Hüseyin Deniz
Köşe Yazarı
Hüseyin Deniz
 

TİLKİNİN KÜMESE BEKÇI OLMASI

TİLKİNİN KÜMESE BEKÇİ OLMASI.   Tilkiye, “Tavukların kümesine bekçi olur musun?” diye sormuşlar. Tilki hiç düşünmeden cevap vermiş:   “Ben dava adamıyım!”   Ne güzel bir söz değil mi, gardaşım? İlk bakışta kulağa hoş geliyor. İnsan, “Dava adamıyım.” dediğinde akla inanç, sadakat, fedakârlık, doğruluk ve sorumluluk gelir. Fakat asıl mesele, bu sözün ne kadar etkileyici söylendiği değil; söyleyen kişinin gerçekten hangi davanın peşinde olduğudur. Çünkü her “dava” sözü, hakikati temsil etmez. Her “dava adamıyım” diyen de hakikatin, adaletin ve milletin hizmetinde değildir.   Bazen insanlar, güzel ve büyük sözlerin arkasına saklanarak kendilerine güven duyulmasını isterler. “Ben dava adamıyım.” derler; fakat davranışlarına bakıldığında ortada ne sadakat ne de samimiyet görülür. Dillerinde millet, memleket, adalet ve hizmet vardır; ancak iş icraata geldiğinde kendi menfaatlerinden başka bir şey düşünmezler. Böyle kimseler için dava, hakikate hizmet eden bir ideal değil; makam elde etmek, güç kazanmak ve çevresindekileri etkileyebilmek için kullanılan bir araçtır.   İşte tilkinin tavuk kümesine bekçi olması da bu bakımdan son derece düşündürücüdür. Tilki, ne kadar güzel konuşursa konuşsun, ne kadar güven veren sözler söylerse söylesin, onun tabiatı ve niyeti bilinmektedir. Tavukların güvenliğini sağlamakla görevlendirilen bir tilkinin, ilk fırsatta kendi tabiatının gereğini yapması şaşırtıcı olmaz. Çünkü bir görevi üstlenmek başka, o görevin sorumluluğunu hakkıyla yerine getirmek başkadır.   Emanet, yalnızca bir eşya veya makam değildir. Emanet; insanın güveni, milletin geleceği, devletin imkânları, yetimin hakkı, mazlumun umudu ve toplumun huzurudur. Bu nedenle emanet, ehil olmayan ellere teslim edildiğinde ortaya çıkacak zarar yalnızca maddi kayıplarla sınırlı kalmaz. Güven sarsılır, adalet duygusu zedelenir ve insanların birbirine olan inancı azalır.   Bir kimsenin “Ben dava adamıyım.” demesi, onun gerçekten dava adamı olduğunu göstermeye yetmez. Dava adamlığı, sözle değil; duruşla, ahlakla, fedakârlıkla ve zor zamanlardaki tavırla ölçülür. İnsanların alkışladığı günlerde herkes sadık görünebilir. Asıl mesele, kimsenin görmediği yerde doğru kalabilmektir. Menfaatin, makamın ve şöhretin cazibesine rağmen hakikatten ayrılmamaktır. Haksızlık karşısında susmamak, adaletsizlik karşısında eğilmemek ve emanete ihanet etmemektir.   Gerçek dava adamı, kendisini sürekli öne çıkaran değil; davasını öne çıkarandır. Kendi adını büyütmeye çalışan değil, hizmet ettiği değerleri yücelten kişidir. Makamı bir imtiyaz değil, sorumluluk olarak görür. Yetkiyi kişisel çıkarları için kullanmaz. Kendisine verilen görevi, bir lütuf değil, hesabı verilecek bir emanet olarak kabul eder.   Ne yazık ki günümüzde bazı insanlar, dava kavramını kendi çıkarlarına perde yapmaktadır. Dava kelimesini sıkça kullanır, fakat davanın gerektirdiği ahlaki sorumluluklardan uzak dururlar. Eleştirilince davayı savunduklarını söyler, fakat aslında kendi konumlarını korumaya çalışırlar. Kendilerine yapılan haksızlığı büyük bir adaletsizlik olarak görürken, başkalarına yapılan haksızlıklar karşısında sessiz kalırlar. Bu tutum, dava adamlığı değil; kişisel menfaatin ve tarafgirliğin göstergesidir.   