Hüseyin Deniz
Köşe Yazarı
Hüseyin Deniz
 

HAYATIN DEĞERINI ANLAMAK IÇIN ÜÇ YERI ZIYARET ET

HAYATI ANLAMAK İÇİN ÜÇ YERİ ZİYARET ET!   Sağlığın kıymetini hastanede, özgürlüğün değerini hapishanede, dünyanın faniliğini mezarlıkta anlarsın!   İnsan, hayatın gerçeklerini bazen bir ömür yaşar da anlayamaz. Dünya telaşına kapılır; malın, mülkün, makamın ve şöhretin peşinden koşarken asıl kıymetli olan nimetleri gözden kaçırır. Oysa hayatın hakikatini anlamak için insanın üç yeri ziyaret etmesi gerekir: Hastane, hapishane ve mezarlık!   Birincisi: Hastane…   Bir hastane odasına girin, şifa bekleyen insanları görün. Kimi bir nefesin, kimi ayağa kalkabilmenin, kimi de sevdiklerine yeniden kavuşabilmenin umuduyla bekliyor. O zaman anlarsınız ki sağlık, sahip olduğumuz en büyük nimetlerden biridir.   Kanuni Sultan Süleyman’ın şu sözü boşuna söylenmemiştir:   “Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.”   Gerçekten de insan, sağlığını kaybettiğinde dünyanın bütün zenginliklerinin bir nefeslik sıhhatin yerini tutmadığını anlar. Öyleyse sağlığımızın kıymetini hastalanmadan, sevdiklerimizin değerini de onları kaybetmeden bilelim.   İkincisi: Hapishane…   Bir de hapishaneleri ziyaret edin. Dört duvar arasında özgürlüğüne hasret kalan insanları düşünün. Dilediği yere gidemeyen, sevdiklerine sarılamayan, gökyüzüne bakarken bile özgürlüğün kıymetini yeniden anlayan insanların hâlini görün.   İşte o zaman özgürlüğün ne büyük bir nimet olduğunu anlarsınız.   Ancak unutmayalım: Özgürlük, insanın dilediğini yapması değil; başkasının hakkını çiğnemeden, adaletten ayrılmadan yaşayabilmesidir. Çünkü insanın bedeni dört duvar arasına girebilir ama vicdanını da hapsetmesine gerek yoktur. Asıl esaret, bazen demir parmaklıkların arkasında değil, nefsin ve kötülüklerin içinde yaşanır.   Üçüncüsü: Mezarlık…   Ve son durak mezarlık…   Bir mezarlığın sessizliğinde yürüyün. Dün bu dünyada yaşayan, planlar yapan, mal biriktiren, makam sahibi olan insanların bugün toprağın altında yattığını düşünün.   Kiminin sarayı vardı, kiminin mütevazı bir evi… Kiminin adı her yerde anılırdı, kiminin adını bugün çok az kişi hatırlıyor. Fakat hepsinin dünya hayatı sona erdi.   İnsan, mezarlıkta dünyanın geçiciliğini; ölümün ise kaçınılmaz bir hakikat olduğunu daha derinden hisseder. Bir gün bizim de üzerinde yürüdüğümüz toprak açılacak ve bedenimiz o toprağın altına emanet edilecektir.   Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur:   “Her nefis ölümü tadacaktır.” (Âl-i İmrân, 3/185)   Ölüm, inanan insan için yok oluş değil; dünya hayatından ahiret hayatına geçiştir. İnsan bu dünyadan ayrılırken malını, makamını ve şöhretini geride bırakır. Yanında götüreceği ise imanının, niyetinin ve amellerinin karşılığıdır.   Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:   “İnsan öldüğü zaman ameli kesilir. Ancak üç şey müstesna: Sadaka-i câriye, kendisinden faydalanılan ilim ve kendisine dua eden hayırlı evlat.” (Müslim, Vasiyyet, 14)   Demek ki mesele yalnızca yaşamak değil, geride hayırlı izler bırakabilmektir.   AH, KABRİN İLK GECESİ!   Halk arasında söylenen şu mısralar, insana ölümü ve kabri hatırlatır:   Yer kazdıkça serin olur, Kazıldıkça derin olur. İçine giren kaybolur, Ah, kabrin ilk gecesi!   Ey insan! Bir gün sen de bu dünyanın bütün telaşlarından ayrılacaksın. Seni sevenler son görevlerini yerine getirip geri dönecekler. Ardından dualar edilecek, gözyaşları dökülecek ve dünya kendi akışı içinde devam edecek.   Öyleyse henüz vakit varken kalp kırmaktan vazgeç! Kul hakkından sakın! Yetimin başını okşa, ihtiyaç sahibinin elinden tut, anne babanın gönlünü al. Namazını kıl, tövbeni geciktirme, iyiliği yarına bırakma.   Çünkü ölümün ne zaman kapımızı çalacağını bilmiyoruz.   Unutmayalım ki hayatın gerçekleri hastanede, hapishanede ve mezarlıkta bütün çıplaklığıyla karşımıza çıkar: Sağlık bir nimet, özgürlük bir emanet, dünya ise geçici bir imtihandır.   Öyleyse dünyaya aldanmayalım; ahireti unutmayalım. Ömrümüzü tüketmekle yetinmeyelim, onu hayırla değerlendirelim.   Rabbim bizlere imanla yaşamayı, hayırlı ameller işlemeyi, kul hakkından sakınmayı ve son nefesimizi imanla vermeyi nasip eylesin. Kabirlerimizi nur, ahiretimizi mamur eylesin.   Âmin.   Araştırmacı ve İlahiyatçı Yazar Hüseyin DENİZ
Ekleme Tarihi: 22 Ekim 2026 -Perşembe
Hüseyin Deniz

HAYATIN DEĞERINI ANLAMAK IÇIN ÜÇ YERI ZIYARET ET

HAYATI ANLAMAK İÇİN ÜÇ YERİ ZİYARET ET!

