Hüseyin Deniz
Köşe Yazarı
Hüseyin Deniz
 

HALDEN ANLAMAK.

HALDEN ANLAMAK.   Yapılan iyiliği takdir etmek, kadirşinaslık göstermek, vefa bilmek; bir insanın terbiyesini, ahlakını ve kültürünü gösterir. Çünkü insanın gerçek kalitesi, kendisine yapılan iyiliğe nasıl karşılık verdiğinde ortaya çıkar.   İnce hisler, gönül zenginliği, vefa ve nezaket; kaba, görgüsüz ve nankör insanların anlayabileceği şeyler değildir.   İnsan vardır; yaptığı iyiliği başa kakmaz. İnsan vardır; kendisine yapılan iyiliği ömrü boyunca unutmaz.   Bir de insan vardır ki, kendisine uzatılan eli ısırır, sonra da hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam eder.   El insaf… Pes doğrusu!   İHLAS, KUL İLE ALLAH ARASINDAKİ SIRDIR   İhlas, Allah ile kul arasında olan en özel sırdır.   Melek bilmez ki yazsın, şeytan bilmez ki bozsun.   Fakat insanın niyeti, ahlakı ve yaşayışı zamanla kendisini ele verir. Çünkü insan ne kadar rol yaparsa yapsın, karakteri bir gün mutlaka konuşur.   Mescidin en ön safında durmak, beş vakit namaz kılmak elbette büyük bir ibadettir. Fakat namazın insanın ahlakına, ticaretine, emanete ve insan ilişkilerine yansıması gerekir.   Bir insan camide başka, ticarette başka, dostlukta başka, menfaat söz konusu olduğunda bambaşka bir kimliğe bürünüyorsa burada ciddi bir muhasebe yapmak gerekir.   Dindarlık sadece görünmek değil, yaşamaktır.   Sahtekârlıkla, dolandırıcılıkla, haram kazançla, hileyle ve kul hakkıyla yan yana yürüyen bir hayatın üzerine sadece güzel sözler ve dini görüntüler serpiştirmek, hakikati değiştirmez.   NAMAZ VAR, AHLAK NEREDE?   Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) öğrettiği din anlayışında ibadet ile ahlak birbirinden kopuk değildir.   İnsanın namazı onu kötülüklerden uzaklaştırıyor mu?   Tartarken eksiltiyor mu?   Satarken hile yapıyor mu?   Konuştuğu zaman doğru söylüyor mu?   Emanete riayet ediyor mu?   Verdiği sözün arkasında duruyor mu?   Dostluğuna güveniliyor mu?   Menfaatine dokunulduğunda karakteri değişiyor mu?   Asıl mesele budur.   Çünkü insanın gerçek yüzü, camide değil sadece; çıkarı söz konusu olduğunda, para eline geçtiğinde, kendisine güvenildiğinde ve kimsenin görmediğini düşündüğü zaman ortaya çıkar.   İnsanın karakteri, alkış aldığı yerde değil; kimsenin alkışlamadığı yerde belli olur.   SOSYAL MEDYADA DÜRÜST, HAYATTA BİR BAŞKA!   Bugün öyle insanlar görüyoruz ki…   Sözlerine bakıyorsunuz; ondan daha dürüstü yok!   Paylaşımlarına bakıyorsunuz; ahlâk abidesi!   Konuşmalarına bakıyorsunuz; sanki doğruluğun ve adaletin temsilcisi!   Ama iş icraata gelince ortada ne dürüstlük kalıyor ne vefa ne de adalet…   Söz başka, öz başka!   Oysa Müslümanın en büyük özelliklerinden biri özünün ve sözünün bir olmasıdır.   Kuran ve sünnetin öğrettiği ahlak, insanlara güzel görünme sanatı değildir. İnsanları kandırma, dini kendi menfaatine kullanma veya olduğundan farklı görünme hiç değildir.   Din anlatılmaktan önce yaşanmalıdır.   Yaşamadığın bir hakikat, başkasına anlattığın zaman sadece söz olarak kalır.   BUKALEMUN GİBİ DEĞİL, MÜSTAKİM OL!   Menfaatine göre renk değiştiren, dün söylediğini bugün inkâr eden, kimin yanında hangi kimliğe bürüneceğini hesaplayan, her ortamda başka konuşan insan güven vermez.   Müslüman, bukalemun gibi her renge boyanan değil; istikamet sahibi olan insandır.   İman, sadece dilde söylenen bir söz değildir.   İman; ticarette dürüstlük, emanette sadakat, dostlukta vefa, sözde doğruluk, kazançta helallik, insan ilişkilerinde merhamet ve adalettir.   Din satanın dini olmaz; dini yaşayanın ahlakı olur.   DOSTLUK BORSADA İŞLEM GÖRMÜYOR!   “Ben dostum, dost!”   İyi de kardeşim, dostluk nedir?   