Hüseyin Deniz
Köşe Yazarı
Hüseyin Deniz
 

DİL YARASI.

DİL YARASI…   İnsan bedenindeki yaralar zamanla iyileşir; fakat dilin açtığı yaralar, çoğu zaman yıllarca kapanmaz. Bir söz, sahibinin ağzından çıktığı anda geri dönmez. Kimi zaman bir bakıştan, bir davranıştan daha ağır gelir; insanın kalbine işler, gönlünde iz bırakır.   Dilleriyle insanları kıranlar, ibadetleriyle kendilerini temize çıkaramazlar. Çünkü ibadet, yalnızca bedenin yaptığı hareketlerden ibaret değildir. Namaz insanı kötülükten alıkoymalı, oruç nefsine hâkim olmayı öğretmeli, dua ise kalbe merhamet ve tevazu kazandırmalıdır. İbadetlerin hakikati, insanın ahlakında ve davranışlarında görünür.   Yüreğinizde merhamet yoksa, ne yapsın size binlerce ayet? Ayetler okunmak için olduğu kadar anlaşılmak, yaşanmak ve hayata taşınmak için de vardır. Kur’an’ın mesajı, insanı kibirden uzaklaştırır; adalete, merhamete, sabra ve güzel söze çağırır. Dilinden incitici sözler dökülen, gönülleri kırmayı alışkanlık hâline getiren kimse, okuduğu hakikatleri henüz kalbine indirmemiş demektir.   Peygamber Efendimiz, Müslümanın elinden ve dilinden diğer insanların güvende olduğu kimse olduğunu bildirmiştir. Demek ki Müslüman, çevresine korku değil güven vermeli; hakaret değil huzur taşımalıdır. Bir insanın kusurunu yüzüne vurmak, onu küçük düşürmek, arkasından konuşmak veya öfkeyle ağır sözler söylemek; dilin günahlarını hafife almaktır.   Bazen “Ben doğruyu söylüyorum.” diyerek kırıcı sözlerimizi meşrulaştırırız. Oysa doğru, yanlış bir üslupla söylendiğinde kalpleri onarmaz; aksine hakikatten uzaklaştırır. Nasihat, karşısındakini ezmek değil, ona iyiliği hatırlatmaktır. Merhametsiz bir dil, doğruyu bile zehirleyebilir.   İnsan, konuşmadan önce kendisine şu soruları sormalıdır: Söyleyeceğim söz doğru mu? Faydalı mı? Gerekli mi? Bu söz, karşımdakini düzeltir mi, yoksa yalnızca incitir mi? Eğer sözümüz hayır taşımıyorsa susmak, çoğu zaman en güzel ibadettir.   Unutmayalım: Kırılan bir kalbin tamiri, bazen yıllar sürer. Bir özür her yarayı hemen kapatmayabilir. Bu yüzden dilimizi korumak, yalnızca edep değil, aynı zamanda kulluk sorumluluğudur.   Allah, kalplerimizi merhametle, dillerimizi güzel sözle, davranışlarımızı güzel ahlakla süslesin. İbadetlerimizi şekilden hakikate, sözden amele, görünüşten samimiyete ulaştırsın.   Çünkü insanı Allah’a yaklaştıran yalnızca çok konuşmak ve çok ibadet etmek değil; konuştuğunda gönül yapmak, sustuğunda kötülükten sakınmak ve her hâliyle merhameti yaşatmaktır. Hüseyin DENİZ İlahiyatçı Şair ve Yazar
Ekleme Tarihi: 03 Kasım 2026 -Salı
Hüseyin Deniz

DİL YARASI.

DİL YARASI…

 

İnsan bedenindeki yaralar zamanla iyileşir; fakat dilin açtığı yaralar, çoğu zaman yıllarca kapanmaz. Bir söz, sahibinin ağzından çıktığı anda geri dönmez. Kimi zaman bir bakıştan, bir davranıştan daha ağır gelir; insanın kalbine işler, gönlünde iz bırakır.

 

Dilleriyle insanları kıranlar, ibadetleriyle kendilerini temize çıkaramazlar. Çünkü ibadet, yalnızca bedenin yaptığı hareketlerden ibaret değildir. Namaz insanı kötülükten alıkoymalı, oruç nefsine hâkim olmayı öğretmeli, dua ise kalbe merhamet ve tevazu kazandırmalıdır. İbadetlerin hakikati, insanın ahlakında ve davranışlarında görünür.

 

Yüreğinizde merhamet yoksa, ne yapsın size binlerce ayet? Ayetler okunmak için olduğu kadar anlaşılmak, yaşanmak ve hayata taşınmak için de vardır. Kur’an’ın mesajı, insanı kibirden uzaklaştırır; adalete, merhamete, sabra ve güzel söze çağırır. Dilinden incitici sözler dökülen, gönülleri kırmayı alışkanlık hâline getiren kimse, okuduğu hakikatleri henüz kalbine indirmemiş demektir.

 

Peygamber Efendimiz, Müslümanın elinden ve dilinden diğer insanların güvende olduğu kimse olduğunu bildirmiştir. Demek ki Müslüman, çevresine korku değil güven vermeli; hakaret değil huzur taşımalıdır. Bir insanın kusurunu yüzüne vurmak, onu küçük düşürmek, arkasından konuşmak veya öfkeyle ağır sözler söylemek; dilin günahlarını hafife almaktır.

 

Bazen “Ben doğruyu söylüyorum.” diyerek kırıcı sözlerimizi meşrulaştırırız. Oysa doğru, yanlış bir üslupla söylendiğinde kalpleri onarmaz; aksine hakikatten uzaklaştırır. Nasihat, karşısındakini ezmek değil, ona iyiliği hatırlatmaktır. Merhametsiz bir dil, doğruyu bile zehirleyebilir.

 

İnsan, konuşmadan önce kendisine şu soruları sormalıdır: Söyleyeceğim söz doğru mu? Faydalı mı? Gerekli mi? Bu söz, karşımdakini düzeltir mi, yoksa yalnızca incitir mi? Eğer sözümüz hayır taşımıyorsa susmak, çoğu zaman en güzel ibadettir.

 

Unutmayalım: Kırılan bir kalbin tamiri, bazen yıllar sürer. Bir özür her yarayı hemen kapatmayabilir. Bu yüzden dilimizi korumak, yalnızca edep değil, aynı zamanda kulluk sorumluluğudur.

 

Allah, kalplerimizi merhametle, dillerimizi güzel sözle, davranışlarımızı güzel ahlakla süslesin. İbadetlerimizi şekilden hakikate, sözden amele, görünüşten samimiyete ulaştırsın.

 

Çünkü insanı Allah’a yaklaştıran yalnızca çok konuşmak ve çok ibadet etmek değil; konuştuğunda gönül yapmak, sustuğunda kötülükten sakınmak ve her hâliyle merhameti yaşatmaktır.

Hüseyin DENİZ

İlahiyatçı Şair ve Yazar

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve ordumanset.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.