Dava adamı olmak, yalnızca bir topluluğa, bir fikre veya bir siyasi anlayışa bağlı görünmek değildir. Dava adamı olmak, önce insan olmanın gerektirdiği ahlaki ölçülere sahip olmaktır. Doğruyu kendi aleyhine bile olsa savunabilmektir. Yakını haksız olduğunda onun yanında değil, hakkın yanında durabilmektir. Kendi tarafının yanlışını da görebilmek, yanlış yapanı uyarmak ve gerektiğinde bedel ödemeyi göze almaktır.   Çünkü hakikat, kişinin tarafına göre değişmez. Adalet, dostuna başka düşmanına başka uygulanmaz. Emanet, tanıdığa göre korunup yabancıya göre ihmal edilemez. Eğer bir insan, kendi çevresindeki yanlışları görmezden geliyor; fakat başkalarının hatalarını büyütüyorsa, orada dava adamlığından değil, kör bir taassuptan söz etmek gerekir.   Unutmayalım ki gardaşım; tavuğu tilkiye, emaneti hırsıza, adaleti zalime teslim edersen sonunda kaybeden yalnızca emanet olmaz. Güven duygusu da kaybolur. İnsanlar, “Kimseye güvenilmez.” demeye başlar. Liyakat geri plana itilir, sadakat yerine dalkavukluk öne çıkar, doğruluk yerine çıkar ilişkileri belirleyici olur. Böyle bir ortamda toplumun huzuru ve kurumların itibarı büyük zarar görür. Tilkinin kümesin başına bekçi yapılması, aslında toplum hayatında sıkça karşılaştığımız bir yanlışı anlatır. Bazen insanlar, kendilerini en iyi pazarlayanları en güvenilir kişiler sanırlar. Bazen de güçlü görünen, çevresi geniş olan veya etkili konuşan kimseler, ehil olmadıkları görevlere getirilir. Sonra ortaya çıkan zarar karşısında herkes şaşırır. Oysa baştan beri dikkat edilmesi gereken şey bellidir: Emanet, görüntüye değil; ehliyete ve güvenilirliğe teslim edilmelidir.   Gerçek dava adamı, kendisine verilen görevi kötüye kullanmaz. Emaneti korur, hakkı gözetir, adaletten ayrılmaz. İnsanların güvenini istismar etmez. Kendisine duyulan sevgiyi ve saygıyı kişisel çıkarları için kullanmaz. Bir gün makamdan ayrıldığında arkasında kırılmış kalpler, mağdur edilmiş insanlar ve zedelenmiş bir güven bırakmaz. Aksine, yaptığı hizmetlerle güzel bir iz bırakır.   Bu nedenle gardaşım, bir insanın sözlerine hayran olmadan önce davranışlarına bakmalıyız. “Dava adamıyım.” diyen kişinin, gerçekten hangi davaya hizmet ettiğini sormalıyız. Hakikatin mi, adaletin mi, milletin mi, yoksa kendi makamının ve menfaatinin mi peşinde olduğunu anlamaya çalışmalıyız. Çünkü herkesin dilinde büyük sözler olabilir; fakat herkes o sözlerin sorumluluğunu taşıyamaz.   Son sözümüz şudur gardaşım: Her güzel söz söyleyene inanmayalım. Her “dava adamıyım” diyeni dava adamı sanmayalım. İnsanları sözleriyle değil, ahlaklarıyla, geçmişleriyle ve emanet karşısındaki tutumlarıyla değerlendirelim. Çünkü kümesin bekçisi tilki olursa, tavukların başına gelecekleri önceden tahmin etmek zor değildir.   Hüseyin DENİZ İlahiyatçı Şair ve Yazar
Ekleme Tarihi: 01 Kasım 2026 -Pazar
Hüseyin Deniz

TİLKİNİN KÜMESE BEKÇI OLMASI

TİLKİNİN KÜMESE BEKÇİ OLMASI.

