KURBAN: ÖLÜMÜ ÖĞRETEN DİRİLİŞ İBADETİ
Kurban deyince akla ilk gelen, bir hayvanın boğazlanması. Oysa Kurban, bize asıl “ölmeyi” öğreten bir ibadet. Ama bu ölüm, yok oluş değil. Bilakis üç kapıdan geçerek yeniden dirilmek.
1. Kendine yakın olmak
Kurban, nefsin bitmek bilmeyen “ben” iddiasına atılan en keskin bıçaktır. “Benim malım, benim hakkım” dediğimiz ne varsa, bir anlığına elimizden bırakırız. O an, kendimizle yüzleşiriz. Hırslarımızı, bencilliğimizi, biriktirme telaşımızı kurban ederiz. Kendine yakın olan, nefsinin kölesi olmaktan kurtulur.
2. Fıtratına yakın olmak
İnsan, yaratılıştan cömert, merhametli, paylaşan bir varlıktır. Fakat dünya gürültüsü bu sesi kısar. Kurban, işte o fıtratın sesini açar. Paylaşmanın, bölüşmenin, sofrana bir yetimi oturtmanın ne demek olduğunu hatırlatır. Elini attığın etle birlikte, içindeki katılaşmış duvarları da kesersin. Fıtratına dönen, insan olduğunu hatırlar.
3. Rabbine yakın olmak
“Onların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır. O’na ulaşan yalnızca sizin takvanızdır” buyruluyor. Yani Kurban, Allah’a yaklaşma vesilesi. “Ya Rabbi, en sevdiğim şeyden Senin için vazgeçerim” demektir. Bu, teslimiyetin en sade hali. Ölümü göze almak değil, O’nun rızası için yaşamayı öğrenmektir.
Kurban, bu yüzden yılda bir kez gelen bir ritüel değil. Her gün nefsimize, her gün unuttuğumuz fıtratımıza, her an Rabbimize yaklaşma çağrısı.
Kurban kesen ölmez; bilakis kendine, fıtratına ve Rabbine doğar.
Bayramınız, dirilişinize vesile olsun.
Araştırmacı ve ilahiyatçı yazar Hüseyin DENİZ