Hüseyin Deniz
Köşe Yazarı
Hüseyin Deniz
 

YAPILMAK ISTENIN MANIPÜLASYONU

YAPILMAK İSTENEN MANİPÜLASYON Sapla,saman ayrı şeylerdir. Şurası bir gerçektir. Devletin mesajı çok nettir. “Din istismar alanı, milletin emaneti şahsi güç aracı değildir!   Bir toplumun en hassas damarları vardır: Dini, vatanı, bayrağı, ezanı ve milletin inancı…   İşte tam da bu yüzden din adına konuşan, insanlara rehberlik eden, talebe okutan, Kur’an öğreten, sohbet eden herkesin omuzlarında büyük bir emanet ve vebal vardır.   Talebe okutabilirsin. Kur’an öğretebilirsin. Sohbet edebilirsin. İnsanlara iyiliği, güzelliği, ahlakı anlatabilirsin.   Ama din adına toplanan emaneti şahsi servete, ekonomik güce ve siyasi nüfuza dönüştüremezsin!   Çünkü milletin verdiği zekât, fitre ve bağış; bir şahsın, bir ailenin veya bir grubun sınırsız tasarrufundaki para değildir.   Cenab-ı Hak, Tevbe Suresi’nin 60. ayetinde zekâtın kimlere verileceğini açıkça bildirmiştir:   > “Sadakalar (zekâtlar) ancak fakirler, miskinler, zekât toplayan görevliler, kalpleri İslâm’a ısındırılacak olanlar, köleler, borçlular, Allah yolunda olanlar ve yolda kalmışlar içindir.”   Bu ayet bize çok önemli bir hakikati hatırlatıyor:   Zekât emanettir. Emanetin ise hesabı vardır.   Bir insanın dinî hizmet yapması, ona milletin malını sınırsız biçimde kullanma hakkı vermez.   Bağış adı altında toplanan paraların nerelere harcandığı, hangi amaçlarla kullanıldığı ve kimlerin üzerinde toplandığı konusunda şeffaflık, denetim ve hesap verebilirlik şarttır.   Din üzerinden ticari imparatorluklar kuruluyor mu?   Bağışlar kişisel servete dönüşüyor mu?   Milletin verdiği paralarla şahsi mülkler ediniliyor mu?   Vergi yükümlülüklerinden kaçınmak için dinî söylemler kullanılıyor mu?   Hayır adı altında toplanan kaynaklar farklı amaçlara aktarılıyor mu?   İnsanların temiz duyguları, siyasi veya ekonomik güç devşirmek için kullanılıyor mu?   Bunların her biri, yalnızca hukukun değil, vicdanın da meselesidir.   Çünkü mesele sadece para değildir.   Mesele emanettir.   Mesele, fakirin sofrasından eksilen lokmanın hesabıdır.   Mesele, “Allah rızası için” diye verilen bir kuruşun hangi amaçla kullanıldığının hesabıdır.   Mesele, insanların Allah’a olan güveninin istismar edilmemesidir.   Din kimsenin şahsi güç projesi değildir Bir insan kendisini şeyh, hoca, mürşit veya cemaat önderi olarak tanıtabilir.   Ancak hiç kimse, dinî makamını dokunulmazlık zırhına dönüştüremez.   Hiç kimse kendisini sorgulanamaz göremez.   Hiç kimse “Benim söylediğim doğrudur, çünkü ben Allah yolundayım.” diyerek insanları kendisine kayıtsız şartsız bağlayamaz.   Hele hele bir insanın kendisine olağanüstü dinî makamlar yakıştırması, peygamberlerle özel iletişim kurduğu veya ilahî emirleri doğrudan aldığı izlenimi oluşturması, İslam’ın temel ölçüleri açısından son derece ciddi bir iddiadır.   Peygamberlik Hz. Muhammed Mustafa ﷺ ile sona ermiştir.   Ondan sonra hiç kimse kendisini vahiy alan, Allah’tan özel emir getiren bir makamda gösteremez.   Din, şahısların üzerinde değildir; şahıslar dinin ölçüleri karşısında sorumludur. Dün başkasıydı bugün başkası olabilir. Tarih bize şunu öğretmiştir:   Bir yapı ne kadar büyürse büyüsün, kendisini devletin ve milletin üzerinde görmeye başladığı anda tehlike başlar.   Dün başka bir yapı tartışıldı.   Bugün başka yapılar tartışılıyor.   Yarın başka isimler çıkabilir.   İsimler değişir…   Kıyafetler değişir…   Sloganlar değişir…   Ama ölçü değişmez:   Milletin emaneti korunacak. Devletin kanunlarına uyulacak. Dinin itibarı istismar edilmeyecek. İnsanların temiz duyguları sömürülmeyecek. Hiçbir şahıs kendisini devletin, hukukun ve millet iradesinin üzerinde görmeyecek.   Devletin görevi de budur:   Suç varsa araştırmak, delil varsa ortaya koymak, hukuk içinde gereğini yapmak.   Ne kişilere dokunulmazlık tanınmalı ne de kişiler yalnızca mensup oldukları yapı sebebiyle suçlu ilan edilmelidir.   Çünkü adaletin terazisi isimlere göre değil, fiillere göre tartar. Camiyi millet yaptı okulu ve yurdu ve onun pansiyonu yine bu millet yaptı Yine bu millet yaşattı, her zamanda yaşatacaktır.   Bu ülkede camiler milletin alın teriyle yükseldi.   