 

Tilkiye, “Tavukların kümesine bekçi olur musun?” diye sormuşlar. Tilki hiç düşünmeden cevap vermiş:

 

“Ben dava adamıyım!”

 

Ne güzel bir söz değil mi, gardaşım? İlk bakışta kulağa hoş geliyor. İnsan, “Dava adamıyım.” dediğinde akla inanç, sadakat, fedakârlık, doğruluk ve sorumluluk gelir. Fakat asıl mesele, bu sözün ne kadar etkileyici söylendiği değil; söyleyen kişinin gerçekten hangi davanın peşinde olduğudur. Çünkü her “dava” sözü, hakikati temsil etmez. Her “dava adamıyım” diyen de hakikatin, adaletin ve milletin hizmetinde değildir.

 

Bazen insanlar, güzel ve büyük sözlerin arkasına saklanarak kendilerine güven duyulmasını isterler. “Ben dava adamıyım.” derler; fakat davranışlarına bakıldığında ortada ne sadakat ne de samimiyet görülür. Dillerinde millet, memleket, adalet ve hizmet vardır; ancak iş icraata geldiğinde kendi menfaatlerinden başka bir şey düşünmezler. Böyle kimseler için dava, hakikate hizmet eden bir ideal değil; makam elde etmek, güç kazanmak ve çevresindekileri etkileyebilmek için kullanılan bir araçtır.

 

İşte tilkinin tavuk kümesine bekçi olması da bu bakımdan son derece düşündürücüdür. Tilki, ne kadar güzel konuşursa konuşsun, ne kadar güven veren sözler söylerse söylesin, onun tabiatı ve niyeti bilinmektedir. Tavukların güvenliğini sağlamakla görevlendirilen bir tilkinin, ilk fırsatta kendi tabiatının gereğini yapması şaşırtıcı olmaz. Çünkü bir görevi üstlenmek başka, o görevin sorumluluğunu hakkıyla yerine getirmek başkadır.

 

Emanet, yalnızca bir eşya veya makam değildir. Emanet; insanın güveni, milletin geleceği, devletin imkânları, yetimin hakkı, mazlumun umudu ve toplumun huzurudur. Bu nedenle emanet, ehil olmayan ellere teslim edildiğinde ortaya çıkacak zarar yalnızca maddi kayıplarla sınırlı kalmaz. Güven sarsılır, adalet duygusu zedelenir ve insanların birbirine olan inancı azalır.

 

Bir kimsenin “Ben dava adamıyım.” demesi, onun gerçekten dava adamı olduğunu göstermeye yetmez. Dava adamlığı, sözle değil; duruşla, ahlakla, fedakârlıkla ve zor zamanlardaki tavırla ölçülür. İnsanların alkışladığı günlerde herkes sadık görünebilir. Asıl mesele, kimsenin görmediği yerde doğru kalabilmektir. Menfaatin, makamın ve şöhretin cazibesine rağmen hakikatten ayrılmamaktır. Haksızlık karşısında susmamak, adaletsizlik karşısında eğilmemek ve emanete ihanet etmemektir.

 

Gerçek dava adamı, kendisini sürekli öne çıkaran değil; davasını öne çıkarandır. Kendi adını büyütmeye çalışan değil, hizmet ettiği değerleri yücelten kişidir. Makamı bir imtiyaz değil, sorumluluk olarak görür. Yetkiyi kişisel çıkarları için kullanmaz. Kendisine verilen görevi, bir lütuf değil, hesabı verilecek bir emanet olarak kabul eder.

 

Ne yazık ki günümüzde bazı insanlar, dava kavramını kendi çıkarlarına perde yapmaktadır. Dava kelimesini sıkça kullanır, fakat davanın gerektirdiği ahlaki sorumluluklardan uzak dururlar. Eleştirilince davayı savunduklarını söyler, fakat aslında kendi konumlarını korumaya çalışırlar. Kendilerine yapılan haksızlığı büyük bir adaletsizlik olarak görürken, başkalarına yapılan haksızlıklar karşısında sessiz kalırlar. Bu tutum, dava adamlığı değil; kişisel menfaatin ve tarafgirliğin göstergesidir.

