Hüseyin Deniz
Köşe Yazarı
Hüseyin Deniz
 

ESKIDEN LOKMALAR KARIN DOYURMAZDI: GÖNÜL DE DOYURURDU

ESKİDEN LOKMALAR KARIN DOYURMAZDI, GÖNÜL DE DOYURURDU.   Eskiden sofralar küçüktü ama gönüller büyüktü…   Bir tencere yemek, bir somun ekmek, birkaç zeytin ve bir tas çorba… Belki bugünkü sofralar kadar çeşitli değildi. Ama o sofralarda öyle bir bereket vardı ki, insan sadece karnını değil, gönlünü de doyururdu.   Çünkü eskiden lokmanın içinde emek vardı… Alın teri vardı… Şükür vardı… Paylaşmak vardı… Komşuluk vardı… Bismillah vardı.   Bir evde yemek pişince komşunun kapısı düşünülürdü.   “Bizde yemek var, sizde de var mı?” diye sorulmazdı.   “Bizde var, siz de buyurun.” denilirdi.   Çünkü insanlar, komşusu açken kendi sofrasında rahat edemezdi.   Eskiden bir tabak yemek, sadece yemek değildi. Bir gönül alma biçimiydi. Bir kardeşlik işaretiydi. Bir “Sen yalnız değilsin.” mesajıydı.   Bugün sofralar büyüdü… Mutfaklar zenginleşti… Buzdolapları doldu… Ama ne yazık ki bazı gönüller boşaldı.   Eskiden insanlar azla yetinir, çok şükrederdi.   Şimdi çok şeye sahip olanlar, sahip olduklarının kıymetini bilmez oldu.   Eskiden ekmek yere düşse öpülür, başa konulurdu.   Bugün ise sofralarda çeşit çeşit nimet bulunurken, israf edilen yiyeceklerin hesabı yapılmıyor.   Oysa mesele sadece karın doyurmak değildir.   İnsan bazen bir lokma ekmekle doyar ama bir güzel sözle yaşama yeniden tutunur.   Bazen bir tas çorba, bir insanın bütün derdini çözer.   Bazen kapıya bırakılan bir tabak yemek, bir yetimin gönlünde yıllarca unutulmaz.   Bazen de sofraya davet edilen yalnız bir insan, kendisini yeniden değerli hisseder.   İşte dinimizin güzelliği de burada saklıdır.   İslam, sadece camide ibadet etmekten ibaret değildir.   İslam; açın hâlini anlamaktır.   İslam; komşunun kapısını çalmaktır.   İslam; yetimi gözetmektir.   İslam; sofranı paylaşmaktır.   İslam; “Ben tok olayım, gerisi beni ilgilendirmez.” dememektir.   Peygamber Efendimiz ﷺ, komşusu açken tok yatan kimsenin iman anlayışını sorgulayan çok güçlü bir ahlâk ölçüsü ortaya koymuştur.   Çünkü iman, sadece dilde söylenen söz değildir.   İman, gönülde hissedilen merhamettir.   İman, elin cebine gittiğinde fakiri hatırlamaktır.   İman, sofraya oturduğunda nimet sahibini unutmamaktır.   İman, elinde imkân varken başkasının yokluğuna sırt çevirmemektir.   Eskiden insanlar birbirlerinin sofrasına misafir olurdu.   Şimdi ise birbirlerinin hayatına bile yabancılaştılar.   Eskiden komşu komşunun çocuğunu kendi çocuğu gibi görürdü.   Şimdi aynı apartmanda yaşayan insanlar birbirlerinin adını bile bilmiyor.   Eskiden bir lokma bölüşülürdü.   Şimdi bazen koskoca servetler paylaşılmıyor.   Oysa bölüşülen ekmek küçülmez.   Paylaşılan sevgi azalmaz.   Verilen sadaka malı eksiltmez.   Aksine Allah, paylaşanın sofrasına bereket; gönlüne huzur verir.   Bugün belki sofralarımızda daha çok yemek var ama eskilerin sofralarındaki o samimiyete, o berekete, o gönül zenginliğine çok ihtiyacımız var.   Çünkü insanı doyuran sadece yemek değildir.   İnsanı asıl doyuran, kendisini değerli hissetmesidir.   Bir annenin duası… Bir babanın nasihati… Bir komşunun ikramı… Bir dostun samimi sözü… Bir garibin yüzündeki tebessüm…   Bunların hiçbirinin markette fiyatı yoktur.   Ama hepsi paha biçilemez değerdedir.   Eskiden lokmalar belki küçüktü…   Ama gönüller büyüktü.   Bugün lokmalar büyüdü…   Fakat gönüller küçülmesin.   Sofralarımızdan bereket, evlerimizden huzur, gönüllerimizden merhamet eksilmesin.   Çünkü unutmayalım:   Bir lokma ekmek karnı doyurur; fakat paylaşarak verilen lokma gönlü doyurur.   Ve bazen insanın ihtiyacı olan şey, büyük bir servet değil…   Sadece sıcak bir tabak yemek, samimi bir selam ve “Sen de bizim soframızın misafirisin.” diyen bir gönüldür.   Allah bizleri nimetin kıymetini bilen, lokmasını paylaşan, komşusunu gözeten ve gönül doyuran kullarından eylesin. Âmin. Hüseyin DENİZ Araştırmacı ve ilahiyatçı yazar
Ekleme Tarihi: 21 Ağustos 2026 -Cuma
Hüseyin Deniz

ESKIDEN LOKMALAR KARIN DOYURMAZDI: GÖNÜL DE DOYURURDU

ESKİDEN LOKMALAR KARIN DOYURMAZDI, GÖNÜL DE DOYURURDU.