Kur’an kursları milletin desteğiyle ayakta kaldı.   Öğrencilere bursu millet verdi.   İhtiyaç sahibine el uzatan yine millet oldu.   Bir vatandaşın cebinden çıkardığı küçücük bir miktar, başka bir çocuğun eğitimine umut oldu.   Öyleyse o vatandaşın güvenini kimse hafife alamaz.   Milletin dini duygusu, ticaret malı değildir.   Milletin sadakası, şahsi servet değildir.   Milletin zekâtı, kişisel güç kaynağı değildir.   Milletin kurbanı, ticari manipülasyon malzemesi değildir.   Milletin evladına verilen din eğitimi, hiçbir şekilde bölücülüğün, kör taassubun veya şahıs kültünün aracı haline getirilmemelidir.   Çocuklarımıza Kur’an öğretelim.   Ama Kur’an’ın yanında ahlakı da öğretelim.   Namazı öğretelim.   Ama namazın insana kazandırdığı dürüstlüğü, merhameti ve adaleti de öğretelim.   Allah korkusunu öğretelim.   Ama kul hakkının ne demek olduğunu da öğretelim. Ancak..! En büyük tehlike:Dini itibarın zedelenmesi   Bugün asıl korkulması gereken şeylerden biri de budur.   Birilerinin yanlışları yüzünden bütün hocalar zan altında kalmasın.   Birilerinin istismarı yüzünden bütün cemaatler suçlanmasın.   Birilerinin yaptığı yanlışlar yüzünden Kur’an kurslarına, camilere ve din hizmetlerine olan güven sarsılmasın.   Çünkü din başka, dini kullanan insan başka şeydir.   İslam’ın kendisiyle Müslümanların hatalarını birbirine karıştırmayalım.   Bir insanın makamı, serveti, takipçisi veya çevresinin büyüklüğü onun haklılığının delili değildir.   Hakikat kalabalıkla ölçülmez.   Hakikat, Kur’an ve sünnetin ölçüleriyle; adalet, hukuk ve ahlakla ölçülür. DEVLETİN MESAJI ŞU OLMALI   Devlet hiçbir inanca düşman değildir.   Ama devlet, hukukun dışına çıkan hiçbir yapılanmaya da göz yummamalıdır.   İster adı cemaat olsun…   İster tarikat olsun…   İster vakıf olsun…   İster dernek olsun…   İster şirket olsun…   İster başka bir yapı olsun…   Kanun herkes için aynıdır.   Din hizmeti yapan başımızın tacıdır. Aynen:Süleyman hilmi tunahan hazretleri ve Bediüzzaman Said Nursi gibi.   Fakat din hizmeti üzerinden milletin güvenini, parasını ve inancını istismar eden kim olursa olsun, hukuk önünde hesabını vermelidir. Devlet var olmalıdır herkes devletine güvenmelidir. 15 Temmuz kanlı darbesini bu bu millet canlı olarak gördük.   Bu millet saf değildir.   Bu millet cahil değildir.   Bu millet asırlardır İslam’ı yaşamış, ezanını dinlemiş, Kur’an’ını baş tacı etmiş bir millettir. Ama aynı zamanda şunu da bilir:   Kul hakkı vardır.   Emanet vardır.   Hesap vardır.   Mahşer vardır.   Ve nihayetinde herkes için bir gün:   “Malını nereden kazandın, nereye harcadın?”   sorusunun cevabı vardır.   İşte mesele tam da budur.   Devlet de millet de din hizmeti yapanlar da bu ölçüyü unutmamalıdır: Aynen Süleyman Hilmi tunahan Hacetleri gibi olanlar.   Din, şahsi saltanat kurma aracı değildir. Zekât, servet biriktirme sermayesi değildir. Bağış, güç devşirme kaynağı değildir. Cemaat, sorgulanamaz bir yapı değildir. Hoca, şeyh veya lider olmak da kişiye dokunulmazlık kazandırmaz.   Bu milletin inancı tertemizdir.   O temiz inancı kirletmeye kimsenin hakkı yoktur.   Ezan susmasın. Bayrak inmesin. Kur’an mahzun kalmasın. Gençlerimiz iman, ahlak, ilim ve vatan sevgisiyle yetişsin.   Ama bunun yolu şahısları kutsamaktan değil;   Allah’a kulluktan, Peygamberimizin sünnetine bağlılıktan, adaletten, şeffaflıktan, hukuktan ve emanete sadakatten geçer.   Çünkü unutmayalım:   Devlet kişilerle değil, hukukla yaşar. Millet sloganlarla değil, güvenle ayakta durur. Din ise şahısların gölgesinde değil, hakikatin ışığında yaşatılır.   Ve son söz:   Kim olursa olsun, hangi makamda bulunursa bulunsun, milletin emanetiyle oynayanın karşısında önce hukuk, sonra vicdan, en sonunda da Allah’ın hesabı vardır.   Hesap günü geldiğinde hiçbir cemaat, hiçbir makam, hiçbir servet ve hiçbir unvan insanı kurtaramaz.   Çünkü o gün herkes yalnızdır. Ve herkes kendi hesabını verir. Buna kimse mani olamaz bügün de olunmamalıdır. Ben buradan bir kez daha Süleyman Tunahan hazretlerini rahmetle yâd ediyor onun çizmiş olduğu yolu takip edenlere muvaffakiyetler diliyorum Hüseyin DENİZ Araştırmacı ve ilahiyatçı yazar
Ekleme Tarihi: 18 Ağustos 2026 -Salı
Hüseyin Deniz