Dostluk, menfaat bitince biten bir ilişki değildir.   Dostluk, yanında olmadığı zaman da arkasından konuşmamaktır.   Dostluk, sırrını korumaktır.   Dostluk, zor zamanda yanında olmaktır.   Dostluk, sen düştüğünde üzerine basıp yükselmeye çalışmamaktır.   Dostluk, makamına, paranıza, çevrenize göre şekil değiştirmemektir.   Dostluk borsada işlem görmez ki, bugün yükselip yarın düşsün!   Atalarımız ne güzel söylemiş:   “Bana dostunu söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim.”   İnsanın çevresi, çoğu zaman karakterinin aynasıdır.   EĞRİ ÇİVİ TAHTAYA GİRMEZ   Sözünde doğru olmayanın özünde de doğruluk aramak zordur.   Eğri çivi nasıl sağlam bir tahtaya doğru dürüst girmiyorsa, eğri insanın da doğru bir hayat kurması mümkün değildir.   “Gelin eğri oturalım, doğru konuşalım.”   Ne kadar güzel bir söz!   Çünkü doğruluk, insanın makamından, parasından, kıyafetinden veya dış görünüşünden önce gelir.   İnsan doğruysa fakirliği de şereflidir, zenginliği de.   Ama insan eğriyse; makamı da parası da şöhreti de onu kurtaramaz.   ALLAH, DÜŞMANIN DA KALİTELİSİNİ VERSİN!   İnsan bazen dostundan değil, düşmanından yoruluyor.   Çünkü kaliteli bir düşman bile insana haddini, eksiğini ve yanlışını gösterir.   Ama haset eden, iftira atan, fitne çıkaran, insanların arasını bozan ve kötülük yapmak için fırsat kollayan kimselerle mücadele etmek gerçekten zordur.   Öyle ki bazılarının yaptığı kötülükleri görünce insan,   “Şeytan bile bunlardan ders almak için stajyerlik yapmaya utanır!”   diyecek hale geliyor.   Fakat bize düşen onların seviyesine inmek değil.   Çünkü kötülüğe kötülükle cevap vermek, insanı da zamanla kötülüğün içine çeker.   Bizim ölçümüz bellidir:   Doğru olacağız. Dürüst olacağız. Hakkaniyetli olacağız. Kul hakkından sakınacağız. Helal kazanacağız. Sözümüzün arkasında duracağız.   MÜSLÜMANIN ÖZÜ SÖZÜ BİR OLMALI   Dinimizde sahtekârlığa, hileye, yalana ve kul hakkına yer yoktur.   Bir insanın alnı secdeye değiyor ama eli haksızlığa uzanıyorsa; dili güzel sözler söylüyor ama başkasının hakkını yiyorsa; dini anlatıyor ama kendi hayatında dinin ahlakını taşımıyorsa, burada ciddi bir muhasebeye ihtiyaç vardır.   Çünkü din, sadece anlatılmaz; yaşanır.   Kur’an ve sünnetin ahlakı hayatımıza yansımadan, dilimizden dökülen güzel cümlelerin tek başına bir anlamı yoktur.   Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) hayatı bize bunu öğretmektedir:   Güzel ahlak, imanın hayata yansıyan yüzüdür.   İnsanların gözünü boyayabilirsiniz.   Bir müddet insanları kandırabilirsiniz.   Güzel sözlerle kendinizi farklı gösterebilirsiniz.   Ama Allah’ı kandıramazsınız.   SON SÖZ   İnsan kendisine şu soruyu sormalı:   Ben göründüğüm kişi miyim, yoksa olduğum kişiyi insanlardan mı saklıyorum?   Camideki ben ile ticaretteki ben aynı mı?   Sözümdaki ben ile özümdeki ben aynı mı?   Dostumun yanında nasılsam, arkasından da öyle miyim?   Menfaatim bittiğinde dostluğum da bitiyor mu?   Kazancımın tamamı helal mi?   Bir başkasının hakkı üzerimde var mı?   İşte asıl muhasebe budur.   Müslüman; özü, sözü, niyeti ve ameli bir olan insandır.   Rabbim bizleri görüntüsüyle değil, ahlakıyla, doğruluğuyla, sadakatiyle ve güzel amelleriyle Müslüman olan kullarından eylesin.   Bize doğruyu doğru bilip ona uymayı, yanlışı yanlış bilip ondan uzak durmayı nasip eylesin.   Kalplerimizi nifaktan, dillerimizi yalandan, ellerimizi haramdan, kazancımızı haksızlıktan ve gönüllerimizi hasetten muhafaza eylesin.   Allah istikameti güzel olan kullarından olmayı nasip eylesin.   Ahir ve akıbetlerimizi hayreylesin.   Araştırmacı ve İlahiyatçı Yazar Hüseyin DENİZ
Ekleme Tarihi: 27 Ağustos 2026 -Perşembe
Hüseyin Deniz