 

Sağlığın kıymetini hastanede, özgürlüğün değerini hapishanede, dünyanın faniliğini mezarlıkta anlarsın!

 

İnsan, hayatın gerçeklerini bazen bir ömür yaşar da anlayamaz. Dünya telaşına kapılır; malın, mülkün, makamın ve şöhretin peşinden koşarken asıl kıymetli olan nimetleri gözden kaçırır. Oysa hayatın hakikatini anlamak için insanın üç yeri ziyaret etmesi gerekir: Hastane, hapishane ve mezarlık!

 

Birincisi: Hastane…

 

Bir hastane odasına girin, şifa bekleyen insanları görün. Kimi bir nefesin, kimi ayağa kalkabilmenin, kimi de sevdiklerine yeniden kavuşabilmenin umuduyla bekliyor. O zaman anlarsınız ki sağlık, sahip olduğumuz en büyük nimetlerden biridir.

 

Kanuni Sultan Süleyman’ın şu sözü boşuna söylenmemiştir:

 

“Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.”

 

Gerçekten de insan, sağlığını kaybettiğinde dünyanın bütün zenginliklerinin bir nefeslik sıhhatin yerini tutmadığını anlar. Öyleyse sağlığımızın kıymetini hastalanmadan, sevdiklerimizin değerini de onları kaybetmeden bilelim.

 

İkincisi: Hapishane…

 

Bir de hapishaneleri ziyaret edin. Dört duvar arasında özgürlüğüne hasret kalan insanları düşünün. Dilediği yere gidemeyen, sevdiklerine sarılamayan, gökyüzüne bakarken bile özgürlüğün kıymetini yeniden anlayan insanların hâlini görün.

 

İşte o zaman özgürlüğün ne büyük bir nimet olduğunu anlarsınız.

 

Ancak unutmayalım: Özgürlük, insanın dilediğini yapması değil; başkasının hakkını çiğnemeden, adaletten ayrılmadan yaşayabilmesidir. Çünkü insanın bedeni dört duvar arasına girebilir ama vicdanını da hapsetmesine gerek yoktur. Asıl esaret, bazen demir parmaklıkların arkasında değil, nefsin ve kötülüklerin içinde yaşanır.

 

Üçüncüsü: Mezarlık…

 

Ve son durak mezarlık…

 

Bir mezarlığın sessizliğinde yürüyün. Dün bu dünyada yaşayan, planlar yapan, mal biriktiren, makam sahibi olan insanların bugün toprağın altında yattığını düşünün.

 

Kiminin sarayı vardı, kiminin mütevazı bir evi… Kiminin adı her yerde anılırdı, kiminin adını bugün çok az kişi hatırlıyor. Fakat hepsinin dünya hayatı sona erdi.

 

İnsan, mezarlıkta dünyanın geçiciliğini; ölümün ise kaçınılmaz bir hakikat olduğunu daha derinden hisseder. Bir gün bizim de üzerinde yürüdüğümüz toprak açılacak ve bedenimiz o toprağın altına emanet edilecektir.

 

Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur:

 

“Her nefis ölümü tadacaktır.” (Âl-i İmrân, 3/185)

 

Ölüm, inanan insan için yok oluş değil; dünya hayatından ahiret hayatına geçiştir. İnsan bu dünyadan ayrılırken malını, makamını ve şöhretini geride bırakır. Yanında götüreceği ise imanının, niyetinin ve amellerinin karşılığıdır.

 

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

 

“İnsan öldüğü zaman ameli kesilir. Ancak üç şey müstesna: Sadaka-i câriye, kendisinden faydalanılan ilim ve kendisine dua eden hayırlı evlat.” (Müslim, Vasiyyet, 14)

 

Demek ki mesele yalnızca yaşamak değil, geride hayırlı izler bırakabilmektir.

 

AH, KABRİN İLK GECESİ!

 

Halk arasında söylenen şu mısralar, insana ölümü ve kabri hatırlatır:

 

Yer kazdıkça serin olur,

Kazıldıkça derin olur.

İçine giren kaybolur,

Ah, kabrin ilk gecesi!

 

Ey insan! Bir gün sen de bu dünyanın bütün telaşlarından ayrılacaksın. Seni sevenler son görevlerini yerine getirip geri dönecekler. Ardından dualar edilecek, gözyaşları dökülecek ve dünya kendi akışı içinde devam edecek.

 

Öyleyse henüz vakit varken kalp kırmaktan vazgeç! Kul hakkından sakın! Yetimin başını okşa, ihtiyaç sahibinin elinden tut, anne babanın gönlünü al. Namazını kıl, tövbeni geciktirme, iyiliği yarına bırakma.

 

Çünkü ölümün ne zaman kapımızı çalacağını bilmiyoruz.

 

Unutmayalım ki hayatın gerçekleri hastanede, hapishanede ve mezarlıkta bütün çıplaklığıyla karşımıza çıkar: Sağlık bir nimet, özgürlük bir emanet, dünya ise geçici bir imtihandır.

 

Öyleyse dünyaya aldanmayalım; ahireti unutmayalım. Ömrümüzü tüketmekle yetinmeyelim, onu hayırla değerlendirelim.

 

Rabbim bizlere imanla yaşamayı, hayırlı ameller işlemeyi, kul hakkından sakınmayı ve son nefesimizi imanla vermeyi nasip eylesin. Kabirlerimizi nur, ahiretimizi mamur eylesin.

 

Âmin.

 

Araştırmacı ve İlahiyatçı Yazar Hüseyin DENİZ

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ordumanset.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.