YAPILMAK ISTENIN MANIPÜLASYONU

YAPILMAK İSTENEN MANİPÜLASYON

Sapla,saman ayrı şeylerdir. Şurası bir gerçektir.

Devletin mesajı çok nettir.

“Din istismar alanı, milletin emaneti şahsi güç aracı değildir!

 

Bir toplumun en hassas damarları vardır: Dini, vatanı, bayrağı, ezanı ve milletin inancı…

 

İşte tam da bu yüzden din adına konuşan, insanlara rehberlik eden, talebe okutan, Kur’an öğreten, sohbet eden herkesin omuzlarında büyük bir emanet ve vebal vardır.

 

Talebe okutabilirsin.

Kur’an öğretebilirsin.

Sohbet edebilirsin.

İnsanlara iyiliği, güzelliği, ahlakı anlatabilirsin.

 

Ama din adına toplanan emaneti şahsi servete, ekonomik güce ve siyasi nüfuza dönüştüremezsin!

 

Çünkü milletin verdiği zekât, fitre ve bağış; bir şahsın, bir ailenin veya bir grubun sınırsız tasarrufundaki para değildir.

 

Cenab-ı Hak, Tevbe Suresi’nin 60. ayetinde zekâtın kimlere verileceğini açıkça bildirmiştir:

 

> “Sadakalar (zekâtlar) ancak fakirler, miskinler, zekât toplayan görevliler, kalpleri İslâm’a ısındırılacak olanlar, köleler, borçlular, Allah yolunda olanlar ve yolda kalmışlar içindir.”

 

Bu ayet bize çok önemli bir hakikati hatırlatıyor:

 

Zekât emanettir. Emanetin ise hesabı vardır.

 

Bir insanın dinî hizmet yapması, ona milletin malını sınırsız biçimde kullanma hakkı vermez.

 

Bağış adı altında toplanan paraların nerelere harcandığı, hangi amaçlarla kullanıldığı ve kimlerin üzerinde toplandığı konusunda şeffaflık, denetim ve hesap verebilirlik şarttır.

 

Din üzerinden ticari imparatorluklar kuruluyor mu?

 

Bağışlar kişisel servete dönüşüyor mu?

 

Milletin verdiği paralarla şahsi mülkler ediniliyor mu?

 

Vergi yükümlülüklerinden kaçınmak için dinî söylemler kullanılıyor mu?

 

Hayır adı altında toplanan kaynaklar farklı amaçlara aktarılıyor mu?