HALDEN ANLAMAK.

HALDEN ANLAMAK.

 

Yapılan iyiliği takdir etmek, kadirşinaslık göstermek, vefa bilmek; bir insanın terbiyesini, ahlakını ve kültürünü gösterir. Çünkü insanın gerçek kalitesi, kendisine yapılan iyiliğe nasıl karşılık verdiğinde ortaya çıkar.

 

İnce hisler, gönül zenginliği, vefa ve nezaket; kaba, görgüsüz ve nankör insanların anlayabileceği şeyler değildir.

 

İnsan vardır; yaptığı iyiliği başa kakmaz.

İnsan vardır; kendisine yapılan iyiliği ömrü boyunca unutmaz.

 

Bir de insan vardır ki, kendisine uzatılan eli ısırır, sonra da hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam eder.

 

El insaf… Pes doğrusu!

 

İHLAS, KUL İLE ALLAH ARASINDAKİ SIRDIR

 

İhlas, Allah ile kul arasında olan en özel sırdır.

 

Melek bilmez ki yazsın, şeytan bilmez ki bozsun.

 

Fakat insanın niyeti, ahlakı ve yaşayışı zamanla kendisini ele verir. Çünkü insan ne kadar rol yaparsa yapsın, karakteri bir gün mutlaka konuşur.

 

Mescidin en ön safında durmak, beş vakit namaz kılmak elbette büyük bir ibadettir. Fakat namazın insanın ahlakına, ticaretine, emanete ve insan ilişkilerine yansıması gerekir.

 

Bir insan camide başka, ticarette başka, dostlukta başka, menfaat söz konusu olduğunda bambaşka bir kimliğe bürünüyorsa burada ciddi bir muhasebe yapmak gerekir.

 

Dindarlık sadece görünmek değil, yaşamaktır.

 

Sahtekârlıkla, dolandırıcılıkla, haram kazançla, hileyle ve kul hakkıyla yan yana yürüyen bir hayatın üzerine sadece güzel sözler ve dini görüntüler serpiştirmek, hakikati değiştirmez.

 

NAMAZ VAR, AHLAK NEREDE?

 

Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) öğrettiği din anlayışında ibadet ile ahlak birbirinden kopuk değildir.

