AMAN HA! HIRSIMIZA HÂKİM OLALIM!
Beş dakika geç kalmak mı, bir insanın hayatını kaybetmesi mi?
İnsan bazen kendi hırsının, öfkesinin ve sabırsızlığının esiri olur. Önündeki birkaç saniyeyi kazanmak isterken, bütün bir ömrü kaybedebilir.
Anlatılan bir av hikâyesinde, kutup ayısının kan kokusuna yönelmesinden ve keskin bir baltayı yalarken kendi dilini yaralamasından söz edilir. Ayı, kendi kanının kokusuna kapılıp yaladıkça daha fazla yaralanır; yaralandıkça daha fazla kanar. Sonunda gücünü kaybeder.
Bu hikâyenin gerçekliği tartışılabilir. Fakat insan davranışları açısından verdiği mesaj son derece çarpıcıdır: Bazen insanı dışarıdan gelen bir tehlikeden önce kendi hırsı tüketir.
Trafikte de durum bundan farklı değildir.
Bir sürücü düşünün…
Önündeki aracı geçmek için sürekli korna çalıyor. Birkaç saniye kazanmak için makas atıyor. Kırmızı ışıkta sabırsızlanıyor. Yol vermedi diye başka bir sürücüyle tartışıyor. Camı açıp bağırıyor, hakaret ediyor, yumruk sallıyor.
Peki bütün bunlar ne için?
Beş dakika önce varmak için!
Ama nereye varacağımızdan daha önemli bir şey vardır:
Sağ salim varmak.
Çünkü trafik bir yarış pisti değildir. Direksiyonun başına geçtiğimizde yalnızca kendi hayatımızdan değil, karşımızdaki insanların hayatından da sorumluyuz.
Bir anlık öfke…
Bir anlık dikkatsizlik…
Bir anlık hız…
Bir anlık “Ben geçerim!” düşüncesi…
Bazen geri dönüşü olmayan bir felakete dönüşebilir.
Düşünün; evinden işe gitmek için çıkan bir baba, akşam çocuğuna kavuşamadan hayatını kaybedebilir.
Bir anne, evladının yolunu gözlerken acı bir haber alabilir.
Bir genç, birkaç saniyelik öfke yüzünden ömrünün geri kalanını pişmanlıkla geçirebilir.
Bütün bunlara değer mi?
Elbette değmez!
İşte bunun adı yalnızca trafik kuralı meselesi değildir.
Bu aynı zamanda ahlak, vicdan, sabır ve insanlık meselesidir.
Direksiyon başında insanlığımızı kaybetmemeliyiz.
Bize yol vermeyen sürücüye kızabiliriz ama hakaret etmek zorunda değiliz.
Trafikte hata yapan birini görebiliriz ama onu cezalandırmak bizim görevimiz değildir.
Bir başkasının hatasına öfkeyle karşılık vermek, iki yanlışı bir doğru yapmaz.
Sakin ol!
Nefesine hâkim ol.
Öfkene hâkim ol.
Hırsına hâkim ol.
Elin yumruğa gitmeden, ayağın gaza basmadan, dilin hakarete yönelmeden önce bir saniye düşün.
Çünkü o bir saniye, bazen bir insanın hayatıyla kendi hayatınız arasındaki fark olabilir.
Varacağınız yere beş dakika erken gitmişsiniz, on dakika geç gitmişsiniz ne fark eder?
Sizi bekleyen insan, sizin sağ salim gelmenizi ister.
Hiç kimse “Beş dakika erken geldi ama hayatını kaybetti” diye teselli bulamaz.
Trafikte asıl maharet hızlı gitmek değil, güvenli gitmektir.
Asıl güç, önündekini sıkıştırmak değildir.
Asıl güç, öfkelendiğin halde kendine hâkim olabilmektir.
Asıl cesaret, kavga etmek değil; kavganın içine girmemektir.
Unutmayalım:
Araba bir silahtan farksızdır; yanlış kullanılırsa can yakar, can alır.
Bu yüzden direksiyona geçtiğimizde sadece ehliyetimizi değil, vicdanımızı da yanımıza alalım.
Trafikte herkesin bir ailesi, bir annesi, bir babası, bir eşi, bir çocuğu vardır.
Korna çaldığınız kişi de insandır.
Önünüzde yavaş giden kişi de insandır.
Hata yapan kişi de insandır.
Ve siz de insansınız!
Öyleyse birbirimizin hayatına kastetmeden, birbirimize tahammül ederek, sabırla ve dikkatle yol alalım.
Çünkü yolda kazanacağımız birkaç dakika, hayatta kaybedeceğimiz bir ömre asla değmez.
AMAN HA!
Hırsımıza yenilmeyelim.
Öfkemize teslim olmayalım.
Sabırsızlığımızı direksiyonun başına oturtmayalım.
Trafik canavarı değil, trafik ahlakına sahip insan olalım.
Unutmayalım:
“Bir yere geç varmak, hiç varamamaktan iyidir.”
Hüseyin DENİZ
Araştırmacı ve ilahiyatçı yazar