ın olmadığı yer derken bir coğrafyayı veya belli bir insan topluluğunu kastetmiyorum. Asıl tehlike, İslam’ın adalet, merhamet, ahlak ve kul hakkı gibi değerlerinin insanın hayatından çekilmesidir.
Zira Müslüman olduğunu söylemek kolaydır; Müslümanca yaşamak zordur.
Allah Resûlü’nün (s.a.v.) uyarısı ne kadar anlamlıdır:
“Müslüman, elinden ve dilinden diğer Müslümanların güvende olduğu kimsedir.”
Öyleyse gelin, İslam’ı sadece dilimizde değil, hayatımızda taşıyalım.
Çünkü insanı insan yapan sadece yüzündeki suret değildir; kalbindeki merhamet, elindeki adalet ve dilindeki doğruluktur.
Zulme alışmış bir toplumda vicdanlar ölür.
Vicdanların öldüğü yerde adalet susar.
Adalet sustuğunda ise zulüm konuşmaya başlar.
Ve unutmayalım:
İslam’ın hedefi insanı canavarlaştırmak değil, insanı yeniden insan yapmaktır.
Bugün dünyaya en çok lazım olan şey belki de yeni silahlar, yeni servetler veya yeni makamlar değil; Allah korkusuyla yoğrulmuş temiz bir vicdan, adalet duygusu ve merhametli bir insanlıktır.
Çünkü Allah’ın koyduğu adalet terk edilirse, insanın koyduğu çıkar düzeni zulme dönüşür.
Ve zulüm, er ya da geç sahibini de yakar.
Mazlumun ahı yerde kalmaz.
Kul hakkı unutulmaz.
Adalet er ya da geç tecelli eder.
Asıl mesele şudur:
İslam’ı dünyaya anlatmaktan önce, İslam’ın ahlakını kendi hayatımızda yaşatabiliyor muyuz?
İşte bütün mesele burada!
Kal sağlıcakla…
Hüseyin DENİZ
Araştırmacı ve ilahiyatçı yazarTamam