 

İnsanın namazı onu kötülüklerden uzaklaştırıyor mu?

 

Tartarken eksiltiyor mu?

 

Satarken hile yapıyor mu?

 

Konuştuğu zaman doğru söylüyor mu?

 

Emanete riayet ediyor mu?

 

Verdiği sözün arkasında duruyor mu?

 

Dostluğuna güveniliyor mu?

 

Menfaatine dokunulduğunda karakteri değişiyor mu?

 

Asıl mesele budur.

 

Çünkü insanın gerçek yüzü, camide değil sadece; çıkarı söz konusu olduğunda, para eline geçtiğinde, kendisine güvenildiğinde ve kimsenin görmediğini düşündüğü zaman ortaya çıkar.

 

İnsanın karakteri, alkış aldığı yerde değil; kimsenin alkışlamadığı yerde belli olur.

 

SOSYAL MEDYADA DÜRÜST, HAYATTA BİR BAŞKA!

 

Bugün öyle insanlar görüyoruz ki…

 

Sözlerine bakıyorsunuz; ondan daha dürüstü yok!

 

Paylaşımlarına bakıyorsunuz; ahlâk abidesi!

 

Konuşmalarına bakıyorsunuz; sanki doğruluğun ve adaletin temsilcisi!

 

Ama iş icraata gelince ortada ne dürüstlük kalıyor ne vefa ne de adalet…

 

Söz başka, öz başka!

 

Oysa Müslümanın en büyük özelliklerinden biri özünün ve sözünün bir olmasıdır.

 

Kuran ve sünnetin öğrettiği ahlak, insanlara güzel görünme sanatı değildir. İnsanları kandırma, dini kendi menfaatine kullanma veya olduğundan farklı görünme hiç değildir.

 

Din anlatılmaktan önce yaşanmalıdır.

 

Yaşamadığın bir hakikat, başkasına anlattığın zaman sadece söz olarak kalır.

 

BUKALEMUN GİBİ DEĞİL, MÜSTAKİM OL!

 

Menfaatine göre renk değiştiren, dün söylediğini bugün inkâr eden, kimin yanında hangi kimliğe bürüneceğini hesaplayan, her ortamda başka konuşan insan güven vermez.

 

Müslüman, bukalemun gibi her renge boyanan değil; istikamet sahibi olan insandır.

 

İman, sadece dilde söylenen bir söz değildir.

 

İman; ticarette dürüstlük,

emanette sadakat,

dostlukta vefa,

sözde doğruluk,

kazançta helallik,

insan ilişkilerinde merhamet ve adalettir.

 

Din satanın dini olmaz; dini yaşayanın ahlakı olur.

 

DOSTLUK BORSADA İŞLEM GÖRMÜYOR!

 

“Ben dostum, dost!”

 

İyi de kardeşim, dostluk nedir?

 

Dostluk, menfaat bitince biten bir ilişki değildir.

 

Dostluk, yanında olmadığı zaman da arkasından konuşmamaktır.

 

Dostluk, sırrını korumaktır.

 

Dostluk, zor zamanda yanında olmaktır.

 

Dostluk, sen düştüğünde üzerine basıp yükselmeye çalışmamaktır.

 

Dostluk, makamına, paranıza, çevrenize göre şekil değiştirmemektir.

 

Dostluk borsada işlem görmez ki, bugün yükselip yarın düşsün!

 

Atalarımız ne güzel söylemiş:

 

“Bana dostunu söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim.”

 

İnsanın çevresi, çoğu zaman karakterinin aynasıdır.

 

EĞRİ ÇİVİ TAHTAYA GİRMEZ

 

Sözünde doğru olmayanın özünde de doğruluk aramak zordur.

 

Eğri çivi nasıl sağlam bir tahtaya doğru dürüst girmiyorsa, eğri insanın da doğru bir hayat kurması mümkün değildir.

 

“Gelin eğri oturalım, doğru konuşalım.”

 

Ne kadar güzel bir söz!

