ALKOL VE SAHADA ŞİDDET: HUKUK NEREDE?
Şiddete,taşkınlığa ve kural tanımazlığa geçit yok!
Spor; kardeşliğin, dostluğun, dayanışmanın ve centilmenliğin adıdır. Sahada mücadele edilir, tribünde takım desteklenir; ancak hiçbir maç, hiçbir galibiyet ve hiçbir takım sevgisi insanın aklını, iradesini ve vicdanını bir kenara bırakmasına gerekçe olamaz.
Ne yazık ki günümüzde sporun birleştirici ruhunu zedeleyen şiddet olayları, taşkınlıklar ve kontrolsüz davranışlar zaman zaman sporun önüne geçmektedir. Oysa spor, insanları birbirine düşürmek için değil, aynı heyecan etrafında birleştirmek için vardır.
Peki, kanunlarımız bu konuda ne diyor?
14 Nisan 2011 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun, spor alanlarında düzenin ve güvenliğin sağlanması için önemli hükümler içermektedir.
Kanun’un 18. maddesinin 7. fıkrasında açıkça belirtilmektedir:
“Alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde etkisinde olduğu açıkça anlaşılan kişi, müsabaka, antrenman ve seyir alanlarına alınmaz.”
Aynı hükme göre, bu alanlara giren ve dışarı çıkmamakta ısrar eden kişi zor kullanılarak dışarı çıkarılır ve kanun hükümleri uyarınca bir yıl süreyle spor müsabakalarını seyirden yasaklanır.
Bu hüküm, yalnızca bir yaptırım meselesi değildir; spor alanlarında insanların can güvenliğini, kamu düzenini ve diğer seyircilerin huzurunu koruma iradesidir.
Hiç kimsenin alkolün etkisiyle taşkınlık yapmaya, başkalarının güvenliğini tehlikeye atmaya ve spor alanlarını huzursuzluk mekânına çevirmeye hakkı yoktur.
Bir takımın formasını giymek, o takımın taraftarı olmak, insanın her davranışını meşru hâle getirmez. Taraftarlık, rakibe düşmanlık değildir. Hakem kararına kızmak, rakip takımın taraftarına saldırmanın bahanesi olamaz. Maçın sonucuna üzülmek, koltukları kırmayı, sahaya yabancı madde atmayı, küfür etmeyi veya insanlara zarar vermeyi haklı çıkarmaz.
Unutulmamalıdır ki spor müsabakalarına çocuklarımız da ailelerimiz de gelmektedir. Tribünlerde küfür, kavga ve şiddet değil; sevgi, saygı ve örnek davranışlar hâkim olmalıdır. Çocuklarına iyi bir taraftar olmayı öğretmek isteyen anne babalar, önce kendi davranışlarıyla örnek olmalıdır.
Burada kulüplere, yöneticilere, sporculara, hakemlere, güvenlik görevlilerine ve taraftarlara ayrı ayrı sorumluluk düşmektedir. Kanunların uygulanması kadar, toplumsal bilinç ve karşılıklı saygı da önemlidir. Kurallar herkese eşit ve kararlı biçimde uygulanmalı; hiçbir takımın büyüklüğü, hiçbir kişinin nüfuzu ve hiçbir taraftar grubunun kalabalığı hukukun üzerinde görülmemelidir.
Çünkü kanun, taraftarlığın önünde engel değil; herkesin güven içinde spor izleyebilmesinin teminatıdır.
İnsan kendisini kontrol edemiyorsa, öfkesine yeniliyorsa, alkolün etkisiyle başkalarına zarar veriyorsa bunun bedelini masum insanlar ödememelidir. Özgürlük, başkasının hakkına ve güvenliğine zarar verme hakkı değildir.
Gelin, sporun ruhunu yeniden hatırlayalım. Rakibimize saygı duyalım, hakeme anlayış gösterelim, galibiyette şımarmayalım, mağlubiyette öfkemize yenilmeyelim. Çünkü maç biter, skor tabelası değişir, kupalar el değiştirir; fakat insanlık, ahlak ve vicdan her zaman değerini korur.
Spor sahaları kavganın değil, kardeşliğin; tribünler öfkenin değil, coşkunun; taraftarlık düşmanlığın değil, centilmenliğin adresi olmalıdır.
Hukuka saygı, insana saygıdır. Kurallara uymak zayıflık değil, olgunluktur. Gerçek taraftarlık ise takımını desteklerken insanlığını kaybetmemektir.
Hüseyin DENİZ
İlahiyatçı Şair ve yazar