ADALET MÜLKÜN TEMELİDİR
Adalet mülkün temelidir.
Bu söz, yalnızca devlet dairelerinin duvarlarına asılacak bir levha değildir. Bir devletin bekasının, bir milletin huzurunun ve toplumun devlete olan güveninin temel şartıdır.
Fakat adaletin gerçek anlamını bulabilmesi için önce herkesin ve her kesimin adalete inanması gerekir.
Adalet; bize yakın olana başka, bize uzak olana başka uygulanamaz.
“O bizden.”
“Bu onlardan.”
“Bunlar bizim cemaat.”
“Şunlar bizim vakıf.”
Böyle bir anlayışın hâkim olduğu yerde adalet değil, ayrımcılık vardır.
Asıl mesele; kimin iktidara yakın, kimin muhalif, kimin hangi cemaatten, hangi tarikattan veya hangi siyasi görüşten olduğu değildir.
Asıl mesele şudur:
Bu memlekette hukuk ve doğruluk gerçekten herkese eşit mi uygulanıyor?
İşte bütün mesele budur.
Bir hukuk devletinde suçun rengi, faili, makamı, çevresi ve mensubiyeti olmaz.
Suç varsa soruşturulur.
Şüphe varsa araştırılır.
Delil varsa değerlendirilir.
Suç sabitse hukuk önünde hesabı sorulur.
Masumsa da hukuk tarafından aklanır.
Bunun adı intikam değildir.
Bunun adı devlet düzenidir.
Cemaat olabilir…
Tarikat olabilir…
Vakıf olabilir…
Dernek olabilir…
Şirket olabilir…
Spor kulübü olabilir…
Siyasi parti veya siyasi oluşum olabilir…
İktidara yakın olabilir, iktidara uzak olabilir…
Hiç fark etmez.
Devletin görevi kimseyi peşinen suçlamak değil; her yapının faaliyetlerini hukuk, mali denetim ve kamu düzeni açısından eşit ölçüler içerisinde denetlemektir.
Çünkü denetimsiz güç, zamanla kendisini devletin üzerinde görmeye başlayabilir.
Devletin kurumları tarafından zamanında kontrol edilmeyen, yanlışları görmezden gelinen veya siyasi yakınlıklar sebebiyle dokunulmayan her yapı, bir süre sonra kendi gücünü devletin gücüne alternatif görme tehlikesi taşıyabilir.
İşte devlet burada uyanık olmak zorundadır.
Devlete kafa tutan kim varsa, bu cesareti nereden bulduğunu devlet sorgulamalıdır.
Kimse devletin üzerinde değildir.
Kimse hukuktan büyük değildir.
Kimse “Benim arkamda şu cemaat var, şu vakıf var, şu siyasi güç var, şu ekonomik çevre var” diyerek hukukun karşısında dokunulmazlık zırhına bürünmemelidir.
Devletin merhameti vardır ama zaafı olmamalıdır.
Devletin hoşgörüsü vardır ama hukuku çiğnetme lüksü yoktur.
Bugün birine uygulanan hukuk, yarın diğerine de uygulanabilmelidir.
Eğer bugün Süleymanlılar veya Kuytulcular hakkında bir uygulama yapılıyorsa, aynı hukuki ölçünün toplumdaki diğer dini, sosyal, ekonomik veya siyasi yapılara da uygulanması gerekir.
Çünkü adaletin ölçüsü “kim olduğu” değil, “ne yaptığıdır.”
Bir yapı yanlış yapıyorsa soruşturulsun.
Bir şirket suç işliyorsa soruşturulsun.
Bir dernek amacı dışında faaliyet gösteriyorsa denetlensin.
Bir vakıf kamu kaynaklarını usulsüz kullanıyorsa hesabı sorulsun.
Bir spor kulübünde hukuksuzluk varsa gereği yapılsın.
Bir siyasi oluşum suç işliyorsa hukuk önünde hesap versin.
Ama aynı zamanda;
Hiç kimse sırf mensup olduğu grup, cemaat, tarikat, siyasi görüş veya sosyal çevre sebebiyle suçlu ilan edilmesin.
İşte gerçek hukuk budur.
Çünkü adaletin iki tarafı vardır:
Suçluyu korumamak, masumu ezmemek.
Devletin yapması gereken tam olarak budur.
Bugün birilerine yapılan hukuki uygulamaya alkış tutup, yarın aynı uygulama kendi çevremize yöneldiğinde “haksızlık” diye bağırmak da adalet anlayışı değildir.
Eğer adalet istiyorsak, önce kendimiz için istediğimiz adaleti başkası için de istemeyi öğrenmeliyiz.
Çünkü adalet, insanın kendi kapısına geldiğinde değer kazanan bir kavram değildir.
Adalet, her kapıda aynı ölçüyü kullandığında adalettir.
Devletin bütün bu yapıların sicilini, mali durumunu, faaliyetlerini ve hukukla ilişkisini düzenli biçimde kontrol etmesi; bunu yaparken de hiçbir siyasi, dini veya sosyal ayrım gözetmemesi gerekir.
Yakınsa da denetleyecek.
Uzaksa da denetleyecek.
Güçlüyse de denetleyecek.
Zayıfsa da denetleyecek.
Çünkü devletin tarafı olmaz.
Devletin tarafı hukuktur.
Ve unutulmamalıdır:
Bugün hukukun dışında tutulan küçük bir ayrıcalık, yarın çok daha büyük bir hukuksuzluğun kapısını açabilir.
Bugün “Bizdendir, dokunmayalım” denilen kişi veya yapı, yarın “Bize kim dokunabilir?” noktasına gelebilir.
İşte devlet, bu tehlikeyi daha ortaya çıkmadan görmelidir.
Devletin gücü; herkese istediğini yaptırabilmesinde değil, herkese aynı hukuku uygulayabilmesindedir.
Kimse devletten korkmasın.
Ama herkes hukuktan çekinsin.
Çünkü hukuktan çekinmeyen toplumda zulüm büyür.
Denetimden kaçan yapılar büyür.
Hesap vermeyen güçler büyür.
Ve sonunda devletin otoritesi tartışılır hâle gelir.
Bizim ihtiyacımız olan şey yeni kamplaşmalar değildir.
Bizim ihtiyacımız olan şey adil, tarafsız, güçlü ve itibarlı bir hukuk düzenidir.
Kim olursa olsun…
Nereden gelirse gelsin…
Kiminle bağlantısı olursa olsun…
Suç işleyen hesabını versin.
Kimse buna mani olmasın.
Ama suçsuz olan da sırf mensubiyeti yüzünden ezilmesin.
Çünkü adaletin olmadığı yerde ne devletin itibarı kalır ne de milletin huzuru.
Ve son söz:
Adalet, sadece başkasına uygulanmasını istediğimiz bir kılıç değil; bir gün bizim de altında hesap vereceğimiz bir terazidir.
O terazinin ayarını bozmayalım.
Çünkü adalet mülkün temelidir.
Temel sağlam olacak ki devlet güçlü, millet huzurlu, gelecek güvenli olsun.
Adalet herkese lazım.
Hukuk herkes için var.
Devlet de herkesin devletidir
Hüseyin DENİZ
Araştırmacı ve ilahiyatçı yazar