NE GARİPTİR:”AKIL TUTULMASI OLSA GEREK…
“Kur’an varken sünnete ne gerek var?” diyenlere…
Aziz dostlarım,
Bazen insanın aklına öyle sözler gelir ki, insan gerçekten hayret eder: “Bu, bir akıl tutulması olmasın?”
Allah Resûlü Muhammed (s.a.v.) tam 23 yıl boyunca peygamberlik görevini yürüttü. Peki, Allah’ın kitabını ümmetine nasıl açıklayacak, nasıl yaşayacak, nasıl öğretecek ve nasıl örnek olacaktı?
Kur’an-ı Kerim’i sadece okumak yetmez. Onu anlamak, yaşamak ve hayata geçirmek gerekir. İşte Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) sünneti burada karşımıza çıkar.
Cenâb-ı Hak, Necm Suresi 3-4. ayetlerde şöyle buyurur:
“O, hevâ ve hevesinden konuşmaz. O(nun konuşması), kendisine vahyedilenden başkası değildir.”
Burada çok önemli bir noktayı birbirine karıştırmamak gerekir: Peygamber Efendimiz’in her sözü, Kur’an ayeti anlamında vahiy değildir. Ancak dini tebliğ, açıklama ve öğretme görevi Allah tarafından kendisine verilmiştir. Nitekim Kur’an, Peygamber’in görevinin sadece ayetleri okumaktan ibaret olmadığını; insanlara indirilenleri açıklamakla da yükümlü olduğunu bildirir.
Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Sana da Zikr’i indirdik ki, kendilerine indirileni insanlara açıklayasın.”
(Nahl, 44)
İşte mesele tam da budur!
Kur’an bize namazı emreder. Peki namazın nasıl kılınacağını, kaç rekât olduğunu, rükûnun, secdenin nasıl yapılacağını kim öğretti?
Peygamberimiz.
Kur’an bize zekâtı emreder. Zekâtın uygulanmasına ilişkin birçok ayrıntıyı kim yaşayarak gösterdi?
Peygamberimiz.
Kur’an bize haccı emreder. Haccın nasıl yapılacağını ümmetine kim öğretti?
Peygamberimiz.
Öyleyse “Kur’an yeter, sünnete gerek yok” demek, farkında olarak veya olmayarak Kur’an’ın Peygamber’e verdiği açıklama ve örneklik görevini görmezden gelmek demektir.
Çünkü sünnet, Kur’an’ın karşısında duran ayrı bir din değildir.
Sünnet, Kur’an’ın hayata geçirilmiş hâlidir.
Peygamber Efendimiz Kur’an’a aykırı bir din kurmamış; tam tersine Allah’ın kitabını tebliğ etmiş, açıklamış, yaşamış ve ümmetine yaşatmıştır.
Kur’an bize “Allah’a itaat edin, Resûl’e de itaat edin” buyururken, Resûlullah’ı devre dışı bırakıp yalnızca kendi anlayışımızla din kurmaya kalkmak nasıl mümkün olabilir?
Cenâb-ı Hak şöyle buyuruyor:
“Allah’a itaat edin, Resûl’e itaat edin…”
(Nisâ, 59)
Bir başka ayette ise:
“Resûl size ne verdiyse onu alın, size neyi yasakladıysa ondan sakının.”
(Haşr, 7)
Demek ki mesele Kur’an mı, sünnet mi? meselesi değildir.
Mesele şudur:
Kur’an ve Resûlullah’ın sahih sünneti birbirinin rakibi değil, birbirinden koparılamayacak iki temel kaynaktır.
Ancak burada çok önemli bir hassasiyet daha vardır: Her hadis sahih değildir. Hadislerin sıhhati konusunda âlimlerin yaptığı titiz çalışmalar, rivayetlerin senet ve metin bakımından değerlendirilmesi bu nedenle son derece önemlidir. Sünneti savunmak, önümüze gelen her rivayeti sorgulamadan kabul etmek anlamına gelmez.
Bizim ölçümüz açıktır:
Kur’an Allah’ın kelamıdır. Peygamber ise onun elçisidir.
Peygamber Efendimiz’in görevi Allah’ın kitabını değiştirmek değil; onu tebliğ etmek, açıklamak, öğretmek ve yaşayarak göstermektir.
Bir düşünün…
Bir öğretmenin anlattığı dersi kabul edip, o dersi öğrencilerine nasıl uygulayacaklarını gösteren öğretmeni tamamen yok sayabilir misiniz?
Kur’an bize yolu gösterir. Peygamberimiz o yolun nasıl yürüneceğini yaşayarak öğretir.
Bu sebeple “Kur’an varken sünnete ne gerek var?” sorusuna verilecek en açık cevaplardan biri şudur:
Kur’an bize emri bildirir; Resûlullah o emrin nasıl yaşanacağını öğretir.
Peygamber Efendimiz’i devre dışı bırakarak Kur’an’ı anladığını söylemek, Kur’an’ın kendi içindeki “Resûl’e itaat” ve “Resûl’ün açıklaması” hükümlerini de tartışmaya açmak olur.
Unutmayalım:
Kur’an’sız sünnet düşünülemez; sünneti yok sayarak Kur’an’ın Peygamber tarafından nasıl yaşandığını anlamak da mümkün değildir.
Din, şahsi kanaatlerle kurulmaz.
Din, Allah’ın kitabı ve O kitabı insanlığa tebliğ edip açıklayan Allah Resûlü’nün sahih rehberliği ile anlaşılır.
Bugün bize düşen, ne Kur’an’ı sünnetten koparmaktır ne de sünnet adına Kur’an’ın önüne geçmektir.
İkisini birbirine düşman etmek değil, ikisinin arasındaki bağı doğru anlamaktır.
Çünkü Peygamber Efendimiz’in hayatı, Kur’an’ın karşısında değil; Kur’an’ın rehberliğinde yaşanmış bir hayattır.
Öyleyse gelin, dinimizi kulaktan dolma sözlerle değil; Kur’an’ı merkeze alarak, sahih sünneti doğru anlayarak ve ilim ehlinin rehberliğinde öğrenelim.
Zira mesele sadece konuşmak değil…
Mesele, Allah’ın kitabını doğru anlamak ve Allah Resûlü’nün gösterdiği istikamette yaşamaktır.
Hüseyin DENİZ
İlahiyatçı ve araştırmacı Yazar