 

İnsanların temiz duyguları, siyasi veya ekonomik güç devşirmek için kullanılıyor mu?

 

Bunların her biri, yalnızca hukukun değil, vicdanın da meselesidir.

 

Çünkü mesele sadece para değildir.

 

Mesele emanettir.

 

Mesele, fakirin sofrasından eksilen lokmanın hesabıdır.

 

Mesele, “Allah rızası için” diye verilen bir kuruşun hangi amaçla kullanıldığının hesabıdır.

 

Mesele, insanların Allah’a olan güveninin istismar edilmemesidir.

 

Din kimsenin şahsi güç projesi değildir

Bir insan kendisini şeyh, hoca, mürşit veya cemaat önderi olarak tanıtabilir.

 

Ancak hiç kimse, dinî makamını dokunulmazlık zırhına dönüştüremez.

 

Hiç kimse kendisini sorgulanamaz göremez.

 

Hiç kimse “Benim söylediğim doğrudur, çünkü ben Allah yolundayım.” diyerek insanları kendisine kayıtsız şartsız bağlayamaz.

 

Hele hele bir insanın kendisine olağanüstü dinî makamlar yakıştırması, peygamberlerle özel iletişim kurduğu veya ilahî emirleri doğrudan aldığı izlenimi oluşturması, İslam’ın temel ölçüleri açısından son derece ciddi bir iddiadır.

 

Peygamberlik Hz. Muhammed Mustafa ﷺ ile sona ermiştir.

 

Ondan sonra hiç kimse kendisini vahiy alan, Allah’tan özel emir getiren bir makamda gösteremez.

 

Din, şahısların üzerinde değildir; şahıslar dinin ölçüleri karşısında sorumludur.

Dün başkasıydı bugün başkası olabilir.

Tarih bize şunu öğretmiştir:

 

Bir yapı ne kadar büyürse büyüsün, kendisini devletin ve milletin üzerinde görmeye başladığı anda tehlike başlar.

 

Dün başka bir yapı tartışıldı.

 

Bugün başka yapılar tartışılıyor.

 

Yarın başka isimler çıkabilir.

 

İsimler değişir…

 

Kıyafetler değişir…

 

Sloganlar değişir…

 

Ama ölçü değişmez:

 

Milletin emaneti korunacak.

Devletin kanunlarına uyulacak.

Dinin itibarı istismar edilmeyecek.

İnsanların temiz duyguları sömürülmeyecek.

Hiçbir şahıs kendisini devletin, hukukun ve millet iradesinin üzerinde görmeyecek.

 

Devletin görevi de budur:

 

Suç varsa araştırmak, delil varsa ortaya koymak, hukuk içinde gereğini yapmak.

 

Ne kişilere dokunulmazlık tanınmalı ne de kişiler yalnızca mensup oldukları yapı sebebiyle suçlu ilan edilmelidir.

 

Çünkü adaletin terazisi isimlere göre değil, fiillere göre tartar.

Camiyi millet yaptı okulu ve yurdu ve onun pansiyonu yine bu millet yaptı

Yine bu millet yaşattı, her zamanda yaşatacaktır.

 

Bu ülkede camiler milletin alın teriyle yükseldi.

 

Kur’an kursları milletin desteğiyle ayakta kaldı.

 

Öğrencilere bursu millet verdi.

 

İhtiyaç sahibine el uzatan yine millet oldu.

 

Bir vatandaşın cebinden çıkardığı küçücük bir miktar, başka bir çocuğun eğitimine umut oldu.

 

Öyleyse o vatandaşın güvenini kimse hafife alamaz.

 

Milletin dini duygusu, ticaret malı değildir.

 

Milletin sadakası, şahsi servet değildir.

 

Milletin zekâtı, kişisel güç kaynağı değildir.

 

Milletin kurbanı, ticari manipülasyon malzemesi değildir.

 

Milletin evladına verilen din eğitimi, hiçbir şekilde bölücülüğün, kör taassubun veya şahıs kültünün aracı haline getirilmemelidir.

 

Çocuklarımıza Kur’an öğretelim.

 

Ama Kur’an’ın yanında ahlakı da öğretelim.

 

Namazı öğretelim.

 

Ama namazın insana kazandırdığı dürüstlüğü, merhameti ve adaleti de öğretelim.

 

Allah korkusunu öğretelim.

 

Ama kul hakkının ne demek olduğunu da öğretelim.

Ancak..!

En büyük tehlike:Dini itibarın zedelenmesi

 

Bugün asıl korkulması gereken şeylerden biri de budur.