 

Çünkü doğruluk, insanın makamından, parasından, kıyafetinden veya dış görünüşünden önce gelir.

 

İnsan doğruysa fakirliği de şereflidir, zenginliği de.

 

Ama insan eğriyse; makamı da parası da şöhreti de onu kurtaramaz.

 

ALLAH, DÜŞMANIN DA KALİTELİSİNİ VERSİN!

 

İnsan bazen dostundan değil, düşmanından yoruluyor.

 

Çünkü kaliteli bir düşman bile insana haddini, eksiğini ve yanlışını gösterir.

 

Ama haset eden, iftira atan, fitne çıkaran, insanların arasını bozan ve kötülük yapmak için fırsat kollayan kimselerle mücadele etmek gerçekten zordur.

 

Öyle ki bazılarının yaptığı kötülükleri görünce insan,

 

“Şeytan bile bunlardan ders almak için stajyerlik yapmaya utanır!”

 

diyecek hale geliyor.

 

Fakat bize düşen onların seviyesine inmek değil.

 

Çünkü kötülüğe kötülükle cevap vermek, insanı da zamanla kötülüğün içine çeker.

 

Bizim ölçümüz bellidir:

 

Doğru olacağız.

Dürüst olacağız.

Hakkaniyetli olacağız.

Kul hakkından sakınacağız.

Helal kazanacağız.

Sözümüzün arkasında duracağız.

 

MÜSLÜMANIN ÖZÜ SÖZÜ BİR OLMALI

 

Dinimizde sahtekârlığa, hileye, yalana ve kul hakkına yer yoktur.

 

Bir insanın alnı secdeye değiyor ama eli haksızlığa uzanıyorsa; dili güzel sözler söylüyor ama başkasının hakkını yiyorsa; dini anlatıyor ama kendi hayatında dinin ahlakını taşımıyorsa, burada ciddi bir muhasebeye ihtiyaç vardır.

 

Çünkü din, sadece anlatılmaz; yaşanır.

 

Kur’an ve sünnetin ahlakı hayatımıza yansımadan, dilimizden dökülen güzel cümlelerin tek başına bir anlamı yoktur.

 

Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) hayatı bize bunu öğretmektedir:

 

Güzel ahlak, imanın hayata yansıyan yüzüdür.

 

İnsanların gözünü boyayabilirsiniz.

 

Bir müddet insanları kandırabilirsiniz.

 

Güzel sözlerle kendinizi farklı gösterebilirsiniz.

 

Ama Allah’ı kandıramazsınız.

 

SON SÖZ

 

İnsan kendisine şu soruyu sormalı:

 

Ben göründüğüm kişi miyim, yoksa olduğum kişiyi insanlardan mı saklıyorum?

 

Camideki ben ile ticaretteki ben aynı mı?

 

Sözümdaki ben ile özümdeki ben aynı mı?

 

Dostumun yanında nasılsam, arkasından da öyle miyim?

 

Menfaatim bittiğinde dostluğum da bitiyor mu?

 

Kazancımın tamamı helal mi?

 

Bir başkasının hakkı üzerimde var mı?

 

İşte asıl muhasebe budur.

 

Müslüman; özü, sözü, niyeti ve ameli bir olan insandır.

 

Rabbim bizleri görüntüsüyle değil, ahlakıyla, doğruluğuyla, sadakatiyle ve güzel amelleriyle Müslüman olan kullarından eylesin.

 

Bize doğruyu doğru bilip ona uymayı, yanlışı yanlış bilip ondan uzak durmayı nasip eylesin.

 

Kalplerimizi nifaktan, dillerimizi yalandan, ellerimizi haramdan, kazancımızı haksızlıktan ve gönüllerimizi hasetten muhafaza eylesin.

 

Allah istikameti güzel olan kullarından olmayı nasip eylesin.

 

Ahir ve akıbetlerimizi hayreylesin.

 

Araştırmacı ve İlahiyatçı Yazar

Hüseyin DENİZ

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ordumanset.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.