 

Dava adamı olmak, yalnızca bir topluluğa, bir fikre veya bir siyasi anlayışa bağlı görünmek değildir. Dava adamı olmak, önce insan olmanın gerektirdiği ahlaki ölçülere sahip olmaktır. Doğruyu kendi aleyhine bile olsa savunabilmektir. Yakını haksız olduğunda onun yanında değil, hakkın yanında durabilmektir. Kendi tarafının yanlışını da görebilmek, yanlış yapanı uyarmak ve gerektiğinde bedel ödemeyi göze almaktır.

 

Çünkü hakikat, kişinin tarafına göre değişmez. Adalet, dostuna başka düşmanına başka uygulanmaz. Emanet, tanıdığa göre korunup yabancıya göre ihmal edilemez. Eğer bir insan, kendi çevresindeki yanlışları görmezden geliyor; fakat başkalarının hatalarını büyütüyorsa, orada dava adamlığından değil, kör bir taassuptan söz etmek gerekir.

 

Unutmayalım ki gardaşım; tavuğu tilkiye, emaneti hırsıza, adaleti zalime teslim edersen sonunda kaybeden yalnızca emanet olmaz. Güven duygusu da kaybolur. İnsanlar, “Kimseye güvenilmez.” demeye başlar. Liyakat geri plana itilir, sadakat yerine dalkavukluk öne çıkar, doğruluk yerine çıkar ilişkileri belirleyici olur. Böyle bir ortamda toplumun huzuru ve kurumların itibarı büyük zarar görür.

Tilkinin kümesin başına bekçi yapılması, aslında toplum hayatında sıkça karşılaştığımız bir yanlışı anlatır. Bazen insanlar, kendilerini en iyi pazarlayanları en güvenilir kişiler sanırlar. Bazen de güçlü görünen, çevresi geniş olan veya etkili konuşan kimseler, ehil olmadıkları görevlere getirilir. Sonra ortaya çıkan zarar karşısında herkes şaşırır. Oysa baştan beri dikkat edilmesi gereken şey bellidir: Emanet, görüntüye değil; ehliyete ve güvenilirliğe teslim edilmelidir.

 

Gerçek dava adamı, kendisine verilen görevi kötüye kullanmaz. Emaneti korur, hakkı gözetir, adaletten ayrılmaz. İnsanların güvenini istismar etmez. Kendisine duyulan sevgiyi ve saygıyı kişisel çıkarları için kullanmaz. Bir gün makamdan ayrıldığında arkasında kırılmış kalpler, mağdur edilmiş insanlar ve zedelenmiş bir güven bırakmaz. Aksine, yaptığı hizmetlerle güzel bir iz bırakır.

 

Bu nedenle gardaşım, bir insanın sözlerine hayran olmadan önce davranışlarına bakmalıyız. “Dava adamıyım.” diyen kişinin, gerçekten hangi davaya hizmet ettiğini sormalıyız. Hakikatin mi, adaletin mi, milletin mi, yoksa kendi makamının ve menfaatinin mi peşinde olduğunu anlamaya çalışmalıyız. Çünkü herkesin dilinde büyük sözler olabilir; fakat herkes o sözlerin sorumluluğunu taşıyamaz.

 

Son sözümüz şudur gardaşım: Her güzel söz söyleyene inanmayalım. Her “dava adamıyım” diyeni dava adamı sanmayalım. İnsanları sözleriyle değil, ahlaklarıyla, geçmişleriyle ve emanet karşısındaki tutumlarıyla değerlendirelim. Çünkü kümesin bekçisi tilki olursa, tavukların başına gelecekleri önceden tahmin etmek zor değildir.

 

Hüseyin DENİZ

İlahiyatçı Şair ve Yazar

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ordumanset.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.