 

Birilerinin yanlışları yüzünden bütün hocalar zan altında kalmasın.

 

Birilerinin istismarı yüzünden bütün cemaatler suçlanmasın.

 

Birilerinin yaptığı yanlışlar yüzünden Kur’an kurslarına, camilere ve din hizmetlerine olan güven sarsılmasın.

 

Çünkü din başka, dini kullanan insan başka şeydir.

 

İslam’ın kendisiyle Müslümanların hatalarını birbirine karıştırmayalım.

 

Bir insanın makamı, serveti, takipçisi veya çevresinin büyüklüğü onun haklılığının delili değildir.

 

Hakikat kalabalıkla ölçülmez.

 

Hakikat, Kur’an ve sünnetin ölçüleriyle; adalet, hukuk ve ahlakla ölçülür.

DEVLETİN MESAJI ŞU OLMALI

 

Devlet hiçbir inanca düşman değildir.

 

Ama devlet, hukukun dışına çıkan hiçbir yapılanmaya da göz yummamalıdır.

 

İster adı cemaat olsun…

 

İster tarikat olsun…

 

İster vakıf olsun…

 

İster dernek olsun…

 

İster şirket olsun…

 

İster başka bir yapı olsun…

 

Kanun herkes için aynıdır.

 

Din hizmeti yapan başımızın tacıdır.

Aynen:Süleyman hilmi tunahan hazretleri ve Bediüzzaman Said Nursi gibi.

 

Fakat din hizmeti üzerinden milletin güvenini, parasını ve inancını istismar eden kim olursa olsun, hukuk önünde hesabını vermelidir.

Devlet var olmalıdır herkes devletine güvenmelidir.

15 Temmuz kanlı darbesini bu bu millet canlı olarak gördük.

 

Bu millet saf değildir.

 

Bu millet cahil değildir.

 

Bu millet asırlardır İslam’ı yaşamış, ezanını dinlemiş, Kur’an’ını baş tacı etmiş bir millettir.

Ama aynı zamanda şunu da bilir:

 

Kul hakkı vardır.

 

Emanet vardır.

 

Hesap vardır.

 

Mahşer vardır.

 

Ve nihayetinde herkes için bir gün:

 

“Malını nereden kazandın, nereye harcadın?”

 

sorusunun cevabı vardır.

 

İşte mesele tam da budur.

 

Devlet de millet de din hizmeti yapanlar da bu ölçüyü unutmamalıdır:

Aynen Süleyman Hilmi tunahan Hacetleri gibi olanlar.

 

Din, şahsi saltanat kurma aracı değildir.

Zekât, servet biriktirme sermayesi değildir.

Bağış, güç devşirme kaynağı değildir.

Cemaat, sorgulanamaz bir yapı değildir.

Hoca, şeyh veya lider olmak da kişiye dokunulmazlık kazandırmaz.

 

Bu milletin inancı tertemizdir.

 

O temiz inancı kirletmeye kimsenin hakkı yoktur.

 

Ezan susmasın.

Bayrak inmesin.

Kur’an mahzun kalmasın.

Gençlerimiz iman, ahlak, ilim ve vatan sevgisiyle yetişsin.

 

Ama bunun yolu şahısları kutsamaktan değil;

 

Allah’a kulluktan, Peygamberimizin sünnetine bağlılıktan, adaletten, şeffaflıktan, hukuktan ve emanete sadakatten geçer.

 

Çünkü unutmayalım:

 

Devlet kişilerle değil, hukukla yaşar.

Millet sloganlarla değil, güvenle ayakta durur.

Din ise şahısların gölgesinde değil, hakikatin ışığında yaşatılır.

 

Ve son söz:

 

Kim olursa olsun, hangi makamda bulunursa bulunsun, milletin emanetiyle oynayanın karşısında önce hukuk, sonra vicdan, en sonunda da Allah’ın hesabı vardır.

 

Hesap günü geldiğinde hiçbir cemaat, hiçbir makam, hiçbir servet ve hiçbir unvan insanı kurtaramaz.

 

Çünkü o gün herkes yalnızdır.

Ve herkes kendi hesabını verir.

Buna kimse mani olamaz bügün de olunmamalıdır.

Ben buradan bir kez daha Süleyman Tunahan hazretlerini rahmetle yâd ediyor onun çizmiş olduğu yolu takip edenlere muvaffakiyetler diliyorum

Hüseyin DENİZ

Araştırmacı ve ilahiyatçı yazar

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ordumanset.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.