 

Eskiden sofralar küçüktü ama gönüller büyüktü…

 

Bir tencere yemek, bir somun ekmek, birkaç zeytin ve bir tas çorba… Belki bugünkü sofralar kadar çeşitli değildi. Ama o sofralarda öyle bir bereket vardı ki, insan sadece karnını değil, gönlünü de doyururdu.

 

Çünkü eskiden lokmanın içinde emek vardı…

Alın teri vardı…

Şükür vardı…

Paylaşmak vardı…

Komşuluk vardı…

Bismillah vardı.

 

Bir evde yemek pişince komşunun kapısı düşünülürdü.

 

“Bizde yemek var, sizde de var mı?” diye sorulmazdı.

 

“Bizde var, siz de buyurun.” denilirdi.

 

Çünkü insanlar, komşusu açken kendi sofrasında rahat edemezdi.

 

Eskiden bir tabak yemek, sadece yemek değildi. Bir gönül alma biçimiydi. Bir kardeşlik işaretiydi. Bir “Sen yalnız değilsin.” mesajıydı.

 

Bugün sofralar büyüdü…

Mutfaklar zenginleşti…

Buzdolapları doldu…

Ama ne yazık ki bazı gönüller boşaldı.

 

Eskiden insanlar azla yetinir, çok şükrederdi.

 

Şimdi çok şeye sahip olanlar, sahip olduklarının kıymetini bilmez oldu.

 

Eskiden ekmek yere düşse öpülür, başa konulurdu.

 

Bugün ise sofralarda çeşit çeşit nimet bulunurken, israf edilen yiyeceklerin hesabı yapılmıyor.

 

Oysa mesele sadece karın doyurmak değildir.

 

İnsan bazen bir lokma ekmekle doyar ama bir güzel sözle yaşama yeniden tutunur.

 

Bazen bir tas çorba, bir insanın bütün derdini çözer.

 

Bazen kapıya bırakılan bir tabak yemek, bir yetimin gönlünde yıllarca unutulmaz.

 

Bazen de sofraya davet edilen yalnız bir insan, kendisini yeniden değerli hisseder.

 

İşte dinimizin güzelliği de burada saklıdır.

 

İslam, sadece camide ibadet etmekten ibaret değildir.

 

İslam; açın hâlini anlamaktır.

 

İslam; komşunun kapısını çalmaktır.

 

İslam; yetimi gözetmektir.

 

İslam; sofranı paylaşmaktır.

 

İslam; “Ben tok olayım, gerisi beni ilgilendirmez.” dememektir.

 

Peygamber Efendimiz ﷺ, komşusu açken tok yatan kimsenin iman anlayışını sorgulayan çok güçlü bir ahlâk ölçüsü ortaya koymuştur.

 

Çünkü iman, sadece dilde söylenen söz değildir.

 

İman, gönülde hissedilen merhamettir.

 

İman, elin cebine gittiğinde fakiri hatırlamaktır.

 

İman, sofraya oturduğunda nimet sahibini unutmamaktır.

 

İman, elinde imkân varken başkasının yokluğuna sırt çevirmemektir.

 

Eskiden insanlar birbirlerinin sofrasına misafir olurdu.

 

Şimdi ise birbirlerinin hayatına bile yabancılaştılar.

 

Eskiden komşu komşunun çocuğunu kendi çocuğu gibi görürdü.

 

Şimdi aynı apartmanda yaşayan insanlar birbirlerinin adını bile bilmiyor.

 

Eskiden bir lokma bölüşülürdü.

 

Şimdi bazen koskoca servetler paylaşılmıyor.

 

Oysa bölüşülen ekmek küçülmez.

 

Paylaşılan sevgi azalmaz.

 

Verilen sadaka malı eksiltmez.

 

Aksine Allah, paylaşanın sofrasına bereket; gönlüne huzur verir.

 

Bugün belki sofralarımızda daha çok yemek var ama eskilerin sofralarındaki o samimiyete, o berekete, o gönül zenginliğine çok ihtiyacımız var.

 

Çünkü insanı doyuran sadece yemek değildir.

 

İnsanı asıl doyuran, kendisini değerli hissetmesidir.

 

Bir annenin duası…

Bir babanın nasihati…

Bir komşunun ikramı…

Bir dostun samimi sözü…

Bir garibin yüzündeki tebessüm…

 

Bunların hiçbirinin markette fiyatı yoktur.

 

Ama hepsi paha biçilemez değerdedir.

 

Eskiden lokmalar belki küçüktü…

 

Ama gönüller büyüktü.

 

Bugün lokmalar büyüdü…

 

Fakat gönüller küçülmesin.

 

Sofralarımızdan bereket, evlerimizden huzur, gönüllerimizden merhamet eksilmesin.

 

Çünkü unutmayalım:

 

Bir lokma ekmek karnı doyurur; fakat paylaşarak verilen lokma gönlü doyurur.

 

Ve bazen insanın ihtiyacı olan şey, büyük bir servet değil…

 

Sadece sıcak bir tabak yemek, samimi bir selam ve “Sen de bizim soframızın misafirisin.” diyen bir gönüldür.

 

Allah bizleri nimetin kıymetini bilen, lokmasını paylaşan, komşusunu gözeten ve gönül doyuran kullarından eylesin. Âmin.

Hüseyin DENİZ

Araştırmacı ve ilahiyatçı yazar

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ordumanset.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.